<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>www.yusufbayalan.com</title>
	<atom:link href="http://www.yusufbayalan.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.yusufbayalan.com</link>
	<description>Psikoterapist Yusuf BAYALAN&#039;ın Kişisel Sitesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 25 Jun 2010 07:55:48 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0</generator>
		<item>
		<title>Namaz, Panik Atak Ve Modern İnsan</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/720/namaz-panik-atak-ve-modern-insan.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/720/namaz-panik-atak-ve-modern-insan.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 11 May 2010 10:12:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapist]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/?p=720</guid>
		<description><![CDATA[Bir psikoterapistin, zorlandığını hissettiği durumlar arasında, ”sizce bu nasıl olur?” ya da “ne yapmalıyım?” tarzında sorular önemli yer tutar. Burada danışan, sorumluluğu karşı tarafa havale etmekte, yükünü hafifletmekte ve kendi içindeki çatışmadan kurtulmayı talep etmektedir. Genelde de beklenilen/umulan cevap “zaten duymak istenilen” cevaptır. Burada danışan aslında terapistine şöyle der: bana öyle bir şey söyle ki bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-721" href="http://www.yusufbayalan.com/720/namaz-panik-atak-ve-modern-insan.html/namaz11274cecpj1"><img class="alignleft size-full wp-image-721" title="namaz11274cecpj1" src="http://www.yusufbayalan.com/wp-content/uploads/2010/05/namaz11274cecpj1.jpg" alt="" width="200" height="200" /></a>Bir psikoterapistin, zorlandığını hissettiği durumlar arasında, ”sizce bu nasıl olur?” ya da “ne yapmalıyım?” tarzında sorular önemli yer tutar. Burada danışan, sorumluluğu karşı tarafa havale etmekte, yükünü hafifletmekte ve kendi içindeki çatışmadan kurtulmayı talep etmektedir. Genelde de beklenilen/umulan cevap “zaten duymak istenilen” cevaptır. Burada danışan aslında terapistine şöyle der: bana öyle bir şey söyle ki bu zaten benim duymak istediğim şey olsun. Bununla birlikte terapisti iki arada bir derede bırakan sorular da vardır. Benim için buna dönük en ilginç sorulardan biri “Namaz kılmak panik atağı azaltır mı?” oldu.<span id="more-720"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Bir psikoterapist, insan olduğu için belli dini algıya, inanç sistemine, felsefi düşünceye vb. sahip olabilir. Ancak yapmaması gereken en önemli şeylerden biri, danışanına kendi inanç sistemini bir çözüm önerisi olarak sunmak, ya da danışanın kararlarını kişisel değer yargısıyla değerlendirmektir. Dolayısıyla bana yönlendirilen soruyu terapi seansımda, ifade ettiğim temel yaklaşım doğrultusunda ele aldım. Ancak sorunun, kendisini mühim kılan çok daha önemli bir boyutu vardı: Bu sorunun sorulabilir olması! Danışanlar/hastalar toplumun psikolojik gidişatına dair çok önemli verileri içlerinde barındırırlar. Bir toplumun içinde bulunduğu ya da yöneldiği bakış açısına dair en önemli veriler belki de psikolojik destek alan, almak zorunda kalan insanlardan elde edilir. Çünkü onlar, ortalama insanın ortalama durumda gizlediği, üstünü örttüğü pek çok işareti size sunarlar. Bu açıdan danışanımın sorusu son derece önemliydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Her insan karşılaştığı problemlerin çözümü için çeşitli arayışlara(hiçbir şey yapmamak da olabilir bu) girişir. Bu arayışlar olumlu ya da olumsuz sonuçlar doğurur. Burada problemi yaşayan <strong>kişi</strong>, <strong>problem</strong>in kendisi ve probleme dönük üretilen <strong>çözüm</strong> yöntemi, üzerinde dikkatle durulması gereken boyutlardır. Panik atak problemini yaşayan kişi zamane insanıdır; yani içinde bulunduğumuz dünyanın verileriyle/iklimiyle, algısıyla, bakış açısıyla kısaca <strong>zeitgeist</strong>iyle bakan, değerlendiren, yorum yapan ve eyleme geçen insandır. Bu açıdan o insan aslında biziz ya da bizim bir parçamız, yönümüzdür. Bu insanın yaşadığı problemin de zamaneliği son derece önemlidir. Çünkü çağımız <strong>“kaygı çağı”</strong>dır ve panik atak da temeldeki kaygının dile gelme şekillerinden biridir. Zamanımızın kaygılı insanının çözüm yöntemini anlamaya çalışmak, yani bize dair olanı anlamaya çalışmak kendini tanımayı dert edinenlerin en önemli uğraşlarından biridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Psikoterapi, zamanımızda psikolojik problemlere dönük üretilen en etkin çözüm yöntemlerinden biri olduğu için danışanım panik atağının çaresi olarak psikoterapiyi görmüştü. Ama din de danışanımın hayatında belirli bir şekilde var olan, belirli bir yerde duran(danışanım Cuma namazlarına giden, oruç tutan; onun dışında çok dindar olmayan biridir) olgudur. Ve danışanım doğal olarak psikoterapi seansına “din”i getirmiş oldu; çünkü psikoterapiye, insana dair her şeyin gelmesi mümkün ve beklenilendir.</p>
<p style="text-align: justify;">Namaz, panik atak ya da başka bir hastalığa çare olur mu? Bu soru bir alime sorulmuş olsaydı muhtemelen şu meyanda cevap alınırdı: “Allah hastalığı ve şifayı yaratan sonsuz güç ve kudret sahibidir. O’nun için bir şeyin olması “ol” demesinden ibarettir. O’nun izni olmadan yaprak bile kımıldamaz. O merhametli ve çok yüzedir. Bu yüzden namaz ve dua ile Allah’tan şifa istenirse, ve Allah da bunu dilerse insan tüm hastalıklardan kurtulabilir.” Bu cevap tabii ki müslümanca bakış açısından doğrudur ve yerindedir. Ancak benim açımdan mesele, Allah’ın insana yardım etmesi ve duanın önemi(muhakkak ki bunlar da çok çok önemli meselelerdir) değildir. Mesele, zamane insanının dine yaklaşım biçimidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir insanın “müslümanca yaşamanın psikolojik problemlerle ilişkisi nedir/nasıldır?” sorusu ile “namaz panik atağa iyi gelir mi?” sorusu arasında, kendini konumlandırma, anlamlandırma açısından çok ciddi mesafe vardır. İkinci soru tam da zamane insanının sorusudur. Çünkü zamane insanı pragmatik/çıkarcıdır; yani ona göre bir şey hedefe götürüyorsa işe yarar götürmüyorsa işe yaramazdır. Buna din de dahildir. Oysa din hiç bir şekilde kendini böyle tanımlamaz. Din bir orjin, merkezdir; yani insan kendini dine göre tanımlar; yaptıklarının iyi ya da kötü, doğru ya da yanlış olduğunu dine göre belirler. Modern insana göre ise hayatın merkezinde kendisi vardır. Kendi dışındaki her şey işine yaradığı oranda değerlidir. Bu açıdan, panik atağa etkisi açısından “nefes egzersizi” ile “namaz kılma” arasındaki önem farkını işe yararlılığı belirleyecektir.  Modern insanın dine karşı takındığı tavır her şey için geçerlidir: Ne işe yarayacak? Misafir ağırlamanın bir “karı” yoksa uğraşmaya ne gerek var. Kendisine dokunmuyorsa, yılanın yapıp ettikleri modern insanın umrunda değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Modern insan otantik/sahici, derinlikli ve kalıcı olandan uzaktır. Gelip geçici olan onun daha çok tercih ettiği olmaktadır. En derinde yatan ihtiyaç ve duygularından ziyade yüzeyde hissettikleri önemlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Modern insan en nihayetinde hızlıdır; üç beş rekatla panik atağından kurtulma düşüncesi ona çekici gelmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki namaz panik atağa iyi gelir mi? Hayır! Çünkü namaz, bir bütünün parçasıdır ve parça bütünden ayrı düşünülemez. Namaz, kendini “araç” olarak gören zihinlere “kar” getirmez!!!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/720/namaz-panik-atak-ve-modern-insan.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İlişki Terapisi Ve Kalıplarımız</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/554/iliski-terapisi-ve-kaliplarimiz.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/554/iliski-terapisi-ve-kaliplarimiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Apr 2010 09:49:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[İlişki Terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[Şema Terapi]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoterapi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/?p=554</guid>
		<description><![CDATA[Şema Terapinin Öyküsü: Bir vak’a özeti Sinirlerinizi yerinden hoplatan bir eşi nerden buldunuz? Kısa bir süre önce J. Young krizdeki bir çiftle tanıştı. Kadının adı Şebnem olsun, erkek arkadaşını, adı Tayfun olsun, zalimce eleştirilerine maruz bırakıyordu. Şebnem  Tayfun’un dişlerinin çirkin olduğunu düşünüyordu ve dişlerini beyazlatmasını istiyordu.  Ayrıca vücudunun çok tüylü olduğunu ve düzenli olarak traş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><a href="http://www.yusufbayalan.com/5/sema-terapi-nedir.html" target="_blank"><img class="alignleft size-full wp-image-562" title="iStock_000011547224XSmall" src="http://www.yusufbayalan.com/wp-content/uploads/2010/04/iStock_000011547224XSmall.jpg" alt="" width="120" height="180" />Şema Terapi</a>nin Öyküsü: Bir vak’a özeti</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #ff0000;">Sinirlerinizi yerinden hoplatan bir eşi nerden buldunuz?</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kısa bir süre önce <a href="http://www.schematherapy.com/" target="_blank">J. Young </a>krizdeki bir çiftle tanıştı. Kadının adı Şebnem olsun, erkek arkadaşını, adı Tayfun olsun, zalimce eleştirilerine maruz bırakıyordu. Şebnem  Tayfun’un dişlerinin çirkin olduğunu düşünüyordu ve dişlerini beyazlatmasını istiyordu.  Ayrıca vücudunun çok tüylü olduğunu ve düzenli olarak traş olmadığından şikayet ediyordu. Randevulaştıklarında Tayfun Şebnem’i zamanında gidip almadığında (bir kaç dakika geç kaldığında ) Şebnem öfkeden köpürüyordu. Üstelik Tayfun tam 1 saatlik mesafede oturmasına ve  trafiğin çok yoğun olmasına rağmen. Şebnem saldırılarına devam ederken Dr. Young,  Tayfun’un da Şebnemle aynı fikirde olduğunu fark etti. Tayfun kendisinin korkunç derecede hatalı olduğuna inanıyordu ve Şebnem’in kendisine kızmasında da haklı olduğunu düşünüyordu. Dr. Young şuna karar verdi; Şebnem Tayfun’u seviyordu ve onu kaybetmekten korkuyordu.<span id="more-554"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Eğer Dr. Young Freudyen bir terapist olsaydı, Tayfun ve Şebnem’i davranışlarını değiştirmeleri için, özel önerilerde bulunmaksızın çocukluktaki acı dolu yaşantıları üzerinde düşünmeleri için cesaretlendirmesi gerekirdi. Dr. Young kariyerine 80’lerde popülaritesi yükselmekte olan bilişssel terapi alanında çalışarak başladı. Bilişsel terapi şunu öğretiyordu; insanların yaşamlarındaki olaylar hakkında ne düşündükleri onlar hakkında neler hissedeceklerini belirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilişsel terapinin arka planındaki adam olan Aaron T. Beck ile çalışan Dr. Young, yeni dinamik bir metodun parçası olmaktan heyecan duyuyordu. Fakat daha yolun başında iken şunu öğrendi, bu yaklaşım tek başına, ömür boyu süren ilişki problemlerinde hastalara yeterince yardımcı olmuyordu.  Bilişsel terapi sağlıklı olan insanlarda iyi idi  ve sorunu yeni oluşan insanlarda da işe yarıyordu fakat hastaların çoğu erken çoukluk yıllarından gelen büyük problemlere sahiptiler ve bu insanlar iyileşmeye yeterince cevap vermiyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Dr. Young hastalarının psikolojik profillerinde tekrarlayan örüntüler, belirli bir kaç tekrarlayan örüntü bulmaya başladı. Öyle örüntüler ki, erken çocukluğa kadar uzanan örüntüler, ki hastaların yetişkinlik düşüncelerini, davranışlarını, ilişkilerini, kariyerlerini ve yaşam tercihlerini şekilledirmeye devam ediyorlardı. Bu alışkanlıkları <a href="http://www.yusufbayalan.com/?s=hayata+a%C3%A7%C4%B1lan+pencerelerimiz">“şema” </a> olarak isimlendirdi. Ayrıca hastalarının bu kavramları daha iyi anlamaları ve onları tanımlayabilmeleri için Yunanca bir kelime olan form ( biçim, şekil, kalıp ) kelimesini ve “ yaşam tuzakları” kavramını kullandı.</p>
<p style="text-align: justify;">Şema terapi bireysel bir terapötik strateji olarak başlamasına rağmen, kısa bir süre içinde bir “çift terapisi     “ tekniğine dönüştü.  Young diyor ki : ” gördüğümüz insanların yarısından çoğu, ilişkisinde yaşadığı bir problemden dolayı bize geliyor.”Bir çift bize geldiği andan itibaren şunu düşünmeye başlarız; sorun nerde? Bunu düşünmeye başladığımız andan itibaren, çiftlerin arasında problem çıkaran bir etkileşim olduğunu farkederiz. Eşlerden birinin şeması diğerinin şemasını tetiklemekte ve gerilimi yükseltmektedir. Bazı şemalar birbirini kızıştırarak birbirleriyle köşebağı ( dirsek teması gibi ) kurarlar. Aslında Dr. Young şunu ileri sürmektedir; kara sevda, sırılsıklam aşık olmak vb. durumlar genellikle kötü şema kimyasının bir işaretidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Young Tayfun’un, <a href="http://www.yusufbayalan.com/117/kusurluluk-semasi.html">kusurluluk şeması</a>ndan muzdarip olduğundan şüpheleniyordu. Bu şu anlama geliyor, Tayfun çocukken, akranları yada ailesi tarafından eleştirildi, onlar ona aptal gibi hissettirdiler ve onun aşağılanmış hissetmesine neden oldular. Daha ileriki seanslarda sorular sorarak Young şunu öğrendi: Tayfun’un annesi, Tayfun’un abisini daha çok tutuyordu ve babası da Tayfun’un yeteneksiz olduğunu söylüyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Şebnem diğer yandan <a href="http://www.yusufbayalan.com/166/acimasiz-yuksek-standartlar.html">yüksek standartlar</a> şemasından çekiyordu. O bir çocukken ailesi ona, tam bir yüz karası olduğunu, başarısızlık abidesi olduğunu hissettirmişti.</p>
<p style="text-align: justify;">Yukarıda adı geçen iki şema, Dr. Young’ın tespit ettiği <a href="http://www.yusufbayalan.com/category/psikoterapi/sema-terapi/semalar-sema-terapi">18 şema</a>nın ikisi idi. Şema terapiye göre, bir kişi, bir kaç şema tarafından etkilenebilir. Örneğin bir insan, duygusal yoksunluk temel şemasına sahip olabilir, aynı zamanda, <a href="http://www.yusufbayalan.com/102/terkedilme-semasi.html">terkedilme</a> ve <a href="http://www.yusufbayalan.com/161/fedakarlik-semasi.html">kendini feda etme </a>şemaları tarafından da etkilenebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Young’ın çalışmaları, son kişilerarası nörobiyoloji çalışmaları ile garip bir paralelliğe sahiptir. Ki bu çalışmalar şunu öneriyorlar: kişisel ilişkilerimiz, aklımızı inşa eden nöral patikaları ( yolları ) etkiliyorlar. Duygusal anılarınız, taparcasına sevdiğiniz ya da korktuğunuz bir ebeveyn, sevdiğiniz ya da kaybettiğiniz bir eş gibi, beynin limbik sisteminde patikalar oluşturmaktadır. Bu anıları her zaman için ziyaret edebilirsiniz. Olumsuz ya da olumlu, bu patikaları yeniden güçlendirebilirsiniz. Duygusal bağlantının çukurunu derinleştirebilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Yaşam boyunca, bilincin dışında çalışan aklımız, bu eski patikaları hatırlatan herkesi kucaklamaktadır. Bu patikalar, seçmekten başka çaremiz olmadığı hissi ile aldığımız kararları “seçmek” için karşı koyulamaz bir çekim oluşturur, fakat aslında bu bizim geçmiş zihinsel haritalarımızın otomatik bir cevabıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu gelip geçenlere tuzaklarla dolu hayalet bir yol gibidir. Young diyor ki, <strong>“ bazı insanların nöral patikalar diye isimlendirdikleri ne ise, bizim şema diye adlandırdıklarımızın da gerçekten o olduğunu düşünüyoruz. ”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Sağlıklı bir ilişkiye sahip olmak isteyen fakat sağlıksız bir ilişkiye sahip birisinin, alışkanlıklarının çekimine karşı koyması için, çok sıkı çalışması gerekir ve yeni patikalar oluşturmak için işe koyulmalıdır. Bunu hem gerçekten hem de mecazi olarak yapmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Young’ın ilk adımı hastalarının sahip oldukları şemaları görmelerine yardımcı olmak olacaktır. Hastaların bakış açıları onları etkiler; ancak onlar, dünyaya bakışlarında bir yanlışlık olduğunu anlamazlar. Young Şebnem’e ailesini sorarak başladı. Şebnem annesini ve babasını, onu sürekli eleştiren yüksek seviyeli kişiler ( profesyonel kişiler ) olarak tarif etti. Eğer Şebnem  (100 ) yerine (85 – 90 ) ile geçerse, örnek olarak, annesi bir hafta boyunca ondan ilgisini esirgerdi, onu öpmez ve ona katı davranırdı.</p>
<p style="text-align: justify;">Young, annesi Şebnem’den ilgisini çektiği zaman Şebnem’in nasıl hissettiğini ve annesi hakkında ne kadar kötü hissettiğini hatırlamasına yardımcı olmaya çalıştı. Bir yetişkin olarak Şebnem, semasında sıkışmış ve takılıp kalmıştı. Çocukluk korkusuna inatla yapışarak, kendinden daha az mükemmel olan birisi ile birlikte olursa, bu bir hayal kırıklığı olacaktı. Young Şebnem’in, ailesinin sert yargılarını içselleştirdiğini biliyordu. Ancak Şebnem bunun farkında değildi. Young’ın soruları, Şebnem’in hayatına giren erkekleri incittiği yolun, annesinin onu incittiği yol olduğunu fark etmesine yardımcı oldu. Şebnem bunu, benim hissettiklerimi, Tayfun’a hissettirmek istemiyorum diyerek fark etti.</p>
<p style="text-align: justify;">Young Tayfun’a da, Şebnem’e yeterince iyi, yeterli olduğunu onaylatmayı deneyerek, aslında kötü çocukluk döngüsünü yeniden yaşamaya çalıştığını farkettirmeye çalıştı. Young ilerleyen seansları, Tayfun ve Şebnem birbirlerini üzdüklerinde, bunun acımasızca bir kasıtla olmadığını ancak eşlerden birinin diğerinin şemasını tetiklemesinden kaynaklandığını anlamalarına ayırdı.</p>
<p style="text-align: justify;">Şebnem yüksek standartlar şeması tetiklendiğinde daha dikkatli olmak zorundaydı, içinde bulunduğu durumun eleştirisini yapmalı ve anlamını bulmaya çalışmalıydı. Tayfun da Şebnem’e kendini onaylatmayı istediğinde ve kendini yetersiz hissettiğinde daha farkında olmak zorundaydı. Young bir kavga yükselmeye başladığında, sessiz kalmaları gerektiğini tavsiye etti. Şemaların çarpışması bu sessiz kalışın doğal olmadığını hissettirebilir, buna rağmen sessiz kalmaya devam etmek gerekir. Daha sonra mola verme yöntemini kullanabiliriz, sonra ayrı odalara çekilebilirler ve flash kart okumaları gerekmektedir.  Flash kart, bağlarından ( tasmasından ) kurtulmaya çalışan şemalarının sebep olduğu büyük hasarını onlara anlatması ( hatırlatması ) bakımından faydalıdır. ( Young bu yolla para ya da aileler vb. konular hakkındaki anlaşmazlıkları ortak bir sorun haline getirerek, çiftlerin düşüncelerinde bir farklılık yaratmalarına yardımcı oldu ).</p>
<p style="text-align: justify;">Şebnem için yazılmış bir flash kart örneği şöyledir:  “ Eleştirel yaklaşımım doğruymuş, geçerliymiş gibi hissetmeme rağmen, gerçek şu kesin ki, Tayfun’a karşı çok sert ve çok yargılayıcı oluyorum.  Tıpkı annemin bana yaptığının aynısı gibi. Bunun için ona karşı sakinleşmeli, dinmeliyim, onu eleştirmeyi bırakarak, yaptıklarım için özür dilemeliyim.”</p>
<p style="text-align: justify;">Young bu tekniğin başlangıçta zor görünebileceğini kabul ediyor. Terapi süreci ve aralarındaki iletişim, flash kartların okunmasını gereksiz kılabilir. Sonuçta eşler birbirlerinin örüntülerini daha hızlı yakalıyorlarsa, mola vermek zorunda da değildirler. Önemli olan çatışma yükselmeden oradan ayrılmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Terapi başarılı olduğunda bu, içlerindeki şemaların tetiklenmediği anlamına gelmez. Fakat onlar şemalarının dışarıya çıkmasına izin vermemeyi öğrenmiştirler. Çiftler şemalarını daha iyi tanır, kabul eder hale geldiklerinde şunu farkederler: <strong>güçlü hislerinden dolayı suçlanmamakta iseler de, bu güçlü duyguları daha iyi kontrol edebilmeyi öğrenmekle sorumludurlar.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şema terapi Tayfun ve Şebnem’in ilişkisini kurtardı. Dr. Young, ilişkilerin terapisinde yüksek bir başarıya sahibiz diyor. <strong>Çiftlerin ikisinin de samimi bir şekilde değişmeyi istemeleri ve davranışlarında bir yanlışlık olduğu düşüncesini kabul etmeye gönüllü olmaları terapi için çok önemliydi.</strong> ( Young şema terapinin çiftlerin % 70’i üzerinde başarılı olduğunu tahmin etmektedir. Meslektaşlarının verileri de bu yöndedir. )</p>
<p style="text-align: justify;">Şema terapiden faydalanan kişiler ortak bir şeye sahipler; davranışlarını bunca süre yönlendiren dürtünün bir adı olduğunu bilmelerinin rahatlığı ve heyecanını hissediyorlar. Yaşamlarındaki sağlıksız örüntülere tam, yeterli açıklamalar olduğunu görebiliyorlar. Yaşam tuzaklarından ve davranış haritalarından uzak durmaya çalışmaktadırlar.  Yavaş yavaş ancak azimlice, yeni bir anlayışla, sadece kendi istedikleri yönde değil,  farklı bir davranış biçimi oluşturmaya cesaret etmektedirler.</p>
<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.uzmanpsikolog.net/makaleler-2/iliski-terapisi-ve-kaliplarimiz/">http://www.uzmanpsikolog.net/makaleler-2/iliski-terapisi-ve-kaliplarimiz/</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/554/iliski-terapisi-ve-kaliplarimiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ruhumuzun Yaralı Yanları</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/487/ruhumuzun-yarali-yanlari.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/487/ruhumuzun-yarali-yanlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Mar 2010 19:02:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[Şema Terapi]]></category>
		<category><![CDATA[Şemalar]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapist]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/?p=487</guid>
		<description><![CDATA[İnsan acılı bir varlık, acısı belki de onun kaderi. Acısız bir insana, acısız bir ruha rastlamak ne mümkün. Ruhunun acılarına kapılarını kapatmak, acıyı hissetmemek ise belki de acıların en büyüğü: acının bile farkına varmamak! Neden acı çekeriz? Neden yaralanır ruhumuz? Cevabı belki de ciltlerce kitaba sığmaz ve belki de o ciltlerce kitap sorulara cevap olamaz. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-495" href="http://www.yusufbayalan.com/487/ruhumuzun-yarali-yanlari.html/aglayan_cocuk"><img class="alignleft size-full wp-image-495" title="aglayan_cocuk" src="http://www.yusufbayalan.com/wp-content/uploads/2010/03/aglayan_cocuk.jpg" alt="" width="120" height="180" /></a>İnsan acılı bir varlık, acısı belki de onun kaderi. Acısız bir insana, acısız bir ruha rastlamak ne mümkün. Ruhunun acılarına kapılarını kapatmak, acıyı hissetmemek ise belki de acıların en büyüğü: acının bile farkına varmamak!</p>
<p style="text-align: justify;">Neden acı çekeriz? Neden yaralanır ruhumuz? Cevabı belki de ciltlerce kitaba sığmaz ve belki de o ciltlerce kitap sorulara cevap olamaz. Ancak amacımız cevabı bulmaktan ziyade &#8220;cevabın peşinde olmak&#8221; olmalı belki de.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsan muhtaç bir varlık. Denir ki yaşamak için mutlak anlamda başkalarına ihtiyaç duyar insan. Bu bir sorun değil, durum; yani öyle olmasından başka bir alternatif yok. Tavuğun yumurtlamaması ne mümkün! Dolayısıyla &#8220;neden böyle?&#8221; diye hayıflanmak boşa çaba harcamaktır.<span id="more-487"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Psikoterapi ruha acılarımızı anlama ve giderme çabasıdır aslında. Bu yüzden her psikoterapi ekolü ve her psikoterapistin temel sorunsalından biridir &#8220;ruh acısı&#8221;.</p>
<p style="text-align: justify;">Şema Terapi ruhun acısını ihtiyaçlarımızın uygun şekilde giderilmemesine bağlar. Ruhumuzun yaralanmaması ya da ruhumuzun yaralarına katlanabilmemiz için (yarasız ruh belki de çocuksu bir fantazi olabilir ancak) en temel insani ihtiyaçlarımızın uygun şekilde karşılanması gerekir. Peki kim karşılayacak ihtiyaçlarımızı? Kucağına doğduğumuz anne babamız, ailemiz, toplumumuz&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">En temel insani ihtiyaçlarımızı Şema Terapi şu şekilde ele alır:</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Güvenli Bağlanma: İnsan olarak hiç de bilmediğimiz bir dünyaya doğarız. Bu yabancısı olduğumuz tehlikeli dünyada var olabilmemiz, tutunabilmemiz insalara ve dünyaya &#8220;güvenli bağlanma&#8221;mızla mümkündür. Bunun içinse sevilmeye, ait hissetmeye, kabul eilmeye, onaylanmaya, ihtiyaçlarımızın giderilmesine, tehlikelere karşı desteğe vb. ihtiyaç duyarız.</li>
<li style="text-align: justify;">Hareket Özgürlüğü, Yeterlilik Ve Olumlu Kimlik Algısı: İstediğimiz şekilde hareket edebilmeye, bizden çok daha güçlü olan dünyada bir şeyler yapabildiğimizi hissedebilmeye; en temelde olumlu, sevilesi  bir  varlık olduğumuzun bize hissettirilemesine ihtiyacımız var.</li>
<li style="text-align: justify;">Gereksinim Ve Duyguları İfade Özgürlüğü: Kendimizi, düşündüklerimizi, ihtiyaçalrımızı dile getirebilmeliyiz. Bir çocuk açısından bakıldığında daha da önemlisi dile getirdiklerimizin karşımzıdakiler tarfından önemsenmesi, yok sayılmamasıdır.</li>
<li style="text-align: justify;">Kendiliğindenlik Ve Oyun: Hepimiz insan olarak aynı olmamızla birlikte farklı varlıklarız. Bu farklılık üstünlük ya da aşağılıkla alakalı değildir. Sadece &#8220;kendimize özel&#8221; olmakla ilgilidir. Kendine özgü olanı yaşamak ve oyun bir çocuğun temel ihtiyaçlarındandır. Oyun çocuk için bir varolma biçimidir. oyun basit bir &#8220;oyun&#8221; değildir!</li>
<li style="text-align: justify;">Sağlıklı Sınırlar Ve Öz Denetim: Kendimize özgü olmamız içimizden her geleni(dürtülerimizi) rastgele, gelişgüzel yaşamamız gerektiği anlamına gelmiyor. Kendini ifade etmek, ortaya koymak kadar sağlıklı sınırlar da bir içocuğun(yani insanın) temel ihtiyacıdır. Dünya sadece bizim malımız değildir ve her istediğimiz her zaman yapamayız.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Söz konusu ihtiyaçları daha da açmak, genişletmek mümkün; ancak bu yazıda bu kadarı yeterli diye düşünüyorum. Uygun şekilde giderilmeyen her ihtiyaç ruhumuzda bir yara oluşturur; acı kaynağımız olur. Söz konusu ruh yaralarına Şema Terapi&#8217;de &#8220;Şema&#8221; adını vermekteyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Şemalar 3 temel yolla oluşurlar:</p>
<ol>
<li>
<div style="text-align: justify;">En temel ihtiyaçlarımızın zedeleyici seviyede engellenmesi</div>
</li>
<li>
<div style="text-align: justify;">Başımızda çok zor yaşantıların geçmesi(deprem, kaza, taciz vb.)</div>
</li>
<li>
<div style="text-align: justify;">İyi şeylerin abartılı dercede bize sunulması</div>
</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">Her şema belli ihtiyacımızın uygun şekilde giderilememsine bağlıdır. Söz gelimi sahip olduğumuz bazı özellikler yüzünden eleştirilir, kabul edilmez, beğenilmezsek <a href="http://www.yusufbayalan.com/117/kusurluluk-semasi.html" target="_blank">Kusurluluk Şeması </a>geliştirebiliriz. Güvenmeye ihtiyaç duyduklarımız güvenimizi zedelerse <a href="http://www.yusufbayalan.com/110/kusku-suphe-kotuye-kullanilma-semasi.html" target="_blank">Kuşkuculuk</a> hayata bağtığımız temel penceremiz olabilir. İyi şeylerin abartılı verilmesi bizi <a href="http://www.yusufbayalan.com/168/haklilik-semasi.html" target="_blank">Haklılık</a> Şemasıyla yaralayabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şema Terapi literatüründe 18 Şema(Ruh Yarası) tanımlanmıştır. Hiç bir ruhun acısı tanımlara sığmaz düşüncenize katılıyorum. Söz konusu olan bir anlama çabasıdır, tüm acıları aynı kaba dökmek değil.</p>
<p style="text-align: justify;">Ruh yarası, hakkında konuşılması çok zor ve bir yanı hep eksik kalacak konu. Aancak yaraların iyileşme süreci ise daha da zor bir konu. Belki başka yazılarda bunun (<a href="http://www.yusufbayalan.com/sema-terapi-2" target="_blank">Şema Terapi</a>nin)üzerinde de durabiliriz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/487/ruhumuzun-yarali-yanlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kent İlişkileri &#8211; Kitap Tanıtımı</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/464/464.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/464/464.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Feb 2010 13:03:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psiko Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[kent ilişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[rasim özdenören]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/?p=464</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Kent İlişkileri&#8221;, deneme üstadı Rasim Özdenören&#8216;in &#8220;Kent&#8221;e dair denemelerinden oluşan bir kitap. Kitap adının bende  ilk çağrıştırdığı &#8220;kentli insanların ilişkileri üzerine denemeler&#8221; oldu; ancak kitap insan ilişkilerinden ziyade kent kavramı üzerinde duruyor. Rasim Özdenören&#8217;in dili her zaman olduğu gibi sade ve akıcı. Bu yazılanların basit olduğuna dair bir düşünceye sevketmemeli insanı. Kitapta kent olgusuna ilişkin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-465" href="http://www.yusufbayalan.com/464/464.html/kent-iliskileri"></a><a rel="attachment wp-att-467" href="http://www.yusufbayalan.com/464/464.html/9551_kent_iliskileri"><img class="alignleft size-full wp-image-467" title="9551_Kent_iliskileri" src="http://www.yusufbayalan.com/wp-content/uploads/2010/02/9551_Kent_iliskileri.png" alt="" width="120" height="158" /></a>&#8220;Kent İlişkileri&#8221;, deneme üstadı <a href="http://www.rasimozdenoren.com/" target="_blank">Rasim Özdenören</a>&#8216;in &#8220;Kent&#8221;e dair denemelerinden oluşan bir kitap. Kitap adının bende  ilk çağrıştırdığı &#8220;kentli insanların ilişkileri üzerine denemeler&#8221; oldu; ancak kitap insan ilişkilerinden ziyade kent kavramı üzerinde duruyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Rasim Özdenören&#8217;in dili her zaman olduğu gibi sade ve akıcı. Bu yazılanların basit olduğuna dair bir düşünceye sevketmemeli insanı. Kitapta kent olgusuna ilişkin açıklamalara, kent-köy karşılaştırmalarına, kentli-köylü özelliklerine vb. rastlayabilirsiniz. Kitaptaki bazı denemelerin başlıkları şöyle:</p>
<ul>
<li>
<div style="text-align: justify;">Ahşap Pencereler</div>
</li>
<li>
<div style="text-align: justify;">Bilinmeyen Bir Kentin Sokaklarında Yürümek</div>
</li>
<li>
<div style="text-align: justify;">Kentin Okları</div>
</li>
<li>
<div style="text-align: justify;">Kent, Kaçma Ve Göçme</div>
</li>
<li>
<div style="text-align: justify;">Bir Kentten Sıkılmak</div>
</li>
<li>
<div style="text-align: justify;">Kent İlişkileri</div>
</li>
<li>
<div style="text-align: justify;">Kent Ve Yalnızlık</div>
</li>
<li>
<div style="text-align: justify;">Kent, Bedevi Ve Tüccar</div>
</li>
<li>
<div style="text-align: justify;">Kent Ve Özgürlük</div>
</li>
<li>
<div style="text-align: justify;">Karşı Mabed: Karşı kent</div>
</li>
<li>
<div style="text-align: justify;">Mantar Kent</div>
</li>
<li>
<div style="text-align: justify;">Kentin sesi</div>
</li>
<li>
<div style="text-align: justify;">Kent Ve Ölüm &#8230;.</div>
</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Kent İlişkileri <a href="http://www.iz.com.tr/" target="_blank">İz Yayıncılık</a>&#8216;tan çıktı.</p>
<p style="text-align: justify;">İyi okumalar&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/464/464.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ey Ölüm</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/266/ey-olum.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/266/ey-olum.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 07 Jan 2010 14:52:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Blog]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapist]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/?p=266</guid>
		<description><![CDATA[hep tepemdesin ey ölüm. seni yanımda hissettiğimde böyle bir cümleye ihtiyacım olmayacak; çünkü yan yana olmak başka bir şeydir tepede ve aşağıda olmaktan. sen olmasaydın ne kederim olurdu ne de hüznüm; ne de bu yazıyı yazardım! ne umudum olurdu sen olmasaydın, ne de hayal kurardım! sen bana hep uzak gelirdin çocukken. senin soğukluğunu algılamakta zorluk çekerdim. ailemden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" title="mezar" src="http://www.zafersen.com/images/ozel_haberler/osmanli_mezar_taslari/osm_mezar_taslari4.jpg" alt="" width="120" height="180" />hep tepemdesin ey ölüm.</p>
<p style="text-align: justify;">seni yanımda hissettiğimde böyle bir cümleye ihtiyacım olmayacak; çünkü yan yana olmak başka bir şeydir tepede ve aşağıda olmaktan.</p>
<p style="text-align: justify;">sen olmasaydın ne kederim olurdu ne de hüznüm; ne de bu yazıyı yazardım! ne umudum olurdu sen olmasaydın, ne de hayal kurardım!<span id="more-266"></span></p>
<p style="text-align: justify;">sen bana hep uzak gelirdin çocukken. senin soğukluğunu algılamakta zorluk çekerdim. ailemden kimseye yaklaşmamıştın bir dönem ve ben de sani hep başkalrı için varmışsın gibi algıladım. sonraları bu duruma i. yalom’un “kişisel özel oluş duygusu” dediğini gördüm. evet ben özeldim sanki o dönemler, sen başkaları için vardın.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">sonraları gittikçe yaklaştın bana. çok sevdiğim dedeme uğradığında daha bir soğuk oldun.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">zamanla anladım senin “özel”inin olmamasının bir özelliğin olduğunu.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">ama ilginçtir bana hala “korkutucu” gelmiyorsun. belki de hala yeterince yakın algılamıyorum seni; eh ne de olsa henüz çok gencim ve seninle aramdaki “paravan”larım hayattalar. anne babamın ve yakınlarımın seninle aramdaki paravan olduğunu da yalom’dan öğrendim. benim de kızım için bir paravan olduğumu bilmem ise ilginç bir durum.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">bir yanım senden korkmuyor ama ayrılık sahneleri gözlerimi buğulandırıyor. bu bir çelişki midir? kızım doğduktan sonra daha çok dikkat çekici hale geldin benim için.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">ey ölüm</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">denir ki, bazıları seni hayattayken yaşarlar; sen onlara gelmeden onlar sen olurlar. ölmeden önce ölürler yani. bunun ne demek olduğunu anladığımda böylesi bir yazıya ihtiyaç duymam belki de.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">ey ölüm. cesaret senden korkmamak değil; tüm korkutuculuğuna rağmen “yaşamak”tır belki de. senden korkuyorum yazdıkça, ürperiyorum; pek çok şey anlamsız oluyor hayatta.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">ey ölüm……</p>
<p style="text-align: justify;">Psikoterapist Yusuf BAYALAN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/266/ey-olum.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>955</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>OKB&#8217;nin Sebepleri</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/253/okbnin-sebepleri.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/253/okbnin-sebepleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Jan 2010 08:57:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Okb]]></category>
		<category><![CDATA[okb]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapist]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=253</guid>
		<description><![CDATA[OKB’nin oluşumuna etki eden faktörler net bir şekilde belirlenememiştir. Bununla birlikte hastalığın oluş sebepleri arasında aşağıdaki faktörler belirtilmiştir: ·        Biyolojik etkenler: OKB 20-30 yıl öncesine kadar ruhsal kökenli bir hastalık olarak kabul edilirdi. Ancak yakın zamanda yapılan çalışmalar OKB’ye biyolojik ve nörolojik yapılanmanın etki ettiğini göstermektedir. ·        Sosyal etkenler: OKB hastalığına, kişinin içinde doğup büyüdüğü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-551" href="http://www.yusufbayalan.com/253/okbnin-sebepleri.html/ivh"><img class="alignleft size-full wp-image-551" title="ivh" src="http://www.yusufbayalan.com/wp-content/uploads/2010/01/ivh.jpg" alt="" width="120" height="180" /></a>OKB’nin oluşumuna etki eden faktörler net bir şekilde belirlenememiştir. Bununla birlikte hastalığın oluş sebepleri arasında aşağıdaki faktörler belirtilmiştir:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>·        Biyolojik etkenler:</strong> OKB 20-30 yıl öncesine kadar ruhsal kökenli bir hastalık olarak kabul edilirdi. Ancak yakın zamanda yapılan çalışmalar OKB’ye biyolojik ve nörolojik yapılanmanın etki ettiğini göstermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>·        Sosyal etkenler:</strong> OKB hastalığına, kişinin içinde doğup büyüdüğü ortamın etkili olduğu düşünülmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>·        Psikolojik etkenler:</strong> Bu grupta kişinin geliştirdiği kişilik yapısı(mükemmelliyetçi, titiz vb.), sahip olduğu öğrenmeler(ebeveynden görme gibi)in önemli olduğu kabul edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye&#8217;de yapılan bir araştırmada OKB hastalarında özellikle <a href="http://yusufbayalan.com/Dayanaks%FDzl%FDk-%DEemas%FD.php" target="_blank">dayanıksızlık</a>, <a href="http://yusufbayalan.com/Sosyal-%DDzolasyon-%DEemas%FD.php" target="_blank">sosyal izolasyon</a>, <a href="http://yusufbayalan.com/Karamsarl%FDk-%DEemas%FD.php" target="_blank">karamsarlık</a>, <a href="http://yusufbayalan.com/Duygusal-Yoksunluk-%DEemas%FD.php" target="_blank">duygusal yoksunluk</a>, <a href="http://yusufbayalan.com/Kusurluluk-Utan%E7-%DEemas%FD.php" target="_blank">kusurluluk</a>, <a href="http://yusufbayalan.com/Ba%FEar%FDs%FDzl%FDk-%DEemas%FD.php" target="_blank">başarısızlık</a>, <a href="http://yusufbayalan.com/Boyun-E%F0icilik-Teslimcilik-%DEemas%FD.php" target="_blank">teslimiyetçilik</a>, <a href="http://yusufbayalan.com/Ac%FDmas%FDz-Y%FCksek-Standartlar-%DEemas%FD.php" target="_blank">yüksek standartlar</a>, <a href="http://yusufbayalan.com/Hakl%FDl%FDk-%DEemas%FD.php" target="_blank">haklılık</a>, <a href="http://yusufbayalan.com/Onay-Aray%FDc%FDl%FDk-%DEemas%FD.php" target="_blank">onay arayıcılık</a> şemalarının aktif olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/253/okbnin-sebepleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Obsesyon Ve Kompulsiyon Çeşitleri</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/250/obsesyon-ve-kompulsiyon-cesitleri.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/250/obsesyon-ve-kompulsiyon-cesitleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Jan 2010 08:54:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Okb]]></category>
		<category><![CDATA[obsesif kompulsif bozukluk]]></category>
		<category><![CDATA[okb]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=250</guid>
		<description><![CDATA[Obsesyonlar Obsesyonun türkçe karşılığı “saplantı”dır.  Saplantı, yineleyici, ısrarlı, anksiyete(sıkıntı, bunaltı)ye neden olan ve istenmeden gelen(intrusive), benliğe yabancı(ego distonik) düşünce, dürtü ya da imajlar(düşlem, hayal, zihinsel resim)dır. Obsesyon için günlük dilde şüphe, evham, kuşku  gibi kelimeler kullanılır. “Ya kapıyı açık unuttuysam?”, “Acaba elime mikrop bulaştı mı?” vb. düşünceler obsesyonlara örnek gösterilebilir. Obsesyonlar üç temel formda gerçekleşirler: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #993300;"><img class="alignleft" title="okb" src="http://www.aktuelpsikoloji.com/images/haber/858.jpg" alt="" width="120" height="180" />Obsesyonlar</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Obsesyonun türkçe karşılığı “saplantı”dır.  Saplantı, yineleyici, ısrarlı, anksiyete(sıkıntı, bunaltı)ye neden olan ve istenmeden gelen(intrusive), benliğe yabancı(ego distonik) düşünce, dürtü ya da imajlar(düşlem, hayal, zihinsel resim)dır. Obsesyon için günlük dilde şüphe, evham, kuşku  gibi kelimeler kullanılır. “Ya kapıyı açık unuttuysam?”, “Acaba elime mikrop bulaştı mı?” vb. düşünceler obsesyonlara örnek gösterilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Obsesyonlar üç temel formda gerçekleşirler: 1- Obsesif düşünce(inatçı bir şekilde zihne sokulan, kişiyi rahatsız edici düşünceler) 2- Obsesif imaj(kişiyi  rahatsız edici görsel ya da canlı yaşantılar) 3- Obsesif dürtü(kişiyi istenmeyen davranışa zorlayan dürtüler)<span id="more-250"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Obsesyon içerikleri </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Okb hastalığı içerisinde çok farklı obsesyonlar ve kompulsiyonlar vardır. Bir hastada bunların sadece biri olabileceği gibi bir kaçı da aynı anda bulunabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">§  <strong>Bulaşma obsesyonu:</strong> Çeşitli çalışmalarda en sık karşılaşılan obsesyon çeşididir. Okb hastalarında bulunma oranı %45-55’tir. Bu obsesyon, kişinin mikrop, pislik, kir vb. araçlarla kirleneceğine dair zorayıcı bir inancı içerir. Bulaşma obsesyonuna sahip kişiler aşırı temizlik yapma gibi kompulsif davranışlara sahip olabileceği gibi mikrop bulaştıracak ortamlardan uzaklaşma gibi kaçınma davranışları da sergileyebilirler. Bu tür obsesyonu olan kişiler anksiyete ile birlikte utanma ve tiksinme duygularını yoğun yaşarlar.</p>
<p style="text-align: justify;">§  <strong>Kuşku obsesyonu:</strong> Kirlenmeden sonra en sık karşılaşılan obsesyon türüdür. Okb hastalarında bulunma oranı %42 civarındadır.  Bu obsesyona sahip kişiler yaptıkları şeylerden emin olamazlar. “Acaba ocağı kapattım mı?”, “Acaba kappıyı kilitledim mi?” vb. sorular zihinlerini sürekli meşgul eder. Bu tür obsesyonlarda yapılan şeyden ya da ihmalden kişinin kendisine ya da başkalarına zarar gelme endişesi söz konusudur. Yaşanılan duygu daha çok hata ve suçluluktur. Bu obsesyonları kontroletme kompulsiyonları izler.</p>
<p style="text-align: justify;">§  <strong>Saldırganlık obsesyonu: </strong>Kişinin kendine ya da başkalarına zarar verme ile ilgili düşünceleri içerir. Obsesyonlar içindeki yaygınlığı %10-20’dir. Bu tür obsesyonu olan kişiler “Acaba intihar eder miyim?”, “Ya çocuğumu bıçaklarsam?” vb. tarzında düşüncelere sahip olurlar. Bu obsesyonlarla mücadele etmek için, bıçak, makas gibi saldırı aracı olarak kullanılabilecek eşyalardan uzak durma, yüksek yerlerden uzak durma, sevilen kişilerden uzak durma gibi kompulsif davranışlar  sergilenebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">§  <strong>Cinsel obsesyonlar: </strong>Okb içindeki yaygınlığı %13-26’dır. Ayıplanacak şekilde, kendisiyle ya da başkalarına dönük cinsel içerikli obsesyonlardır. Çoğunlukla kişinin hemcinsiyle ya da çocuklarıyla cinsel ilişki yaşamasına dönük ortaya çıkarlar. Bu tür obsesyonlara kontrol ve yıkanma kompulsiyonları eşlik eder. Utanma, suçluluk, günahkarlık gibi duygular yoğun olarak yaşanabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">§  <strong>Dinsel obsesyon: </strong>Dini ve ahlaki değerlere(Allah, peygamber vb.) karşı kabul edilemez olarak algılanan düşüncelere sahip olmaktır. Yaygınlığı kültüre göre değişkenlik gösterebilir. Türkiye’deki okb hastakları arasındaki yaygınlığı %11-42 arasında değişmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">§  <strong>Simetri obsesyonu: </strong>Her şeyin düzenli, yerli yerinde vb. olması gerekliliği ile ilgili düşüncelerdir. Bu obsesyonlara düzeltme, sıraya koyma vb. kompulsif davranışlar eşlik edebilir. Bu tür obsesyonu olan kişilerin sabah hazırlığı çok uzun süreler alabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">§  <strong>Somatik obsesyon: </strong>Kanser gibi hayatı tehdit eden hastalıklarla aşırı düşünme şeklinde ortaya çıkar. Hasta olma korkusu yoğun yaşanılan bir duygudur. Kişiler hastalıklardan korunmak için çeşitli(tetkik yaptırmak, tansiyonu kontrol etmek vb.) yöntemlerle aşırı ilgili olabilirler.</p>
<p style="text-align: justify;">§  <strong>Biriktirme, saklama obsesyonları: </strong>Kişinin kendisi için maddi ya da manevi değeri olmayan eşyaları saklaması ile ilgili obsesyonlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">§  <strong>Diğer obsesyonlar: </strong>Yukarıda sayılanların dışında bilme ve hatırlama ihtiyacı, belirli şeyleri söyleme korkusu, doğru şeyleri söylememe korkusu, bir şeyleri kaybetme korkusu, uğurlu ve uğursuz sayılar, özel anlamı olan renkler vb. obsesyonlar da vardır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="color: #993300;">Kompulsiyonlar </span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kompulsiyonun türkçe karşılığı “zorlantı”dır. Zorlantı, obsesyonların verdiği rahatsızlıklarla mücadele etmek için gerçekleştirilen, yineleyici, kişinin yapmaktan kendisini alıkoyamadığı davranışlar ya da zihinsel eylemlerdir. Kapının, açık unutulma ihtimaline karşın bunaltıcı derecede kontrol edilmesi, mikrop bulaşma ihtimaline karşın ellerin yıkanması ilgili obsesif düşüncelere karşı geliştirilen kompulsif davranışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kompulsiyonların temel amacı obsesyonların ortaya çıkardığı sıkıntıyı azaltmaktır. Ancak ilk etapta geçici bir rahatlık yaşatsalar da uzun vadede OKB hastalığının devam etmesinde en büyük etkeni oluştururlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Kompulsiyonların bazıları gözle görülebilen davranışlarken(el yıkamak gibi) bazıları da zihinde gerçekleşen davranışlar(sayı saymak gibi)dır.</p>
<p style="text-align: justify;">Obsesyon ve kompulsiyonlar genelde birlikte görülebildiği gibi sadece obsesyonların olduğu vakalar da vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">OKB hastası düşüncelerinin ve davranışlarının saçma ve gereksiz olduğunu bilir; fakat bunları yapmaktan kendini alıkoyamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Obsesyon ve kompulsiyonlar pek çok insanın hayatında zaman zaman olabilir. Araştırmalar normal insanların yüzde sekseninin, zaman zaman OKB hastalarını rahatsız eden düşüncelere benzeyen zorlayıcı  düşüncelere kapıldıklarını göstermektedir. Bu düşünce ve davranışlar OKB’li hastalara göre daha kısa süreli, benliğe daha az yabancı, zihinden kolay atılan, belirgin sıkıntı oluşturmadan ve önemli etkisizleştirme (nötralizasyon) çabası gerektirmeden yaşanırlar. Obsesif kompulsif bozukluğundan bahsedilebilmesi için “söz konusu düşünce ve davranışların, sürekli tekrarlayıcı, kişinin günlük hayatını, sosyal yaşamını akademik ve mesleki işlevselliğini olumsuz etkileyecek derecede şiddetli olmalıdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/250/obsesyon-ve-kompulsiyon-cesitleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>OKB&#8217;li Kişilerde Görünüm Ve Davranış</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/247/okbli-kisilerde-gorunum-ve-davranis.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/247/okbli-kisilerde-gorunum-ve-davranis.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Jan 2010 08:52:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Okb]]></category>
		<category><![CDATA[0bsesif kompuşsif bozukluk]]></category>
		<category><![CDATA[okb]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapist]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=247</guid>
		<description><![CDATA[Genel görünüm ve davranış: Okb’li kişiler aşırı titiz, düzenli, kontrollü ve kuralcıdırlar. Hastalık ilerledikçe kişinin düzeni bozulabilir ve hareketlerinde bir kararsızlık söz konusu olabilir.   Konuşma ve ilişki kurma: Konuşma düzgün ve denetimlidir. Kelime sonlarındaki harflere baskı yapılarak konuşulur. Sözcük seçiminde dikkatli davranılır. Konuşmalarda ayrıntılara vurgu dikkat çekebilir. İlişki kurmada da titizlik, kuralcılık ve zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong><img class="alignleft" title="okbb" src="http://www.aktuelpsikoloji.com/images/haber/503.jpg" alt="" width="120" height="180" />Genel görünüm ve davranış: </strong>Okb’li kişiler aşırı titiz, düzenli, kontrollü ve kuralcıdırlar. Hastalık ilerledikçe kişinin düzeni bozulabilir ve hareketlerinde bir kararsızlık söz konusu olabilir. <strong></strong> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Konuşma ve ilişki kurma: </strong>Konuşma düzgün ve denetimlidir. Kelime sonlarındaki harflere baskı yapılarak konuşulur. Sözcük seçiminde dikkatli davranılır. Konuşmalarda ayrıntılara vurgu dikkat çekebilir. İlişki kurmada da titizlik, kuralcılık ve zaman zaman sıkıcı derecede saygılılık görülebilir.  </p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Duygulanım: </strong>Kişi saplantı ve zorlantılarından ötürü çok büyük bir bunaltı(anksiyete) yaşar. Dikkat çekici bir nokta, kişi başından geçen olumsuz yaşantıları anlatırken duygudan yalıtılmış biçimde anlatabilir. Depresyonun eşlik ettiği okb’de depresif duygular(üzüntü, ümitsizlik, çaresizlik vb.) yoğun yaşanabilir.  </p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bilişsel yetiler: </strong>Okb’li insanlar genellikle zeki ve bellekleri güçlü kişilerdir. Olayların ayrıntılarını iyi hatırlarlar. Algı ve yönelim bozukluğu olmaz. Yineleyen saplantıları nedeni ile bazen dikkatleri dağılabilir. Bazen bir şeyleri yapıp yapmama noktasında tereddütleri olsa da bu bir bellek bozukluğu göstergesi değildir. <strong></strong> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Düşünce süreci ve içeriği: </strong>Okb’li kişilerin düşünceleri düzgün, eksiksiz ve ayrıntıcıdır. Düşünce içeriğinde ise obsesyonlar yer alır. Düşünce içeriğinin ayrıntılarını ise kişinin sahip olduğu obsesyonun türü belirler: kuşkuculuk, suçluluk vb. düşüncelerde ikirciklilik(tereddüt), kararsızlık çok belirgindir. Kişi çok fazla “Ya öyleyse?”, “Acaba…..mı?” vb. şeklinde düşünebilir. <strong></strong> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hareket: </strong>Okb’li kişinin hareketlerinde obsesyonların bunaltıcı etkisini gidermek için zorlantılı davranışlar(kompulsiyon) görülür. Belli şeyleri yapmak ya da yapmamak, ellerini abartılı şekilde yıkamak vb. buna örnek oluşturabilir. Bu hareketler zamanla kalıplaşıp törensel bir hal(ritüel) alabilir.  </p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Fizik ve fizyolojik belirtiler: </strong>Kişideki fizyolojik belirtiler bunaltıya özgü olarak değişebilir. Mesela ellerini ileri derecede yıkayanlarda deterjan izleri ve yaralar görülebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/247/okbli-kisilerde-gorunum-ve-davranis.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Obsesif Kompulsif Bozukluk Nedir?</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/243/obsesif-kompulsif-bozukluk-nedir.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/243/obsesif-kompulsif-bozukluk-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Jan 2010 08:49:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Okb]]></category>
		<category><![CDATA[obsesif kompulsif bozukluk]]></category>
		<category><![CDATA[okb]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=243</guid>
		<description><![CDATA[Obsesif kompulsif bozukluk(OKB) DSM-IV-TR(Amerikan Psikiyatri Birliği: Psikiyatride Hastalıkların Tanımlanması Ve Sınıflandırılması El Kitabı, Yeniden Gözden Geçirilmiş Dördüncü Baskı)’de Anksiyete Bozuklukları başlığı altında ele alınan bir hastalıktır. Obsesif kompulsif bozukluk, istenmeden gelen, uygunsuz olarak yaşanan, belirgin anksiyete ve sıkıntıya neden olan, benliğe yabancı ve yineleyici özellikte sürekli düşünceler, dürtüler (impulslar) veya düşlemler (imajlar) olarak tanımlanan obsesyonlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft" title="okb" src="http://www.pfizer.com.tr/Img/content/obs2.gif" alt="" width="120" height="180" />Obsesif kompulsif bozukluk(OKB) DSM-IV-TR(Amerikan Psikiyatri Birliği: Psikiyatride Hastalıkların Tanımlanması Ve Sınıflandırılması El Kitabı, Yeniden Gözden Geçirilmiş Dördüncü Baskı)’de Anksiyete Bozuklukları başlığı altında ele alınan bir hastalıktır. Obsesif kompulsif bozukluk, istenmeden gelen, uygunsuz olarak yaşanan, belirgin anksiyete ve sıkıntıya neden olan, benliğe yabancı ve yineleyici özellikte sürekli düşünceler, dürtüler (impulslar) veya düşlemler (imajlar) olarak tanımlanan obsesyonlar ve bunlara ikincil olarak gelişen kişinin yapmaktan kendini alıkoyamadığı yineleyici davranışlar veya zihinsel eylemler olarak tanımlanan kompulsiyonlarla karakterize bir bozukluktur. Okb, kendine özgü, karışık, heterojen bir durumdur ve hastada zihinsel ve davranışsal belirtilerin aynı anda görülmesini içerir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>DSM-IV- TR’ye Göre Obsesif-Kompulsif Bozukluk Tanı Ölçütleri: </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>A.      </strong>Obsesyonlar ya da kompulsiyonlar vardır:</p>
<p style="text-align: justify;">Obsesyonlar aşağıdakilerden (1), (2), (3) ve (4) ile tanımlanır:</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">(1). Bu bozukluk sırasında kimi zaman istenmeden gelen ve uygunsuz olarak yaşanan ve belirgin anksiyete ya da sıkıntıya neden olan, yineleyici ve sürekli düşünceler dürtüler ya da düşlemler.</p>
<p style="text-align: justify;">(2). Düşünceler, dürtüler ya da düşlemler sadece gerçek yaşam sorunları hakkında duyulan aşırı üzüntüler değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">(3). Kişi bu düşünceleri, dürtüleri ya da düşlemlerine önem vermemeye ya da baskılamaya çalışır veya başka bir düşünce ya da eylemle bunları etkisizleştirmeye çalışır.  </p>
<p style="text-align: justify;">(4). Kişi obsesyonel düşüncelerini, dürtülerini ya da düşlemlerini kendi zihninin bir ürünü olarak görür (düşünce sokulmasında olduğu gibi değildir).<span id="more-243"></span></p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Kompulsiyonlar aşağıdakilerden(1) ve (2) ile tanımlanır:</p>
<p style="text-align: justify;">(1). Bir tepki olarak ya da katı bir biçimde uygulanması gereken kurallarına göre yapmaktan kendini alıkoyamadığı yineleyici davranışlar (örneğin; el yıkama, düzene koyma, kontrol etme) ya da zihinsel eylemler ( örneğin; dua etme, sayı sayma, birtakım sözcükleri sessiz bir biçimde söyleyip durma).</p>
<p style="text-align: justify;">(2). Davranışlar ya da zihinsel eylemler, sıkıntıdan kurutulmaya ya da var olan sıkıntıyı azaltmaya ya da korku yaratan olay ya da durumdan korunmaya yöneliktir, ancak bu davranışlar ya da zihinsel eylemler ya etkisizleştirilmesi ya da korunulması tasarlanan şeylerle gerçekçi bir biçimde ilişkili değildir ya da açıkça çok aşırı bir düzeydedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>B. </strong>Bu bozukluğun gidişi sırasında bir zaman kişi obsesyon ya da kompulsiyonlarının aşırı ya da anlamsız olduğunu kabul eder. <strong>Not: </strong>Bu çocuklar için geçerli değildir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>C. </strong>Obsesyon ya da kompulsiyonlar belirgin bir sıkıntıya neden olur, zamanın boş harcanmasına yol açar (günde 1 saatten daha uzun zaman alırlar) ya da kişinin olağan günlük işlerini, mesleki (ya da eğitimle ilgili) işlevselliğini ya da toplumsal etkinliklerini ya da ilişkilerini önemli ölçüde bozar.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>D. </strong>Başka bir Eksen I bozukluğu varsa, obsesyon ya da kompulsiyonların içeriği bununla sınırlı değildir ( örneğin; bir Yeme Bozukluğunun olması durumunda yemek konusu üzerinde düşünüp durma; Trikotillomaninin olması durumunda saç çekme üzerinde durma; Vücut Dismorfik Bozukluğunun olması durumunda dış görünümle aşırı ilgilenme; bir madde kullanım bozukluğunun olması durumunda ilaçlar üzerine düşünüp durma; Hipokondriazisin olası durumunda ciddi bir hastalığı olduğu biçiminde düşünüp durma; bir parafilinin olması durumunda cinsel dürtüler ya da fanteziler üzerinde düşünüp durma ya da Majör depresif bozukluk olması durumunda suçluluk üzerine geviş getirircesine düşünme).</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>E. </strong>Bu bozukluk bir maddenin ( örneğin; kötüye kullanılabilen bir ilaç ya da tedavi için kullanılan bir ilaç) ya da tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">İçgörüsü az olan tip: O sıradaki epizodda çoğu zaman kişi obsesyon ya da kompulsiyonlarının aşırı ya da anlamsız olduğunu kabul etmiyorsa.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Obsesyonlar </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Obsesyonun türkçe karşılığı “saplantı”dır.  Saplantı, yineleyici, ısrarlı, anksiyete(sıkıntı, bunaltı)ye neden olan ve istenmeden gelen(intrusive), benliğe yabancı(ego distonik) düşünce, dürtü ya da imajlar(düşlem, hayal, zihinsel resim)dır. Obsesyon için günlük dilde şüphe, evham, kuşku  gibi kelimeler kullanılır. “Ya kapıyı açık unuttuysam?”, “Acaba elime mikrop bulaştı mı?” vb. düşünceler obsesyonlara örnek gösterilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Obsesyonlar üç temel formda gerçekleşirler: 1- Obsesif düşünce(inatçı bir şekilde zihne sokulan, kişiyi rahatsız edici düşünceler) 2- Obsesif imaj(kişiyi  rahatsız edici görsel ya da canlı yaşantılar) 3- Obsesif dürtü(kişiyi istenmeyen davranışa zorlayan dürtüler)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Obsesyon içerikleri </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Okb hastalığı içerisinde çok farklı obsesyonlar ve kompulsiyonlar vardır. Bir hastada bunların sadece biri olabileceği gibi bir kaçı da aynı anda bulunabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">§  <strong>Bulaşma obsesyonu:</strong> Çeşitli çalışmalarda en sık karşılaşılan obsesyon çeşididir. Okb hastalarında bulunma oranı %45-55’tir. Bu obsesyon, kişinin mikrop, pislik, kir vb. araçlarla kirleneceğine dair zorayıcı bir inancı içerir. Bulaşma obsesyonuna sahip kişiler aşırı temizlik yapma gibi kompulsif davranışlara sahip olabileceği gibi mikrop bulaştıracak ortamlardan uzaklaşma gibi kaçınma davranışları da sergileyebilirler. Bu tür obsesyonu olan kişiler anksiyete ile birlikte utanma ve tiksinme duygularını yoğun yaşarlar.</p>
<p style="text-align: justify;">§  <strong>Kuşku obsesyonu:</strong> Kirlenmeden sonra en sık karşılaşılan obsesyon türüdür. Okb hastalarında bulunma oranı      ?              .  Bu obsesyona sahip kişiler yaptıkları şeylerden emin olamazlar. “Acaba ocağı kapattım mı?”, “Acaba kappıyı kilitledim mi?” vb. sorular zihinlerini sürekli meşgul eder. Bu tür obsesyonlarda yapılan şeyden ya da ihmalden kişinin kendisine ya da başkalarına zarar gelme endişesi söz konusudur. Yaşanılan duygu daha çok hata ve suçluluktur. Bu obsesyonları kontroletme kompulsiyonları izler.</p>
<p style="text-align: justify;">§  <strong>Saldırganlık obsesyonu: </strong>Kişinin kendine ya da başkalarına zarar verme ile ilgili düşünceleri içerir. Obsesyonlar içindeki yaygınlığı %10-20’dir. Bu tür obsesyonu olan kişiler “Acaba intihar eder miyim?”, “Ya çocuğumu bıçaklarsam?” vb. tarzında düşüncelere sahip olurlar. Bu obsesyonlarla mücadele etmek için, bıçak, makas gibi saldırı aracı olarak kullanılabilecek eşyalardan uzak durma, yüksek yerlerden uzak durma, sevilen kişilerden uzak durma gibi kompulsif davranışlar  sergilenebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">§  <strong>Cinsel obsesyonlar: </strong>Okb içindeki yaygınlığı %13-26’dır. Ayıplanacak şekilde, kendisiyle ya da başkalarına dönük cinsel içerikli obsesyonlardır. Çoğunlukla kişinin hemcinsiyle ya da çocuklarıyla cinsel ilişki yaşamasına dönük ortaya çıkarlar. Bu tür obsesyonlara kontrol ve yıkanma kompulsiyonları eşlik eder. Utanma, suçluluk, günahkarlık gibi duygular yoğun olarak yaşanabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">§  <strong>Dinsel obsesyon: </strong>Dini ve ahlaki değerlere(Allah, peygamber vb.) karşı kabul edilemez olarak algılanan düşüncelere sahip olmaktır. Yaygınlığı kültüre göre değişkenlik gösterebilir. Türkiye’deki okb hastakları arasındaki yaygınlığı %11-42 arasında değişmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">§  <strong>Simetri obsesyonu: </strong>Her şeyin düzenli, yerli yerinde vb. olması gerekliliği ile ilgili düşüncelerdir. Bu obsesyonlara düzeltme, sıraya koyma vb. kompulsif davranışlar eşlik edebilir. Bu tür obsesyonu olan kişilerin sabah hazırlığı çok uzun süreler alabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">§  <strong>Somatik obsesyon: </strong>Kanser gibi hayatı tehdit eden hastalıklarla aşırı düşünme şeklinde ortaya çıkar. Hasta olma korkusu yoğun yaşanılan bir duygudur. Kişiler hastalıklardan korunmak için çeşitli(tetkik yaptırmak, tansiyonu kontrol etmek vb.) yöntemlerle aşırı ilgili olabilirler.</p>
<p style="text-align: justify;">§  <strong>Biriktirme, saklama obsesyonları: </strong>Kişinin kendisi için maddi ya da manevi değeri olmayan eşyaları saklaması ile ilgili obsesyonlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">§  <strong>Diğer obsesyonlar: </strong>Yukarıda sayılanların dışında bilme ve hatırlama ihtiyacı, belirli şeyleri söyleme korkusu, doğru şeyleri söylememe korkusu, bir şeyleri kaybetme korkusu, uğurlu ve uğursuz sayılar, özel anlamı olan renkler vb. obsesyonlar da vardır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kompulsiyonlar </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kompulsiyonun türkçe karşılığı “zorlantı”dır. Zorlantı, obsesyonların verdiği rahatsızlıklarla mücadele etmek için gerçekleştirilen, yineleyici, kişinin yapmaktan kendisini alıkoyamadığı davranışlar ya da zihinsel eylemlerdir. Kapının, açık unutulma ihtimaline karşın bunaltıcı derecede kontrol edilmesi, mikrop bulaşma ihtimaline karşın ellerin yıkanması ilgili obsesif düşüncelere karşı geliştirilen kompulsif davranışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kompulsiyonların temel amacı obsesyonların ortaya çıkardığı sıkıntıyı azaltmaktır. Ancak ilk etapta geçici bir rahatlık yaşatsalar da uzun vadede OKB hastalığının devam etmesinde en büyük etkeni oluştururlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Kompulsiyonların bazıları gözle görülebilen davranışlarken(el yıkamak gibi) bazıları da zihinde gerçekleşen davranışlar(sayı saymak gibi)dır.</p>
<p style="text-align: justify;">Obsesyon ve kompulsiyonlar genelde birlikte görülebildiği gibi sadece obsesyonların olduğu vakalar da vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">OKB hastası düşüncelerinin ve davranışlarının saçma ve gereksiz olduğunu bilir; fakat bunları yapmaktan kendini alıkoyamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Obsesyon ve kompulsiyonlar pek çok insanın hayatında zaman zaman olabilir. Araştırmalar normal insanların yüzde sekseninin, zaman zaman OKB hastalarını rahatsız eden düşüncelere benzeyen zorlayıcı  düşüncelere kapıldıklarını göstermektedir. Bu düşünce ve davranışlar OKB’li hastalara göre daha kısa süreli, benliğe daha az yabancı, zihinden kolay atılan, belirgin sıkıntı oluşturmadan ve önemli etkisizleştirme (nötralizasyon) çabası gerektirmeden yaşanırlar. Obsesif kompulsif bozukluğundan bahsedilebilmesi için “söz konusu düşünce ve davranışların, sürekli tekrarlayıcı, kişinin günlük hayatını, sosyal yaşamını akademik ve mesleki işlevselliğini olumsuz etkileyecek derecede şiddetli olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>OKB’nin Tarihçesi  ? </strong></p>
<p style="text-align: justify;">OKB’nin insanlık tarihi kadar eski bir hastalık olduğu kabul edilmektedir. Obsesyon ve kompulsiyonlar ilk kez, 1837’ de Esquriol tarafından melankoli belirtisi olarak tanımlanmıştır. Obsesyon terimi ilk kez 1866’ da Morel tarafından kullanılmıştır. Bununla birlikte 4000 yıl kadar önce Mezopotamya’da görüldüğüne dair bilgiler bulunmaktadır. Kutsal kitaplarda İÖ 11. yüzyılın ikinci yarısında İsrail’ in ilk kralı Saul’ ün sık sık şeytandan gelen zararlı düşüncelere yakalandığı, damadı David’ in arp çalmasıyla yatıştığından bahsedilmektedir. Bir din adamı tarafından yazılmış olan Malleus Maleficarum (Şeytanın Çekici) adlı kitapta orta çağda bir papazın herhangi bir kilisenin önünden geçerken ve dua ederken şeytanın etkisi ile sürekli dilini çıkardığından, kendini rahibi dinlemeye verdikçe şeytanın daha da fazla etkilediğinden sözetmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">1903 yılında Janet fobi, obsesyon ve kompulsiyonları psikasteni başlığı altında toplamıştır. Janet’e göre psikasteni; kişinin düşünce ve davranışlarını denetlemesini engelleyen ruhsal yorgunluk ve irade zayıflaması ile ortaya çıkıyordu. 1878’de Alman klinisyen Wesphal bozukluğun temelindeki anahtar özelliğin bilişsel olduğunu vurgulamıştır. Wesphal, kişinin bu düşüncelerin anlamsız ya da saçma olduğunun farkında olması ile bu hastalığın gerçek delilikten ayrılması gerektiğini belirtmiştir. Freud 1908’de kaleme aldığı yazısında obsesyonel nevrozun anal dönem saplantısı sonucu bu döneme regresyon ile oluştuğunu belirtmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Pierre Janet’in folie de doubte (kuşku hastalığı) adını verdiği bu klinik tablo daha sonraları anankastik nevroz, obsesif kompulsif reaksiyon, obsesif kompulsif nevroz olarak adlandırılmıştır. DSM-III ‘ten itibaren ve halen günümüzde DSM-IV-TR’de psikiyatrik nozolojide OKB anksiyete bozuklukları içinde sınıflandırılmaktadır. Bu sınıflandırmada merkezi rolü; obsesyonlar nedeniyle oluşan anksiyetenin, her durumda OKB’nin temel bir özelliği olması oynamaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong>OKB’nin Belirti Ve Bulguları </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>I-    </strong><strong>Genel görünüm ve davranış: </strong>Okb’li kişiler aşırı titiz, düzenli, kontrollü ve kuracıdırlar. Hastalık ilerledikçe kişinin düzeni bozuabilir ve hareketlerinde bir kararsızlık söz konusu olabilir.<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>II-   </strong><strong>Konuşma ve ilişki kurma: </strong>Konuşma düzgün ve denetimlidir. Kelime sonlarındaki harflere baskı yapılarak konuşulur. Sözcük seçiminde dikkatli davranılır. Konuşmalarda ayrıntılara vurgu dikkat çekebilir. İlişki kurmada da titizlik, kuralcılık ve zaman zaman sıkıcı derecede saygılılık görülebilir.<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>III-  </strong><strong>Duygulanım: </strong>Kişi saplantı ve zorlantılarından ötürü çok büyük bir bunaltı(anksiyete) yaşar. Dikkat çekici bir nokta, kişi başından geçen olumsuz yaşantıları anlatırken duygudan yalıtılmış biçimde anlatabilir. Depresyonun eşlik ettiği okb’de depresif duygular(üzüntü, ümitsizlik, çaresizlik vb.) yoğun yaşanabilir.<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>IV-   </strong><strong>Bilişsel yetiler: </strong>Okb’li insanlar genellikle zeki ve bellekleri güçlü kişilerdir. Olayların ayrıntılarını iyi hatırlarlar. Algı ve yönelim bozukluğu olmaz. Yineleyen saplantıarı nedeni ile bazen dikkatleri dağılabilir. Bazen bir şeyleri yapıp yapmama oktasında tereddütleri olsa da bu bir bellek bozukluğu göstergesi değildir.<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>V-   </strong><strong>Düşünce süreci ve içeriği: </strong>Okb’li kişilerin düşünceleri düzgün, eksiksiz ve ayrıntıcıdır. Düşünce içeriğinde ise obsesyonlar yer alır. Düşünce içeriğinin ayrıntılarını ise kişinin sahip olduğu obsesyonun türü belirler: kuşkuculuk, suçluluk vb. düşüncelerde ikirciklilik(tereddüt), kararsızlık çok belirgindir. Kişi çok fazla “Ya öyleyse?”, “Acaba…..mı?” vb. şeklinde düşünebilir.<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">VI- <strong>Hareket: </strong>Okb’li kişinin hareketlerinde obsesyonların bunaltıcı etkisini gidermek için zorlantılı davranışlar(kompulsiyon) görülür. Belli şeyleri yapmak ya da yapmamak, ellerini abartılı şekilde yıkamak vb. buna örnek oluşturabilir. Bu hareketler zamanla kalıplaşıp törensel bir hal(ritüel) alabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">VII-  <strong>Fizik ve fizyolojik belirtiler: </strong>Kişideki fizyolojik belirtiler bunaltıya özgü olarak değişebilir. Mesela ellerini ileri derecede yıkayanlarda deterjan izleri ve yaralar görülebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>OKB’nin Epidemiyolojisi(Görülme Sıklığı Ve Yaygınlığı) </strong></p>
<p style="text-align: justify;">OKB sık görülen ve kronik seyirli bir hastalıktır. Yaşam boyu yaygınlığı %1,9-3,3 arasındadır. Yapılan bir araştırmaya göre ülkemizdeki yaygınlığı %2-3,7 oranındadır. Kadınlarda daha sık olduğunu gösteren araştırmalar olduğu gibi kadın erkek arasında fark olmadığını gösteren araştırmalar da vardır. Hastaların birinci dercede akrabalarındaki yaygınlık %20’dir.</p>
<p style="text-align: justify;">OKB çoğu zaman sinsi başlar ve alevlenip yatışan bir yapı arzeder. Söz konusu alevlenmeler yaşanan stres verici olaylarla ilgili olabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ortalama başlangıç 21-30 yaş arasındadır. Bazı araştırmalar bunun 18-25 yaş arası olduğunu söylemektedir. Erkeklerde başlangıç yaşı biraz daha erkendir. Bununla birlikte çocuklarda ve yaşlılarda da görülebilir. Olguların %72’sinde sinsi, %28’inde akut başlangıç söz konusudur. Hastaların %25-65’inde hastalık doğum, gebelik ya da aile üyelerinden birinin ölümü gibi stresli yaşam olayları ortaya çıkarıcı rol oynarlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>OKB’nin Etyolojisi(Hastalığın Oluşum Sebepleri) </strong></p>
<p style="text-align: justify;">OKB’nin oluşumuna etki eden faktörler net bir şekilde belirlenememiştir. Bununla birlikte hastalığın oluş sebepleri arasında aşağıdaki faktörler belirtilmiştir:</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Biyolojik etkenler: OKB 20-30 yıl öncesine kadar ruhsal kökenli bir hastalık olarak kabul eidlirdi. Ancak yakın zamanda yapılan çalışmalar OKB’ye biyolojik ve nörolojik yapılanmanın etki ettiğini göstermektedir.</li>
<li>Sosyal etkenler: OKB hastalığına, kişinin içinde doğup büyüdüğü ortamın etkili olduğu düşünülmektedir.</li>
<li>Psikolojik etkenler: Bu grupta kişinin geliştirdiği kişilik yapısı(mükemmelliyetçi, titiz vb.), sahip olduğu öğrenmeler(ebeveynden görme gibi)in önemli olduğu kabul edilmektedir.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><strong>OKB’de Prognoz (Hastalığın Seyri) </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Yapılan bazı çalışmalarda hastaların %20-30’unda belirgin bir düzelme, %40-50’sinde orta derecede bir düzelme, %20-40’ında da aynı kalma ya da kötüleşme bildirilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">OKB’de kötü sonlanışın belirtileri arasında hastalığın erken başlaması, hastalığın şiddetli başlaması, evli olmama, hastalığın uzun ve süreğen olması, büyüsel düşüncenin, sanrıların, kişilik bozukluklarının olması, bipolar bozukluğun ve yeme bozukluğunun eşlik etmesi, kötü sosyal uyum, sosyal becerilerin yetersiz olması, ailede OKB hastalığının ve depresyonun olması sayılabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hastalığın iyi sonlanışının göstergeleri arasında iyi sosyal ve mesleki uyum, ortaya çıkartıcı bir olayın olması ve belirtilerin epizodik seyrine bağlıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>OKB’nin Tedavi </strong></p>
<p style="text-align: justify;">OKB’nin tedavisinde daha çok ilaç tedavisi ve bilişsel davranışçı tedavinin etkin olduğu belirtilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Psikoterapist Yusuf BAYALAN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/243/obsesif-kompulsif-bozukluk-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sosyal Fobi Nedir?</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/241/sosyal-fobi-nedir.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/241/sosyal-fobi-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 02 Jan 2010 08:45:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sosyal Fobi]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapist]]></category>
		<category><![CDATA[sosyal fobi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=241</guid>
		<description><![CDATA[İnsan mutlu olabilmek, doyum verici bir hayat yaşayabilmek için,  kendisiyle diğer insanlarla ve dünya ile iyi ilişkiler geliştirmelidir. İnsan sosyal bir varlıktır; bu yüzden diğer insanlarla uygun şekilde iletişime girmek, kendini ifade etmek, karşıdakini dinlemek vb.  onun en temel ihtiyaçlarındandır. Ancak bazı insanlar diğer insanların arasında kendilerini rahat hissedemez, iyi ifade edemez; insanların olduğu ortamlardan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-381" href="http://www.yusufbayalan.com/241/sosyal-fobi-nedir.html/sosyal-fobi"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-381" title="sosyal fobi" src="http://www.yusufbayalan.com/wp-content/uploads/2010/01/sosyal-fobi-150x150.jpg" alt="" width="120" height="180" /></a>İnsan mutlu olabilmek, doyum verici bir hayat yaşayabilmek için,  kendisiyle diğer insanlarla ve dünya ile iyi ilişkiler geliştirmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsan sosyal bir varlıktır; bu yüzden diğer insanlarla uygun şekilde iletişime girmek, kendini ifade etmek, karşıdakini dinlemek vb.  onun en temel ihtiyaçlarındandır. Ancak bazı insanlar diğer insanların arasında kendilerini rahat hissedemez, iyi ifade edemez; insanların olduğu ortamlardan uzaklaşmak isterler.</p>
<p style="text-align: justify;">APA(Amerikan Psikoloji Topluluğu), sosyal anksiyete/fobiyi şöyle tanımlamıştır: sosyal fobi utanmaktan, küçük düşmekten, sosyal ortamlarda başkaları tarafından olumsuz değerlendirilmekten yoğun şekilde korkma ve korkulan durumlardan kaçınma eğilimi ile tanımlanabilecek yaygın bir anksiyete(kaygı, bunaltı) bozukluğudur.<span id="more-241"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Yakın tarihlerda yapılan bazı göden geçirme çalışmaları sosyal fobide 3 önemli noktanın altını çizmektedir: 1- Sosyal fobi ruhsal bozukluklar içinde en yaygın olanlardan biridir 2- Utangaçlıktan daha aşırı bir durumdur ve neden olduğu sonuçlar bakımından tahmin edilenden daha ciddi bir bozukluktur. 3- Sosyal anksiyetesi olanarın sadece küçük bir bölümü tedaviye başvurmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Günümüzde yaygın olarak kullanılan tanı sınıflama sistemi DSM-IV-TR’ye göre sosyal fobi kriterleri şunlardır:</p>
<p style="text-align: justify;">A. Tanımadık insanlarla karşılaştığı ya da başkalarının gözünün üzerinde olabileceği, bir ya da birden fazla toplumsal ya da bir eylemi gerçekleştirdiği bir durumdan belirgin ve sürekli bir korku duyma. Kişi küçük duruma düşeceği ya da utanç duyacağı bir biçimde davranacağından korkar (ya da anksiyete belirtileri gösterir.)</p>
<p style="text-align: justify;">B. Korkulan toplumsal durumla karşılaşma hemen her zaman anksiyete(kaygı, bunaltı) doğurur, bu da duruma bağlı ya da durumsal olarak yatkınlık gösterilen “panik atağı” biçimini alabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">C. Kişi korkusunun aşırı ya da anlamsız olduğunu bilir.</p>
<p style="text-align: justify;">D. Korkulan toplumsal ya da bireysel eylemin gerçekleştirildiği durumlardan kaçınılır ya da yoğun anksiyete ya da sıkıntıyla bunlara katlanılır.</p>
<p style="text-align: justify;">E. Kaçınma, anksiyöz beklenti ya da korkulan toplumsal ya da bir eylemin gerçekleştirildiği durumlarda sıkıntı duyma, kişinin olağan günlük işlerini, mesleki (ya da eğitimle ilgili) işlevselliğini, toplumsal etkinliklerini ya da ilişkilerini bozar ya da fobi olacağına ilişkin belirgin bir sıkıntı vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">F. 18 yaşının altındaki kişilerde süresi en az 6 aydır.</p>
<p style="text-align: justify;">G. Korku ya da kaçınma, bir maddenin (örn. kötüye kullanılabilen bir ilaç, tedavi için kullanılan bir ilaç) ya da genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir ve başka bir mental bozuklukla daha iyi açıklanamaz (örn. Agorafobi ile Birlikte ya da Olmadan Panik Bozukluğu, Ayrılma Anksiyetesi bozukluğu, Vücut Dismorfik Bozukluğu, Yaygın Gelişimsel Bozukluk ya da şizoid Kişilik Bozukluğu).</p>
<p style="text-align: justify;">H. Genel tıbbi bir durum ya da başka bir mental bozukluk varsa bile A tan ölçütünde sözü edilen korku bununla ilişkisizdir, örn. Korku, kekemelik, parkinson hastalığındaki titreme ya da anoreksiya nervoza ya da bulimia nervozadaki yemek yeme davranışı ile ilişkili değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Sosyal fobinin ortaya çıktığı durumlara dönük yapılan çalışmalarda, dört kategori belirtilmiştir:</p>
<p style="text-align: justify;">1-     En çok kaygı yaratan durumlar, bir toplantıda konuşma yapmak, dinleyicilere bir sunum yapmak gibi esmi etkileşimlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">2-     Partiye, toplantılara gitme, tanıdık olmayanlarla toplantılara katılma gibi resmi olmayan konuşma ve etkileşimler ikinci sırada yer almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">3-     Üçüncü kategoride itiraz etme, bir malı iade etme, ısrarlı satıcıların baskısına direnç gösterme gibi girişken etkileşimlerin gerektiği durumlar yer almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">4-     Dörüncü düzeyde sosyal kaygı yaratan durumlar ise başkalarının gözü önünde çalışmak, yemek yemek ya da yazmak gibi durumlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Sosyal fobi genelde ergenlik döneminde başlar ve kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görülür.</p>
<p style="text-align: justify;">Sosyal fobik insanların düşük öz güvene sahip oldukları düşünülebilir. Onlar başkalarının düşünce ve değerlendirmelerini abartma eğilimindedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Türk toplumunda sosyal ortamlarda çekingen tutumlara sahip olma yaygın bir durum olarak göze çarpabilir. Her çekingen tutum sosyal fobiyi işaret etmez. Sosya fobinin tanı olarak ifade edilebilmesi için yukarıda sayılan tanı kriterlerinin karşılanması gerekir. Psikoterapist Yusuf BAYALAN</p>
<p style="text-align: justify;">Duran Çakmak ve Ömer Saatçioğlu, Yüksek Lisans İçin Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları, İstanbul Ticaret Üniversitesi, İstanbul, 2003</p>
<p style="text-align: justify;">Aydın Arsu, “Ergenlerde Sosyal Anksiyete Belirtilerini Azaltmaya Yönelik Bilişsel-Davranışçı Bir Müdahale Programının Etkililiğinin Değerlendirilmesi”, (Ege Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Psikoloji Anabilim Dalı Yayınlanmamış Doktora Tezi), İzmir, 2006</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/241/sosyal-fobi-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Biz Vermezsek Kimden Alacağız?</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/183/biz-vermezsek-kimden-alacagiz.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/183/biz-vermezsek-kimden-alacagiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 10:55:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlişki Terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[AŞK]]></category>
		<category><![CDATA[KADIN ERKEK İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[SEVGİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=183</guid>
		<description><![CDATA[ “Beni kimse anlamıyor!” diyor, üzgün, kırgın, yalnız, önemsiz hisseden genç kadın. Hiç kimsenin onu umursamadığını, kimsenin onun derdiyle dertlenmediğini düşünüyor. “Ben sevilmeye, önemsenmeye, ilgilenilmeye değer değilim!” diye düşünüyor. Göz yaşları dindikten sonra sorduğum “Siz en son ne zaman, kimi gerçekten anladınız?” sorusuna verdiği cevabı ise bize bizi çok iyi şekilde anlatıyordu: “Bilmem! Hatırlamıyorum; daha önce [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"> <a rel="attachment wp-att-385" href="http://www.yusufbayalan.com/183/biz-vermezsek-kimden-alacagiz.html/vermek"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-385" title="vermek" src="http://www.yusufbayalan.com/wp-content/uploads/2009/12/vermek-150x150.jpg" alt="" width="120" height="180" /></a>“Beni kimse anlamıyor!” diyor, üzgün, kırgın, yalnız, önemsiz hisseden genç kadın. Hiç kimsenin onu umursamadığını, kimsenin onun derdiyle dertlenmediğini düşünüyor. “Ben sevilmeye, önemsenmeye, ilgilenilmeye değer değilim!” diye düşünüyor. Göz yaşları dindikten sonra sorduğum “Siz en son ne zaman, kimi gerçekten anladınız?” sorusuna verdiği cevabı ise bize bizi çok iyi şekilde anlatıyordu: “Bilmem! Hatırlamıyorum; daha önce hiç bu açıdan bakmamıştım!” Bu cevap aynı zamanda, “Önce diğerleri beni sevsin, beni anlasın” mesajını da içeriyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Sevilmek, önemsenmek, beğenilmek, anlaşılmak, takdir edilmek “muhtaç” olan bizlerin çok önemli tutamakları. Bizler bu tutamaklarla kendimizi hayata daha iyi bağlayabiliyor, kendimizi daha iyi hissedebiliyor, varoluşumuzu daha iyi yaşayabiliyoruz. Ama bazen almak istediklerimize o kadar çok odaklanıyoruz ki vermemiz gerekenleri unutuyoruz!</p>
<p style="text-align: justify;">“Sevilmek istiyorsan sevmeyi bileceksin!” diyor şair. Bu dize üzgün danışanımın daha önce bakmadığı açıya dikkatimizi çekiyor. Neden önce sevmek; yani vermek!?<span id="more-183"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Bir eylemin ahlaki açıdan doğruluğunu test etmenin önemli kriterlerinden biri, o eylemin evrenselliğini sorgulamak; yani “Herkes benim davrandığım gibi davransa ne olur?” sorusunu sormaktır. Bu testi konumuza uyarladığımızda ne görürüz? Diyelim ki biz “Önce insanlar/eşim, arkadaşım, çocuğum, annem, babam vs. beni anlasın” diyoruz. Bunu söylediğimizde tüm insanlığa aynı cümleyi kurma hakkı tanımış oluyoruz. Peki tüm insanlar aynı cümleyi kurduğunda ve o cümle doğrultusunda davrandığında kim kimi anlayacak şu fani ve birbirimize muhtaç olduğumuz dünyada? Hiç kimse kimseyi anlamayacak ve herkes kendi anlaşılma, sevilme, önemsenme telaşına düşecek. Bunun tersi; yani herkesin “Önce, anlaşılmaya değil de anlamaya çalıştığı” durumda ne olur? Bu durumu tahayyül etmek belki  de sorunun cevabını bulma çabasından daha çok şey katacaktır bize.</p>
<p style="text-align: justify;">“Anlamaya çalışmak” ve “anlaşılma peşinde koşmak” “varoluşsal sorumluluk” anlamında da iki farklı durumu betimler: Birinci durumda insan, aktif, eyleyen, yükün altına giren; ikinci durumda ise pasif, bekleyen, yükten kaçan pozisyondadır. Herkesin herkese muhtaç olduğu dünyada “veren eli alan elden yeğ tutma çabası” bizi daha güçlü kılacak; bizi kendimize ve insanlığa karşı daha çok şey yapar hale getirecektir. İlacımızın peşinde koşup durmaktansa, elimizdeki ilacı hastasına götürme çabası belki de bizi iyileştirecek asıl mutluluktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Psikoterapist Yusuf BAYALAN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/183/biz-vermezsek-kimden-alacagiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cezalandırıcılık Şeması</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/180/cezalandiricilik-semasi.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/180/cezalandiricilik-semasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 10:44:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şemalar]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapist]]></category>
		<category><![CDATA[Şema Terapi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=180</guid>
		<description><![CDATA[Yaptıkları yanlışlar için insanların cezalandırılması gerekliliğine inançtır. Öfkelenme, acımasızlık, cezalandırıcılık, beklenti ve standartlara uymayan kişilere (kendisi de dahil) katlanamama eğilimlerini içerir. Kendisi ve diğerlerinin hatalarını affetmekte güçlüğü sıklıkla vardır, çünkü suç hafifletici durumları, insanların hata yapmalarına izin vermeye, duygulara eşduyum göstermeye isteksizdirler. Karakteristik Cezalandırıcılık Davranışları Cezalandırıcılık şeması olan kişilerin genel davranışı her suçun bir cezası [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-341" href="http://www.yusufbayalan.com/180/cezalandiricilik-semasi.html/cezalandiricilik"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-341" title="cezalandırıcılık" src="http://www.yusufbayalan.com/wp-content/uploads/2009/12/cezalandırıcılık-150x150.jpg" alt="" width="120" height="180" /></a>Yaptıkları yanlışlar için insanların cezalandırılması gerekliliğine inançtır. Öfkelenme, acımasızlık, cezalandırıcılık, beklenti ve standartlara uymayan kişilere (kendisi de dahil) katlanamama eğilimlerini içerir. Kendisi ve diğerlerinin hatalarını affetmekte güçlüğü sıklıkla vardır, çünkü suç hafifletici durumları, insanların hata yapmalarına izin vermeye, duygulara eşduyum göstermeye isteksizdirler.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Karakteristik Cezalandırıcılık Davranışları</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Cezalandırıcılık şeması olan kişilerin genel davranışı her suçun bir cezası olması gerektiğine inandıkları için hatalar karşısında kolay öfkelenmek şeklinde olabilir. Başka birisinin performasını değerlendirmek zorunda kalacakları ortamlardan kaçınabilirler. Veya hatalar karşısında aşırı affedici davranabilirler. Bu kişiler hafifletici nedenleri göremezler ve insanın hatasız olmayacağını Kabul etmemeye eğilimlidirler. Bu görüşleri başkaları için olduğu kadar kendileri için de geçerlidir.<span id="more-180"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Özel Dikkat! Cezalandırıcılık&#8217;ta Şema Kimyası</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Cezalandırıcılık şeması olan kişiler yine bu şeması olan kişilerle iyi anlaşabilirler. Çünkü kendileri hata yaptığında kendilerini azarlayan veya cezalandıran bir eş, kişinin inandığı bir davranış kalıbını sürdürmektedir. Ya da Kusurluluk, Boyun Eğicilik gibi, kişi cezalandırıcı moda geçtiğinde karşılık veremeyecek eşler de kimya yaratabilirler.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Cezalandırıcılık&#8217;ın Kökenleri</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Cezalandırıcılık şemasının kökenlerinde çocuğu cezalandırmaya eğilimli aile veya yetiştiriciler vardır. Çocuk bolca cezalandırılmıştır. Affedilme deneyimi pek yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Cezalandırıcılık&#8217;ın İlişkinize Yansıması</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Eşinizle bu konuda pek çok sorun çıkabilir. Size yapılanları unutmakta ve affetmekte çok zorluk çekersiniz. Sabırsız, tahammülsüzsünüzdür ve eşinizi küçük hataları için bile uyarma hatta azarlama ihtiyacı duyarsınız; çünkü sizin için doğrusu budur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/180/cezalandiricilik-semasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Karamsarlık Şeması</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/177/karamsarlik-semasi.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/177/karamsarlik-semasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 10:37:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şemalar]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapist]]></category>
		<category><![CDATA[Şema Terapi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=177</guid>
		<description><![CDATA[Hayatın olumlu veya iyimser yanlarını göz ardı ederek, olumsuz yanları üzerinde ısrarlı bir odaklanmadır. İş, para ve saygınlık durumlarının ciddi bir şekilde bozulabileceğine, veya kişinin hayatında iyi giden bir şeyin birden bire kötüye gideceğine dair güçlü bir beklenti vardır. Sıklıkla parasal çöküş, kayıp, aşağılanma, kötü bir durumda kalma veya kontrolü kaybetmeye neden olabilecek yanlışlar yapmaktan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-344" href="http://www.yusufbayalan.com/177/karamsarlik-semasi.html/karamsarlik"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-344" title="karamsarlık" src="http://www.yusufbayalan.com/wp-content/uploads/2009/12/karamsarlık-150x150.jpg" alt="" width="120" height="180" /></a>Hayatın olumlu veya iyimser yanlarını göz ardı ederek, olumsuz yanları üzerinde ısrarlı bir odaklanmadır. İş, para ve saygınlık durumlarının ciddi bir şekilde bozulabileceğine, veya kişinin hayatında iyi giden bir şeyin birden bire kötüye gideceğine dair güçlü bir beklenti vardır. Sıklıkla parasal çöküş, kayıp, aşağılanma, kötü bir durumda kalma veya kontrolü kaybetmeye neden olabilecek yanlışlar yapmaktan aşırı bir korkuyu içerir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Karakteristik Karamsarlık Davranışları</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Kötü sonuçlar abartıldığı için, bu kişiler sıklıkla süregen kaygı, kadercilik, şikayetçilik ve kararsızlıkla karakterizedirler.<span id="more-177"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Özel Dikkat! Karamsarlık&#8217;ta Şema Kimyası</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bu şema kişinin kendisi ve geleceği ile ilgi olduğu için genellikle ilişkilere ikincil olarak etkilidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Karamsarlık&#8217;ın Kökenleri</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Gelecekte olacak veya başa gelmiş olayların olumsuz tarafları üzerinde odaklanan aile ortamında büyümek, bu şemanın meydana gelmesini tetikleyebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Karamsarlık&#8217;ın İlişkinize Yansıması</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Genellikle yakınlarımızı sürekli olabilecek olumsuz olaylara karşı uyardığımız için çevremizdeki kişiler bizim fikirlerimizden çekinirler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/177/karamsarlik-semasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Onay Arayıcılık Şeması</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/174/onay-arayicilik-semasi.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/174/onay-arayicilik-semasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 10:34:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şemalar]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapist]]></category>
		<category><![CDATA[Şema Terapi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=174</guid>
		<description><![CDATA[“Asık surat allerjisi” olarak da tanımlayabileceğimiz Onay Arayıcılık şemasında, diğer insanlardan onay, kabul, veya ilgi kazanmaya veya ortama uyum sağlamaya karşı aşırı hassasiyet vardır. Kişinin kendinden emin olabilmesi için başkalarının onayı gereklidir. Karakteristik Onay Arama Davranışları Onay, saygınlık ve ilgi kazanmak için statü, görünüm, sosyal kabul, para veya başarı üzerine aşırı odaklanma görülebilir. Bu şeması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-348" href="http://www.yusufbayalan.com/174/onay-arayicilik-semasi.html/onay-arayicilik"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-348" title="onay arayıcılık" src="http://www.yusufbayalan.com/wp-content/uploads/2009/12/onay-arayıcılık-150x150.jpg" alt="" width="120" height="180" /></a>“Asık surat allerjisi” olarak da tanımlayabileceğimiz Onay Arayıcılık şemasında, diğer insanlardan onay, kabul, veya ilgi kazanmaya veya ortama uyum sağlamaya karşı aşırı hassasiyet vardır. Kişinin kendinden emin olabilmesi için başkalarının onayı gereklidir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Karakteristik Onay Arama Davranışları</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Onay, saygınlık ve ilgi kazanmak için statü, görünüm, sosyal kabul, para veya başarı üzerine aşırı odaklanma görülebilir. Bu şeması olan kişiler genellikle önemli kararlarını başkalarına göre aldıkları için tatminsizlik sık görülen bir durumdur. Ayrıca dışlanmaya karşı aşırı bir hassasiyet vardır. Çevrelerindeki insanları memnun etmeye çok heveslidirler. Beğenilmek veya kabul görmek için aşırı uçlara gidebilirler. Diğer insanlar ile çatışma halinde olmaktan hoşlanmazlar.<span id="more-174"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Özel Dikkat ! Onay Arama&#8217;da Şema Kimyası</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Her ne kadar asık surat alerjileri de olsa, bu kişiler beğenmekte zorlanana, seçici insanlara karşı yakınlık duyabilirler. Dolayısı ile hayatları sürekli onay kazanma peşinde geçebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Onay Arama&#8217;nın Kökenleri</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Kökenleri tek bir ifade ile özetlenebilir: “Koşullu Sevgi”. Çocuk, ancak iyi bir şey yaptığı veya başarılı olduğu zaman anne babasının ilgisini çekebildiğini öğrenmiştir ve temel bir ihtiyacına kavuşmak için sürekli iyi şeyler yapması gerektiğine koşullanmıştır. Sıradan veya özelliksiz olduğunda ise değersiz olacağına inanır.</p>
<p style="text-align: justify;"> <span style="text-decoration: underline;"><strong>Onay Arama&#8217;nın İlişkinize Yansıması</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Kişinin eşine karşı da sürekli bir onay alma çabası olabilir. Dolayısı ile tatil için gidilecek yerler, oturulacak ev, seçilecek filmler gibi konularda tercih sürekli karşı tarafa bırakılacaktır. Gidilen yer, seyredilen film veya oturulan mahalle kişinin kendi tercihi olmadığı için bir süre tatminsizliğe dönüşebilir. Temelde kendi ihtiyaçları unutulduğu için bir yoksunluk yaşanabilir ve bu ileri durumlarda kişiyi depresyona itebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/174/onay-arayicilik-semasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YETERSİZ ÖZ DENETİM ŞEMASI</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/170/yetersiz-oz-denetim-semasi.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/170/yetersiz-oz-denetim-semasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 11:29:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şemalar]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapist]]></category>
		<category><![CDATA[Şema Terapi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=170</guid>
		<description><![CDATA[ Kişisel amaçlara erişebilmek için yeterli öz-denetim ve engellenmeye tolerans göstermekte zorluğu vardır. Aşırı duygu ve dürtülerini dizginlemekte belirgin zorluk çeker veya bunları dizginlemeyi reddeder. Bu şeması olan kişiler, huzursuzluktan, sıkıntıdan, çatışmalardan, yüzleşmelerden, sorumluluktan veya aşırı çaba sarf etmekten kaçınma gösterirler. Karakteristik Yetersiz Öz-Denetim Davranışları Kişiler temel dürtülerini dizginlemekte ve uzun vadeli amaçlarına ulaşmada isteksizdirler ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"> <a rel="attachment wp-att-351" href="http://www.yusufbayalan.com/170/yetersiz-oz-denetim-semasi.html/yetersiz-oz-denetim"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-351" title="yetersiz öz denetim" src="http://www.yusufbayalan.com/wp-content/uploads/2009/12/yetersiz-öz-denetim-150x150.jpg" alt="" width="120" height="180" /></a>Kişisel amaçlara erişebilmek için yeterli öz-denetim ve engellenmeye tolerans göstermekte zorluğu vardır. Aşırı duygu ve dürtülerini dizginlemekte belirgin zorluk çeker veya bunları dizginlemeyi reddeder. Bu şeması olan kişiler, huzursuzluktan, sıkıntıdan, çatışmalardan, yüzleşmelerden, sorumluluktan veya aşırı çaba sarf etmekten kaçınma gösterirler.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Karakteristik Yetersiz Öz-Denetim Davranışları</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Kişiler temel dürtülerini dizginlemekte ve uzun vadeli amaçlarına ulaşmada isteksizdirler ve bu yöndeki atılımları da genellikle cılız kalır. Bu atılımlara örnek olarak aşağıdakiler verilebilir:</p>
<p style="text-align: justify;">•  Sigarayı bırakma</p>
<p style="text-align: justify;">•  Yemeği azaltma</p>
<p style="text-align: justify;">•  Alkolü azaltma</p>
<p style="text-align: justify;">•  Kilo verme</p>
<p style="text-align: justify;">•  Spora başlama</p>
<p style="text-align: justify;">•  Sınavlara hazırlanma</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Yetersiz Öz Denetim&#8217;in Kökenleri</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Kökenleri, sınırları ve özdenetimi öğretmekte yetersiz kalan aile ortamlarında olabildiği gibi, bizim klinik gözlemlerimize göre aşırı kontrolün olduğu ailelerde bu şemaya daha sık rastlanmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/170/yetersiz-oz-denetim-semasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>HAKLILIK ŞEMASI</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/168/haklilik-semasi.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/168/haklilik-semasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 11:27:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şemalar]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapist]]></category>
		<category><![CDATA[Şema Terapi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=168</guid>
		<description><![CDATA[Diğer insanlara göre daha üstün olduğuna dair inançtır. Özel haklara ve ayrıcalıklara hakkı vardır veya normal toplumsal etkileşimi yönlendiren karşılıklılık kuralları ile sınırlı değildir. Genellikle gerçekçi olana, diğerlerinin neyi akılcı bulduğuna veya başkalarına neye mal olacağına aldırmayarak, ne isterse yapabileceği veya sahip olabileceği konusunda ısrarı içerir. Güç ve yetki kazanmak için en başarılı, en ünlü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-355" href="http://www.yusufbayalan.com/168/haklilik-semasi.html/haklilik"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-355" title="haklılık" src="http://www.yusufbayalan.com/wp-content/uploads/2009/12/haklılık-150x150.jpg" alt="" width="120" height="180" /></a>Diğer insanlara göre daha üstün olduğuna dair inançtır. Özel haklara ve ayrıcalıklara hakkı vardır veya normal toplumsal etkileşimi yönlendiren karşılıklılık kuralları ile sınırlı değildir. Genellikle gerçekçi olana, diğerlerinin neyi akılcı bulduğuna veya başkalarına neye mal olacağına aldırmayarak, ne isterse yapabileceği veya sahip olabileceği konusunda ısrarı içerir. Güç ve yetki kazanmak için en başarılı, en ünlü veya en zengin olma üzerine abartılı bir odaklanma içerir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Karakteristik Haklılık Davranışları</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">•  Çevrenizdeki insanların gereksinimleriyle ilgilenmiyorsunuz. Kendi gereksinimlerinizin onların aleyhine olacak biçimde karşılanmasını istiyorsunuz. Onları incitiyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Çevrenizdeki insanları aşağılıyor, küçük düşürüyor, kullanıyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Çevrenizdekilerin duygularını anlama konusunda güçlük çekiyorsunuz. Onlar da sizinle ilgili olarak, duygularının anlaşılmadığını veya dikkate alınmadıklarını hissediyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Topluma verdiğinizden çok alıyorsunuz . Bu durum insanlara karşı adil değil ve eşitsizliğe neden oluyor.</p>
<p style="text-align: justify;">•  İş yaşamınızda, diğer insanların gereksinimlerini ve duygularını dikkate almadığınız için veya kurallara uymadığınız için işten atılabilirsiniz veya rütbeniz indirilebilir.<span id="more-168"></span></p>
<p style="text-align: justify;">•  Onlara adilane olmayan biçimde, bencilce veya kötü davrandığınız için ortağınız, aileniz, arkadaşlarınız ve çocuklarınız sizi terkedebilir, size gücenebilir veya sizinle ilişkiyi kesebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Kanunları ihlal eder veya kandırma yoluna giderseniz vergiden kaçma, işte düzenbazlık gibi yasal sorunlar yaşayabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Hiç bir zaman diğer insanlara bencil olmayan bir tarzda verebilmenin getirdiği zevki yaşama – veya gerçek anlamda eşit ve karşılıklı bir ilişki yaşama şansınız olmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Haklılığınız Karşı saldırının bir şekli ise, kendinize hiç bir zaman altta yatan şemalarınızla yüzleşme ve onları çözme şansı vermezsiniz. Gerçek gereksinimleriniz hiç bir zaman açığa çıkmaz. Duygusal açıdan kendinizi eksik ve kusurlu, sosyal açıdan istenmeyen kişi olarak hissetmeye devam edersiniz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Özel Dikkat ! Haklılık&#8217;ta Şema Kimyası</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Haklılık şeması olan kişiler kendi üstünlüklerini kabul eden ya da karşı çıkamayan kişilerle beraber olabilirler. Bu şekilde yaşam onlar için daha kolay olur; çünkü diğer türlü her an insanlar tarafından yaptıkları ile yüzleştirilirse rahatsız olacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Haklılık&#8217;ın Kökenleri</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Kökenleri birincil veya ikincil olabilir. Birincil Haklılık çocuğun şımartıldığı durumları ifade eder. Çocuğun her ihtiyacı abartılı bir şekilde ve hızda karşılanır. Akranları ile yaşantılarında karşılıklılık ilkesi öğretilmez. Bunun yerine çocuğun diğerlerinden ne kadar üstün ve farklı olduğu öğretilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bazı durumlarda çocuk iki uçta bir tutum görür. Soğuk, uzak ve fiziksel veya sözel şiddet uygulayabilen bir ebeveyn (genellikle baba), ve şımartan diğer ebeveyn (genellikle anne) vardır. Bu durumda çocuk bir taraftan aldığı duygusal yoksunluk, kusurluluk ve kuşkuculuk şemalarının acılarını diğer taraftan aldığı ayrıcalık ve üstünlük hissi ile bastırır. Bu durum genellikle Narsisistik Kişilik Bozukluğuna kadar gidebilen bir sorun yaratır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Haklılık&#8217;ın İlişkinize Yansıması</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Haklılık şeması sosyal ve iş yaşamında olduğu kadar özel ilişkilerimizde de hasar yaratır. Kişi kendi ihtiyaçlarına odaklandığı için genellikle karşısındaki kişinin ihtiyaçlarını görmezden gelir veya aşağılar.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/168/haklilik-semasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>950</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ACIMASIZ / YÜKSEK STANDARTLAR</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/166/acimasiz-yuksek-standartlar.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/166/acimasiz-yuksek-standartlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 11:23:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şemalar]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapist]]></category>
		<category><![CDATA[Şema Terapi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=166</guid>
		<description><![CDATA[Herhangi bir eleştiriden kaçınmak için davranış ve performans olarak çok yüksek kriterlere ulaşmak gerektiğine inançtır. Karakteristik Yüksek Standartlar Davranışları •  Sağlığınız aşırı iş gibi günlük stresler nedeniyle bozuluyor- sadece kaçınılmaz yaşam olayları nedeniyle değil. •  İş ve memnuniyet arasındaki denge orantısızlaşmış. Yaşam sürekli bir baskı ve eğlenmeksizin iş halini almış. •  Tüm yaşamınız başarı, statü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-360" href="http://www.yusufbayalan.com/166/acimasiz-yuksek-standartlar.html/yuksek-standartlar"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-360" title="yüksek standartlar" src="http://www.yusufbayalan.com/wp-content/uploads/2009/12/yüksek-standartlar-150x150.jpg" alt="" width="120" height="180" /></a>Herhangi bir eleştiriden kaçınmak için davranış ve performans olarak çok yüksek kriterlere ulaşmak gerektiğine inançtır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Karakteristik Yüksek Standartlar Davranışları</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">•  Sağlığınız aşırı iş gibi günlük stresler nedeniyle bozuluyor- sadece kaçınılmaz yaşam olayları nedeniyle değil.</p>
<p style="text-align: justify;">•  İş ve memnuniyet arasındaki denge orantısızlaşmış. Yaşam sürekli bir baskı ve eğlenmeksizin iş halini almış.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Tüm yaşamınız başarı, statü ve maddi şeyler etrafında dönüyor gibi görünüyor. Temel kendiliğinizle bağlantınızı kaybetmiş gibisiniz ve sizi gerçekten neyin mutlu edeceğini artık bilemiyorsunuz.<span id="more-166"></span></p>
<p style="text-align: justify;">•  Enerjinizin çok büyük kısmı yaşamınızı düzene sokmakla geçiyor. Listeler hazırlamakla, yaşamınızı organize etmekle, plan yapmakla, temizlik yapmakla, tamir etmekle çok zaman harcıyorsunuz ve yaratcı olmaya vaktiniz kalmıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Nadiren duruyor, başarılarınızdan keyif alıyor ve bu hissin tadını çıkarabiliyorsunuz. Bunun yerine hemen sizi bekleyen bir diğer konuyla ilgilenmeye başlıyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Kendinizi boğulmuş hissediyorsunuz, çünkü başarmak için çok çaba harcıyorsunuz; başladığınız işi bitirmek için süre asla yetmiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Standartlarınız öyle yüksek ki; sürecin kendisinden zevk almak yerine pek çok etkinliği yerine getirilmesi gereken bir yükümlülük veya ateşten bir gömlek gibi algılıyorsunuz .</p>
<p style="text-align: justify;">•  Çok kaytarıyorsunuz. Standartlarınız pek çok konuyu boğucu, sıkıcı hale getirdiğinden kaçınmayı tercih ediyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Çevrenizdeki insanlar ve şeyler standartlarınızı karşılamadığından kendinizi huzursuz ve engellenmiş hissediyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Özel Dikkat ! Yüksek Standartlar&#8217;da Şema Kimyası</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Genellikle kendisinden ve sizden beklentileri yüksek olan kişiler sizi çekebilir. Beraberliğiniz sırasında, birbirinizi tetikleyerek, hiç dinlenmeden bir hayat yaşama riskiniz olabilir. Veya kendisine güveni düşük bir eş sürekli eleştirilerinize katlanabileceği için, sizin mükemmeliyetçiliğinizi kabul edebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Yüksek Standartlar&#8217;ın Kökenleri</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Çoğunlukla başarının, yarışmanın, çalışma ve yükselmenin çok önemli olduğunun vurgulandığı aile ortamlarında büyümek bu şemayı geliştirir. Bununla beraber, Yüksek Standartlar şeması ikincil olarak da ortaya çıkabilir. Yani temelde Kusurluluk şemasının yarattığı acıdan kurtulmak için her şeyin en iyisini yapmaya çalışıyor olabiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Yüksek Standartlar&#8217;ın İlişkinize Yansıması</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Bu şema ilişkimizde eşimizden ve kendimizden beklentilerin yüksek olması ve beklentilerin sık sık karşılanamaması nedeni ile sorunlar yaratabilir. Özellikle bir ilişkinin ilerleyebilmesi için gereken duyguların karşılıklı ifadesinde sorun yaşanabilir çünkü sizin duygulara ayıracak zamanınız yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca diğer insanlarla ilişkilerinizde sıkıntı çekiyorsunuz, çünkü zamanınızın çoğunu standartlarınızı karşılamaya ayırıyorsunuz &#8211; çalışmak, başarılı olmak vb.</p>
<p style="text-align: justify;">Etrafınızdaki insanların kendilerini yetersiz ve sinirli hissetmelerine neden oluyorsunuz, çünkü sizin onlara ilişkin yüksek beklentilerinizi karşılayamadıkları için endişeleniyorlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/166/acimasiz-yuksek-standartlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DUYGULARI BASTIRMA ŞEMASI</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/164/duygulari-bastirma-semasi.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/164/duygulari-bastirma-semasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 11:21:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şemalar]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapist]]></category>
		<category><![CDATA[Şema Terapi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=164</guid>
		<description><![CDATA[Bazı olumsuz durumlardan kaçınmak için, doğal duyguların ve davranışların aşırı baskı altında tutulmasıdır. Bu olumsuz durumlara yanlış yapmak, diğerleri tarafından kabul görmemek, herhangi bir felaket ve karmaşa, veya dürtülerini kontrol edememek örnek olarak verilebilir. Kişi genellikle öfke, neşe, cinsel uyarılma, içtenlik, gereksinim, incinme gibi durumlarını bastırır. Karakteristik Duyguları Bastırma Davranışları Duyguları bastırma şeması olan kişiler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-377" href="http://www.yusufbayalan.com/164/duygulari-bastirma-semasi.html/duygulari-bastirma"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-377" title="duyguları bastırma" src="http://www.yusufbayalan.com/wp-content/uploads/2009/12/duyguları-bastırma-150x150.jpg" alt="" width="120" height="180" /></a>Bazı olumsuz durumlardan kaçınmak için, doğal duyguların ve davranışların aşırı baskı altında tutulmasıdır. Bu olumsuz durumlara yanlış yapmak, diğerleri tarafından kabul görmemek, herhangi bir felaket ve karmaşa, veya dürtülerini kontrol edememek örnek olarak verilebilir. Kişi genellikle öfke, neşe, cinsel uyarılma, içtenlik, gereksinim, incinme gibi durumlarını bastırır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Karakteristik Duyguları Bastırma Davranışları</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Duyguları bastırma şeması olan kişiler genellikle aşırı düzenli ve planlamaya çok önem veren, olumlu dürtülerini baskılayan, ve dolayısı ile sıklıkla cinsel istek sorunları yaşayan, alışkanlıklara ve adetlere aşırı dikkat eden, incinmeyi ifade etmede veya duyguları, ihtiyaçları serbestçe konuşmada güçlük çeken, duygusal istekleri göz ardı ederken akılcılık üzerine aşırı hassasiyet gösteren  kişilerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aşırı kontrol genellikle hastanın çevresindeki kişileri de içerir.<span id="more-164"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Özel Dikkat! Duyguları Bastırma&#8217;da Şema Kimyası</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Duyguları Bastırma Şemasına sahip kişiler yine kendileri gibi aşırı uçlara gitmeyen kontrollü kişilerle beraber olmayı tercih edebilirler.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong>Duyguları Bastırma&#8217;nın Kökenleri</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Tipik aile tipleri kurallara uyma ve yanlışlardan kaçınma hazza, eğlenceye ve gevşemeye hakim olma temalarının yoğun olduğu ailelerdir.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong>Duyguları Bastırma&#8217;nın İlişkinize Yansıması</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Bu şema genellikle olumlu duyguların baskılanmasına neden olduğu için, cinsel işlev bozuklukları sık görülebilir</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/164/duygulari-bastirma-semasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>FEDAKARLIK ŞEMASI</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/161/fedakarlik-semasi.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/161/fedakarlik-semasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 11:19:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şemalar]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapist]]></category>
		<category><![CDATA[Şema Terapi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=161</guid>
		<description><![CDATA[Kendini Feda Etme Şeması, başka insanların ihtiyaçlarını karşılamak için aşırı çaba ile kendini gösterir. Bu çaba genellikle kendi tatminsizliğine neden olur. Kişi, “ başkalarına sıkıntı vermek”, “Bencil durumuna düşmek”, ve “ Aciz olduğu düşünülen kişilerle ilişkiyi devam ettirmek” konusunda aşırı duyarlıdır . Genellikle başkalarının acılarına güçlü bir duyarlılık nedeni ile ortaya çıkar. Bazen kişinin kendi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-365" href="http://www.yusufbayalan.com/161/fedakarlik-semasi.html/fedakarlik"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-365" title="fedakarlik" src="http://www.yusufbayalan.com/wp-content/uploads/2009/12/fedakarlik-150x150.jpg" alt="" width="120" height="180" /></a>Kendini Feda Etme Şeması, başka insanların ihtiyaçlarını karşılamak için aşırı çaba ile kendini gösterir. Bu çaba genellikle kendi tatminsizliğine neden olur. Kişi, “ <em>başkalarına sıkıntı vermek”, “Bencil durumuna düşmek”, ve “ Aciz olduğu düşünülen kişilerle ilişkiyi devam ettirmek” </em>konusunda aşırı duyarlıdır <em>. </em></p>
<p style="text-align: justify;">Genellikle başkalarının acılarına güçlü bir duyarlılık nedeni ile ortaya çıkar. Bazen kişinin kendi ihtiyaçlarının karşılanmadığı hissine ve bakım verilen veya fedakarlık yapılan kimselere öfke duymaya neden olur.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Karakteristik Kendini Feda Etme Davranışları</strong> </span>  </p>
<ol>
<li>Pek çok durumda ne istediğinizi, neyi tercih ettiğinizi bilmiyorsunuz.</li>
<li>Her zaman olay başkalarıyla ilgilenmeniz şeklinde son buluyor- neredeyse hiç kimse sizi dinlemiyor veya sizinle ilgilenmiyor.</li>
<li>İsyankarsınız- diğer insanlar size yapmanız gerekenleri söylediklerinde otomatik olarak ”hayır” diyorsunuz.</li>
<li>Sıklıkla kendinizi kıstırılmış veya gereksinimlerinizin karşılanmadığı bir durumda buluyorsunuz.</li>
<li>İnsanların sizi bencil olarak değerlendirmesini istemiyorsunuz, bu nedenle de öbür uca kayıyorsunuz.</li>
<li>Diğer kişiler için kendinizi feda ediyorsunuz.</li>
<li>Evde ve/veya işte üzerinize düşenden daha fazla sorumluluk alıyorsunuz.</li>
<li>Diğer insanların bir sorunu olduğunda veya acı çektiklerinde, onların daha iyi hissedebilmesi için kendi aleyhinize olabilecek kadar fazla gayret gösteriyorsunuz. <span id="more-161"></span></li>
<li>Diğer insanlar size ne yapmanız gerektiğini söylediklerinde sıklıkla kendinizi öfkeli hissediyorsunuz.</li>
<li>Sıklıkla kandırıldığınızı hissediyorsunuz- aldığınızdan fazlasını veriyorsunuz.</li>
<li>İstediğiniz bir şey için talepte bulunduğunuzda kendinizi suçlu hissediyorsunuz.</li>
<li>Haklarınıza sahip çıkamıyorsunuz.</li>
<li>İnsanların sizden yapmanızı istediği şeyler karşısında dolaylı yollardan direnç gösteriyorsunuz. Kaytarıyorsunuz, hata yapıyorsunuz veya bahaneler buluyorsunuz.</li>
<li>Otorite figürleriyle anlaşamıyorsunuz.</li>
<li>İşinizde terfi veya yükselme talebinde bulunamıyorsunuz.</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Özel Dikkat ! Kendini Feda Etme&#8217;de Şema Kimyası</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Kendini Feda Etme şeması olan kişiler, genellikle kendi ihtiyaçlarının farkında olan ve bunları peşinde giden, daha bencil insanlardan etkilenebilirler. Genellikle eşleri de bu kişilerden seçilebilir. Ayrıca sürekli kendinden vermeye eğilimli bir insanın yanında da ancak “almaya eğilimli” birisi durabilir. Bu nedenle bu şeması aktif olan kişiler, eğer bu şemalarını iyileştirmek istiyorlarsa, almaya eğilimli insanlardan uzak durmaları gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Kendini Feda Etme&#8217;nin Kökenleri</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Genellikle aile tipleri, aşırı verici, çocukları ve çevresi için kendi isteklerinden vazgeçmiş anne babalardır. Bir çakışma durumunda kişi, doğrusunun kendi haklarından vazgeçmek olacağını düşünür ve hakkını kolaylıkla karşı tarafa verir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Kendini Feda Etme&#8217;nin İlişkinize Yansıması</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Eşinizin tüm ihtiyaçlarına koşarsınız ancak kendi isteklerinizi genellikle belirtmediğiniz için bir süre sonra ilgilenilmediğinizi hissedip öfkelenebilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/161/fedakarlik-semasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BOYUN EĞİCİLİK / TESLİMCİLİK ŞEMASI</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/158/boyun-egicilik-teslimcilik-semasi.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/158/boyun-egicilik-teslimcilik-semasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 11:15:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şemalar]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapist]]></category>
		<category><![CDATA[Şema Terapi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=158</guid>
		<description><![CDATA[Kişinin kendisini zorunda hissederek, genellikle öfkeden, karşı tepkiden, veya terk edilmeden kaçınmak için kontrolü başkalarına bırakmasıdır. Kişi ya kendi tercihlerin, kararları ve isteklerinden vazgeçer, ya da özellikle öfke olmak üzere duygularını ifade etmeyi bastırır. Bu şema genellikle kişinin isteklerinin, düşüncelerinin ve hislerinin başkaları için geçerli veya önemli olmadığının algılanmasını içerir. Kişiler oldu bittiye getirilmeye aşırı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Kişinin kendisini zorunda hissederek, genellikle öfkeden, karşı tepkiden, veya terk edilmeden kaçınmak için kontrolü <a rel="attachment wp-att-391" href="http://www.yusufbayalan.com/158/boyun-egicilik-teslimcilik-semasi.html/boyun-egicilik"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-391" title="boyun eğicilik" src="http://www.yusufbayalan.com/wp-content/uploads/2009/12/boyun-eğicilik-150x150.jpg" alt="" width="120" height="180" /></a>başkalarına bırakmasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Kişi ya kendi tercihlerin, kararları ve isteklerinden vazgeçer, ya da özellikle öfke olmak üzere duygularını ifade etmeyi bastırır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu şema genellikle kişinin isteklerinin, düşüncelerinin ve hislerinin başkaları için geçerli veya önemli olmadığının algılanmasını içerir. Kişiler oldu bittiye getirilmeye aşırı hassastırlar ancak dışarıya karşı aşırı bir uyum gösterirler. Bu durum genellikle uyumsuz durumlarda ortaya çıkan öfkenin oluşumuna neden olur. Bastırılan öfkenin kendisini ifade ettiği durumlara örnek olarak “pasif agresif davranışlar”, “öfkeli, kontrolsüz patlamalar”, “bedensel belirtiler”, “duyguların içe kapanması,” “madde kötüye kullanımı” verilebilir.<span id="more-158"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Karakteristik Boyun Eğicilik Davranışları</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">•  Çoğu zaman insanların ne isterlerse yapmalarına izin veriyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Diğer insanların kontrol ettiği durumlarda kendinizi daha rahat hissediyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Yüzleşmeden veya karşınızdaki kişinin öfkesinden uzak durabilmek için neredeyse her şeyi yapacaksınız. Her zaman uyum gösteren sizsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  İsyankarsınız- diğer insanlar size yapmanız gerekenleri söylediklerinde otomatik olarak”hayır” diyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Sıklıkla kendinizi kıstırılmış veya gereksinimlerinizin karşılanmadığı bir durumda buluyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Diğer insanlar size ne yapmanız gerektiğini söylediklerinde sıklıkla kendinizi öfkeli hissediyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Haklarınıza sahip çıkamıyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  İnsanların sizden yapmanızı istediği şeyler karşısında dolaylı yollardan direnç gösteriyorsunuz. Kaytarıyorsunuz, hata yapıyorsunuz veya bahaneler buluyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Otorite figürleriyle anlaşamıyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Bütünlüğünüzün olmadığını hissediyorsunuz- çok fazla uyumlu davranıyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  İnsanlar yeterince saldırgan veya tutkulu olmadığınızı söylüyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Başarılarınızı küçültüyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Görüşmelerde güçlü olma konusunda zorluk çekiyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Özel Dikkat ! Boyun Eğicilik&#8217;te Şema Kimyası</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Boyun Eğicilik Şeması olan kişiler yönetmeye meraklı, otoriter kişileri eş olarak seçebilirler.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Boyun Eğicilik&#8217;in Kökenleri</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Çocukluk dönemlerinde kişinin ana-babasından kendi ihtiyçlarının önemli olmadığı mesajını aldığı ve kendi duygu ve gereksinimlerini ifade Ettiğinde ise cezalandırıldığı veya ilgisiz kalındığı aile ortamlarında bu şema gelişebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Boyun Eğicilik&#8217;in İlişkinize Yansıması</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Eşinizin öfkesini veya tepkisini çekmemek için bilinç dışı bir uyum içine girersiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">İstemediğiniz tekliflere evet diyebilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Uzun vadede bu boyun eğişleriniz sizde öfke yaratabilir. Ve bu öfke, basit olaylara yoğun tepkiler şeklinde, bedensel şikayetlere dönüşen psikolojik sıkıntılar olarak, veya madde kötüye kullanımı olarak dışarı vurabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/158/boyun-egicilik-teslimcilik-semasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>YAPIŞIKLIK(İÇ İÇELİK) / GELİŞMEMİŞ BENLİK ŞEMASI</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/153/yapisiklikic-icelik-gelismemis-benlik-semasi.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/153/yapisiklikic-icelik-gelismemis-benlik-semasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 11:10:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şemalar]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapist]]></category>
		<category><![CDATA[Şema Terapi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=153</guid>
		<description><![CDATA[Bir veya daha fazla önemli kişiye (genellikle anne/babadır) aşırı duygusal bağlılık ve yakınlık durumudur. Bireyselleşme veya normal sosyal gelişimin önemi hiç bir zaman anlaşılmamıştır. Sıklıkla iç içe olunan bireye destek verilmedikçe, onun yaşayamayacağı veya mutlu olamayacağına ilişkin inancı içerir. Boğulma veya iç içe geçme hislerini içerebilir. Genellikle boşluk ve bocalama, amacının olmaması veya ciddi olgularda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bir veya daha fazla önemli kişiye (genellikle anne/babadır) aşırı duygusal bağlılık ve yakınlık durumudur. <a rel="attachment wp-att-395" href="http://www.yusufbayalan.com/153/yapisiklikic-icelik-gelismemis-benlik-semasi.html/yapisiklik"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-395" title="yapışıklık" src="http://www.yusufbayalan.com/wp-content/uploads/2009/12/yapışıklık-150x150.jpg" alt="" width="120" height="180" /></a>Bireyselleşme veya normal sosyal gelişimin önemi hiç bir zaman anlaşılmamıştır. Sıklıkla iç içe olunan bireye destek verilmedikçe, onun yaşayamayacağı veya mutlu olamayacağına ilişkin inancı içerir. Boğulma veya iç içe geçme hislerini içerebilir. Genellikle boşluk ve bocalama, amacının olmaması veya ciddi olgularda kendi varlığını sorgulama hissi şeklinde yaşanır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Karakteristik İçiçelik Davranışları</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">• İç içe olunan kişi ile yapışık bir hayat sürdürülür.</p>
<p style="text-align: justify;">• Kişi kendisine vakit ayırdığında veya özel hayatına dair bir şeyler yapmaya başladığında suçluluk duygusu duyar. Ve bu durumu yapışık olduğu kişi ile paylaşma ihtiyacı hisseder.</p>
<p style="text-align: justify;">• Tek başına yaşamla ilgili derin korkular vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">• Yapışık olunan kişilerin sorunları ile aşırı uğraş vardır.<span id="more-153"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Özel Dikkat ! İçiçelik&#8217;te Şema Kimyası</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Aile ile iç içe yaşam sürdüren kişiler, benzer şekilde yapışabilecekleri insanları tercih edebilirler. Bu kişi yine İç içelik şeması olan bir kişi olabildiği gibi, kişiyi korumaya hevesli, dominant ve güçlü birisi de olabilir. Her iki durum da kişinin iyileşmesini değil, şemasının devamını sağlar.</p>
<p style="text-align: justify;"> <span style="text-decoration: underline;"><strong>İçiçelik&#8217;in Kökenleri</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Kişinin aile dışı yaşamını desteklemekte eksiklik vardır. Aileler ya aşırı endişeden ya da kendileri de iç içelik şeması taşıdıklarından çocuklarına yapışırlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>İçiçelik&#8217;in İlişkinize Yansıması</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Genellikle aşırı güçlü ve baskın eşler seçildiği için, kişinin kendi benliğini hissetmesinde sorunlar vardır. Yapışılan eşin istekleri doğrultusunda bir hayat sürdürülür. Eğer varsa kariyer ile ilgili kararlar bile yapışılan eşe göre alınır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/153/yapisiklikic-icelik-gelismemis-benlik-semasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DAYANIKSIZLIK ŞEMASI</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/150/dayaniksizlik-semasi.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/150/dayaniksizlik-semasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 11:07:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şemalar]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapist]]></category>
		<category><![CDATA[Şema Terapi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=150</guid>
		<description><![CDATA[Kişinin önleyemeyeceği, beklenmedik bir felaketin herhangi bir zamanda ortaya çıkmasından abartılı korkudur. Kişinin her an olabileceğini beklediği ve kendisini dayanıksız hissettiği korkulan durumlar, aşağıdakilerin biri veya daha fazlasına karşıdır: •  Tıbbi: kalp krizi, AIDS, kanser, beyin kanaması veya amansız herhangi bir hastalığa yakalanma endişesi vardır. •  ruhsal : Çıldırma, aklını kaybetme korkusu olarak ifade edilen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Kişinin önleyemeyeceği, beklenmedik bir felaketin herhangi bir zamanda ortaya çıkmasından abartılı korkudur. Kişinin <a rel="attachment wp-att-399" href="http://www.yusufbayalan.com/150/dayaniksizlik-semasi.html/dayaniksizlik"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-399" title="dayanıksızlık" src="http://www.yusufbayalan.com/wp-content/uploads/2009/12/dayanıksızlık-150x150.jpg" alt="" width="120" height="180" /></a>her an olabileceğini beklediği ve kendisini dayanıksız hissettiği korkulan durumlar, aşağıdakilerin biri veya daha fazlasına karşıdır:</p>
<p style="text-align: justify;">•  <em>Tıbbi: </em>kalp krizi, AIDS, kanser, beyin kanaması veya amansız herhangi bir hastalığa yakalanma endişesi vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">•  <em>ruhsal : </em>Çıldırma, aklını kaybetme korkusu olarak ifade edilen kişinin kendi ruhsal dengesine olan güvensizliktir.</p>
<p style="text-align: justify;">•  <em>maddi: </em>Tüm parasını kaybederek muhtaç hale gelmekten korkar.</p>
<p style="text-align: justify;">•  <em>çevresel </em>:  Asansörler, saldırıya uğrama, uçaklar, depremler, kedi, köpek, örümcek gibi yaşam içinde karşılaşılabilen durumlardan korku vardır.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Karakteristik Dayanıksızlık Davranışları</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">•  Abartılı korkularınız yüzünden günlük hayatta genellikle kaygılı hissediyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Sağlığınız ve muhtemel hastalıklar yüzünden o kadar endişelisiniz ki: I) gereksiz tıbbi kontrollere gidiyorsunuz. II) sürekli destek ihtiyacınızla ailenize yük oluyorsunuz ve III) hayatın diğer özelliklerinden zevk alamıyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Vücudunuzu çok dinlediğiniz için ve muhtemel hastalık endişeniz yüzünden panik ataklar yaşıyorsunuz.<span id="more-150"></span></p>
<p style="text-align: justify;">•  İflastan gerçek dışı bir korkunuz var. Bu para konusunda gereksiz yere sıkı, ve ekonomik ve mesleki değişiklik yapma konusunda isteksiz olmanıza neden oluyor. Yeni yatırım ya da projeleri kaybetmek pahasına elinizdekini tutmak için çaba harcıyorsunuz. Risk alamıyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Kanuni bir tehlikeden sakınmak için uç noktalarda uğraş veriyorsunuz. Örneğin gece dışarı çıkmaktan, büyük şehirleri ziyaret etmekten, toplu taşıma araçlarından kaçınıyorsunuz. Yani hayatınız oldukça sınırlandırılmış durumda.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Ufacık bile olsa risk içeren günlük işlerden kaçınıyorsunuz. Örneğin asansörler, metro, ya da deprem olabilecek bir şehirde yaşamak gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Eşinizin sizi korkularınızdan korumasına izin veriyorsunuz. Oldukça desteğe ihtiyaç duyuyorsunuz. Eşiniz korktuğunuz durumlardan kaçınmanıza yardımcı oluyor. Eşinize aşırı bağımlı hale geliyorsunuz. Bu bağımlılığa bile öfkeleniyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Kronik anksiyeteniz sizi bazı psikosomatik hastalıklara daha yatkın yapıyor (örn. egzema, astım, kolit, ülser, vs.)</p>
<p style="text-align: justify;">•  Sosyal hayatınızı sınırlıyorsunuz; çünkü korkularınızın sonucu olarak diğer insanların yapabildiği pek çok şeyi yapamıyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Korkularınıza uyum sağlamak zorunda kalan eşiniz ve ailenizin de hayatını sınırlıyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Korkularınızı çocuklarınıza geçirmeniz olası.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Tehlikeden sakınmak için birçok başa çıkma mekanizmasını abartılı derecede kullanıyorsunuz. Obsesif-kompulsif belirtiler ve batıl düşünceler taşıyabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Kronik endişenizi azaltmak için ilaç, alkol, yemek vs.&#8217;e çok düşmüş olabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Özel Dikkat ! Dayanıksızlık&#8217;ta Şema Kimyası</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bu şemaya sahip kişiler genellikle kendilerine destek olacak eşler seçerler. Terapide seçilen bu eşlerin bir lakabı vardır: “Baston Eş”. Gerçekten de bu eşler, kişinin korkularının yersiz olduğunu ona yüzleştirmeyi pek yapamazlar. Genellikle ona güven vermeye, destek olmaya çalışırlar. Terapi sırasında eşlerin desteğini azaltmak, daha sağlıklı yüzleştirici tepkilerle değiştirmek önemlidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Korkulan durumlara göre eş seçimi önem kazanabilir. Kalp krizi geçirmekten korkan bir kişi için bir doktor ideal bir eş gibi gelebilir. Çünkü her an yanında ona ilk müdahaleyi yapabilecek birisi vardır. Ya da parasal endişeleri olan birisi için varlıklı bir eş rahatlatıcı olabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Dayanıksızlık&#8217;ın Kökenleri</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Tüm Bozulmuş Hareket Özgürlüğü Şemaları gibi, Dayanıksızlık şemasında da, aşırı koruyucu bir ana baba tutumu vardır. Bu kollamaya anne babanın endişeli tutumları da eşlik eder. Çocuk, çocuk yaşlardan itibaren terlerse, soğuk su içerse veya çıplak ayakla gezerse hasta olacağına, futbol oynarsa ayağı kırılacağına, sokakta gezerse kaçırılacağına veya saldırıya uğrayacağına inandırılır.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Bu şemayı aynı şema ile yaşamış ebeveynlerinizi gözlemleyip izleyerek edindiniz. Anneniz/babanız fobikti ya da bazı alanlarda aşırı korkuları vardı (kontrolü kaybetme, hastalanma, iflas etme gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Ebeveyniniz tehlike ya da hastalık konularında aşırı koruyucuydu. Sürekli sizi tehlikeler konusunda uyarıyordu. Kendinizi bu günlük işlerle bile başa çıkamayacak kadar kırılgan ve beceriksiz hissediyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Ebeveyniniz sizi yeterince korumadı. Çocukluk çevreniz fiziksel, duygusal ve finansal olarak yeterince güvenli değildi. (Bu genellikle Duygusal Yoksunluk, veya Şüphecilik ile beraberdir.)</p>
<p style="text-align: justify;">•  Çocukken çok hastalandınız veya sizi incinebilir hissettirecek ciddi bir travmatik olay yaşadınız (örneğin bir araba kazası)</p>
<p style="text-align: justify;">•  Ebeveynlerinizden biri travmatik bir olay yaşadı, belki de hayatını kaybetti. Dünyayı “tehlikelerle dolu” algılamaya başladınız.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Dayanıksızlık&#8217;ın İlişkinize Yansıması</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Genellikle bu şeması olan kişinin yanında ona destek olmaya çalışan bir eş bulunur. Ancak korumaya yönelik davranışların bir faydası olmadığı ve olamayacağı için bazen bu eşler bıkkınlığa girerler. Diğer yandan ilişki, daha çok bir tarafın korkuları ve önlem alma çabaları için harcanan zamandan oldukça olumsuz olarak</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/150/dayaniksizlik-semasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BAĞIMLILIK / YETERSİZLİK ŞEMASI</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/148/bagimlilikyetersizlik-semasi.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/148/bagimlilikyetersizlik-semasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 11:04:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şemalar]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapist]]></category>
		<category><![CDATA[Şema Terapi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=148</guid>
		<description><![CDATA[Bağımlılık şeması, çocuğun genellikle aşırı kollandığı, kendi kararlarını almasının engellendiği, kendi işlerini yapmasına fırsat verilmeden ebeveyni tarafından yapıldığı durumlarda ortaya çıkabilir. Kişide, özellikle kendi karar alma ve doğru ile yanlışı birbirinden ayırma becerisine güvensizlik vardır. Dolayısı ile kişi yalnız başına problemlerle baş edemeyeceğine inanır ve sürekli çevresinde kendisine destek verecek ve hatta işleri onun adına [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bağımlılık şeması, çocuğun genellikle aşırı kollandığı, kendi kararlarını almasının engellendiği, kendi işlerini yapmasına <a rel="attachment wp-att-405" href="http://www.yusufbayalan.com/148/bagimlilikyetersizlik-semasi.html/bagimlilik"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-405" title="bağımlılık" src="http://www.yusufbayalan.com/wp-content/uploads/2009/12/bağımlılık-150x150.jpg" alt="" width="120" height="180" /></a>fırsat verilmeden ebeveyni tarafından yapıldığı durumlarda ortaya çıkabilir. Kişide, özellikle kendi karar alma ve doğru ile yanlışı birbirinden ayırma becerisine güvensizlik vardır. Dolayısı ile kişi yalnız başına problemlerle baş edemeyeceğine inanır ve sürekli çevresinde kendisine destek verecek ve hatta işleri onun adına yapacak birisini arar.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Karakteristik Bağımlılık Davranışları</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">•  Size yol göstermeleri için sürekli sizden akıllı ve daha güçlü insanlara yönelirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Başarılarınızı küçültüp eksikliklerinizi büyütürsünüz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Kendi başınıza yeni maceralardan kaçınırsınız.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Kendi kararlarınızı vermezsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Kendi finansal kayıtlarınıza ya da kararlarınıza dikkat etmezsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Ebeveynlerinize/eşinize göre yaşarsınız.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Ebeveynlerinize kendi yaşıtlarınızın olduğundan çok daha fazla bağımlısınızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Yalnız kalmaktan ya da yalnız seyahat etmekten kaçınırsınız.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Yüzleşmediğiniz korkularınız ya da fobileriniz vardır.<span id="more-148"></span></p>
<p style="text-align: justify;">•  Pratik işlevler ve günlük yaşam becerileri konusunda çok bilgisizsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Bir dönem bile kendi başınıza yaşamamışsınızdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Özel Dikkat ! Bağımlıkta Şema Kimyası</span></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şema kimyasının en önemli olduğu şemalardan birisidir. Çünkü bu kişiler genellikle kendilerini kollayabilecek, güçlü, koruyucu ve baskın kişileri eş veya arkadaş olarak seçerler. Şema kimyası ile seçilen bu ilişkiler, şemanın sürmesine neden olurlar. Çünkü kişi karar vermek ve iş becermek zorunda kalmadığı için kendi kapasitelerinin hiç bir zaman farkında olmaz. Partneriniz belki de:</p>
<p style="text-align: justify;">•  Güçlü ve koruyucu görünen bir anne/baba gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Size bakmaktan ve çocuk gibi davranmaktan zevk alıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Kendisi hakkında hiç bir zaman korkmuş, güvensiz ve incinebilir görünmüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Sizin fikirlerinizi, zevklerinizi, ve başarılarınızı eleştiriyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Bağımlılığın Kökenleri </span></p>
<p style="text-align: justify;">Aşırı evhamlı, koruyucu, çocuğun karar almasını engelleyici ailelerdir. Çocuğun aile dışındaki yaşantısının öğretilmesinde ve desteklenmesinde ileri derecede eksiklik vardır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong><span style="text-decoration: underline;">Aşırı Korumacılık Kökenleri</span></strong></em></p>
<p style="text-align: justify;">•  Aileniz aşırı koruyucu ve size olduğunuzdan küçükmüşsünüz gibi davranıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Kararlarınızı ebeveynleriniz veriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Hayatınızdaki tüm detaylarla ebeveynleriniz ilgileniyor; böylelikle kendi başınızın çaresine bakmayı öğrenemiyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Ödevlerinizi bile ebeveynleriniz yapıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Size çok az ya da sıfır sorumluluk verilmiş.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Ailenizden çok az ayrı kalmışsınız; ayrı bir kimliğiniz yok gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Ebeveynleriniz günlük işlerdeki becerilerinizi ve fikirlerinizi eleştiriyor.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Yeni bir iş üstlendiğinizde ebeveynleriniz çok fazla tavsiye ve yönerge vererek size karışıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Ebeveynleriniz size öylesine güvenli bir ortam sunmuş ki, evden ayrılıncaya kadar ciddi bir reddedilme ve başarısızlık yaşamamışsınız.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Ebeveynlerinizin birçok korkuları var ve sürekli sizi tehlikelere karşı uyarıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong><span style="text-decoration: underline;">Korunmasızlık Kökenleri</span></strong> </em></p>
<p style="text-align: justify;">•  Ebeveynlerinizden yeterli rehberlik ve yön almıyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Kararlarınızı yalnız almanız gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">•  İçten içe çocuk hissetmenize rağmen ailede yetişkin gibi davranmak zorundasınız.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Başınızdan büyük şeyleri yapmanız ve bilmeniz bekleniyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Bağımlılık&#8217;ın İlişkinize Yansıması</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Bağımlılık şemasına sahip kişiler kendilerinden daha becerikli eşler seçmeye eğilimlidirler. Bu kişiler her ortamda eşlerinin yanlarında olmasını isterler. Bu durum karşı tarafta bir süre sonra boğulma hissi ile beraber öfkelenmeler doğurabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Onun fikirlerine kendinizinkinden daha fazla güveniyorsunuz. Çoğu kararları o alıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Onun yanındayken kendi benliğinizi kaybediyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Her şeyi partneriniz ödüyor, ve finansal tüm kayıtları tutuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Yeni bir işe başlayacağınızda, her zaman onun fikirlerini soruyorsunuz; o konuda bir bilgisi ve deneyimi olmasa bile.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/148/bagimlilikyetersizlik-semasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>29</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>BAŞARISIZLIK ŞEMASI</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/145/basarisizlik-semasi.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/145/basarisizlik-semasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 11:01:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şemalar]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapist]]></category>
		<category><![CDATA[Şema Terapi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=145</guid>
		<description><![CDATA[Başarısız olduğuna, mutlaka başarısız olacağına veya başarı kazanılacak alanlarda (kariyer, spor vb.) akranlarına göre yetersiz olduğuna inancı içeren bir şemadır. Kişi , aptal, beceriksiz, yeteneksiz, cahil, seviye olarak düşük, diğerlerinden daha az başarılı hisseder. Karakteristik Başarısızlık Davranışları •  Kariyerinizde beceri geliştirmek için gerekli adımları atmıyorsunuz. ( örn; okulu bitirmek, en son gelişmeleri okumak, bir uzman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-409" href="http://www.yusufbayalan.com/145/basarisizlik-semasi.html/basarisizlik"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-409" title="başarısızlık" src="http://www.yusufbayalan.com/wp-content/uploads/2009/12/başarısızlık-150x150.jpg" alt="" width="120" height="180" /></a>Başarısız olduğuna, mutlaka başarısız olacağına veya başarı kazanılacak alanlarda (kariyer, spor vb.) akranlarına göre yetersiz olduğuna inancı içeren bir şemadır. Kişi , aptal, beceriksiz, yeteneksiz, cahil, seviye olarak düşük, diğerlerinden daha az başarılı hisseder.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Karakteristik Başarısızlık Davranışları</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">•  Kariyerinizde beceri geliştirmek için gerekli adımları atmıyorsunuz. ( örn; okulu bitirmek, en son gelişmeleri okumak, bir uzman yanında çıraklık yapmak). İnsanları aptal yerine koymaya çalışıyorsunuz veya yokuş aşağı gitmektesiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Potansiyelinizin altında bir kariyer seçmişsiniz. ( örn; liseyi bitirdiniz ve mükemmel bir matematik yeteneğiniz var, ancak şimdi bir taksi sürücüsüsünüz.)</p>
<p style="text-align: justify;">•  Seçtiğinizi kariyerinizde terfi edebilmeniz için gereken adımları atmaktan kaçınıyorsunuz; ilerlemeniz gereksiz yere sekteye uğruyor. ( örn; terfileri kabul etmekte veya talep etmekte başarısızsınız; kendinizi terfi ettirmiyor veya sizi değerlendirecek kişilerin yeteneklerinden haberdar olmasını sağlamıyorsunuz; güvenli, sonu belli bir işte takılıp kalıyorsunuz)<span id="more-145"></span></p>
<p style="text-align: justify;">•  Diğer insanlar için çalışmayı kaldıramıyor veya başlangıç düzeyinde işlerde çalışıyorsunuz, bu nedenle de işlerin en dışında kalıyorsunuz ve merdivenleri tırmanamıyorsunuz (Haklılık ve Boyun Eğdirme konularıyla örtüşme noktalarına dikkat edin.)</p>
<p style="text-align: justify;">•  İşe giriyorsunuz, ancak geç kalmalarınız, iş performansınızın düşük olması, kötü tutumlar ve kaytarmalarınız gibi nedenlerle defalarca işten atılıyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Bir kariyerle yetinemiyorsunuz, işten işe geçiyorsunuz ve hiç bir alanda uzmanlaşamıyorsunuz. Özgülleşmenin- uzmanlaşmanın ödüllendirildiği bir dünyada çok genel kalıyorsunuz. Bu nedenle de; herhangi bir kariyerde çok fazla ilerleme kaydedemiyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Başarılması olağanüstü zor bir kariyer seçmişsiniz ve ne zaman bırakmak gerektiğini de bilmiyorsunuz. (örn; oyunculuk, profesyonel sporculuk, müzik)</p>
<p style="text-align: justify;">•  İşinizde insiyatif almaktan veya bağımsız olarak karar vermekten korkuyorsunuz ve bu nedenle de daha fazla sorumluluk isteyen pozisyonlara hiç bir zaman terfi edemiyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Nesnel olarak bakıldığında oldukça başarılı olmanıza rağmen, temelde aptal veya yeteneksiz olduğunuzu hissediyorsunuz , bu nedenle de kandırmaca yaptığınız duygusuna kapılıyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Yeteneklerinizi ve başarılarınızı küçümsüyor, ancak hatalarınızı ve zayıf noktalarınızı abartıyorsunuz. Akranlarınız kadar başarılı olduğunuz halde kendinizi başarısız hissetme noktasına geliyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  İlişkilerde ortağınızı başarılı kadın/ erkeklerden seçmişsiniz. Kendi başarılarınızı fazlaca takdir etmeden onların başarılarıyla vekaleten yaşıyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Diğer becerilerinize (örn; görünümünüz, cazibeniz, gençliğiniz, diğerleri için yaptığınız fedakarlıklar) odaklanarak başarı veya iş becerileri konusundaki eksikliğinizi telafi etmeye çalışıyorsunuz. Ancak tüm bunların altında yatan kendinizi halen başarısız hissetmenizdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>Başarısızlık&#8217;ın Kökenleri</strong> </span></p>
<p style="text-align: justify;">•  Okulda, sporda vs. performansınız hakkında hep eleştirel tutumu olan bir ebeveyniniz (genellikle babanız) vardı. Genellikle sizi “aptal, beyinsiz, beceriksiz vs.” gibi isimlerle çağırırdı. Belki de sizi istismar etti. (may have been abusive) (Şemanız Kusurluluk ya da İstismar&#8217;a bağlı olabilir.)</p>
<p style="text-align: justify;">•  Bir ya da iki ebeveyniniz çok başarılıydı, ve hiçbir zaman onların yüksek standartlarını yakalayamayacağını düşündünüz. Ve denemekten vazgeçtiniz. (Şemanız, Yüksek Standartlara bağlı olabilir.)</p>
<p style="text-align: justify;">•  Ebeveynlerinizden biri ya da her ikisinin de başarılı olmanızı umursamadığını, daha da kötüsü başarılı olduğunuzda THREATENED olduklarını hissettiniz. Ebeveyniniz sizle yarış içinde olabilir -ya da çok başarılı olduğunuzda sizi kaybetmekten çekiniyordur. (Şemanız Duygusal Yoksunluk ya da Bağımlılığa bağlı olabilir.)</p>
<p style="text-align: justify;">•  Okulda ya da sporda diğer çocuklar kadar iyi değildiniz. Belki bir öğrenme güçlüğünüz, dikkat bozukluğunuz vardı ve çok UNCOORDINATED diniz. Sonuçta alay konusu olmamak için denemekten vazgeçtiniz. (Şemanız Sosyal İzolasyona bağlı olabilir.)</p>
<p style="text-align: justify;">•  Haksızca karşılaştırıldığınız abileriniz ya da ablalarınız vardı. Hiçbir zaman onlarla boy ölçüşemeyeceğinizi farkedip denemekten vazgeçtiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Yabancı bir ülkeden geldiniz, aileniz göçmendi, ve okul arkadaşlarınızın ailelerinden daha az eğitimli ve daha fakirlerdi. Arkadaşlarınızdan aşağıda hissettiniz ve hiçbir zaman onlarla boy ölçüşemeyeceğinize inandınız.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Ebeveynleriniz sizin için yeterli sınırlar koymadı. Öz disiplin ve sorumluluğu öğrenmediniz. Düzenli olarak ödev yapmayı ve çalışma becerileri edinmeyi beceremediniz. Sonuçta bu başarısızlığı getirdi. (Şemanız Haklılık&#8217;a bağlı olabilir.)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/145/basarisizlik-semasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ADEMİN SEVGİSİ SOYUNUN AŞKI</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/140/ademin-sevgisi-soyunun-aski.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/140/ademin-sevgisi-soyunun-aski.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 09:49:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlişki Terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[AŞK]]></category>
		<category><![CDATA[KADIN ERKEK İLİŞKİLERİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=140</guid>
		<description><![CDATA[Ben insanım ve insana muhtaçlığım künyemde yazılı; değil mi ki insan ve ünsiyet kelimeleri aynı kökten geliyor. Ünsiyet, benim gibi olan diğerleriyle bağ kurmam demek. Ve ben buna yazgılıyım; insanlara ihtiyaç duymam bir tercih değil sadece, bir “varoluşsal mecburiyet”. Mecburum diğerlerinin beni sevmesine, beni onaylamasına, bana saygı duymasına, beni anlamasına; mecburum diğer insanları anlamaya, kabul [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Ben insanım ve insana muhtaçlığım künyemde yazılı; değil mi ki insan ve ünsiyet kelimeleri aynı kökten geliyor. Ünsiyet, benim gibi olan diğerleriyle bağ kurmam demek. Ve ben buna yazgılıyım; insanlara ihtiyaç duymam bir tercih değil sadece, bir “varoluşsal mecburiyet”. Mecburum diğerlerinin beni sevmesine, beni onaylamasına, bana saygı duymasına, beni anlamasına; mecburum diğer insanları anlamaya, kabul etmeye, onaylamaya. Sevmez ve sevilmezsem tartışılır insanlığım; ne yazık ki başka bir şey de olamam. Çünkü ben, olmam gerekeni olamadıktan sonra pek bir şey olamayan bir varlığım. İnsanım ve insanlığımdan kaynaklı yaralarımı diğer insanlarla sarabilirim ancak.</p>
<p style="text-align: justify;">            Ademle yazgım aynı. Yalnızlığımı telafi için diğer bir insana muhtacım. Sadece insan olması da yetmez diğerinin; karşı cinsten olması gerekir. Çünkü Adem’e dar geldi cennet Havva olmadan; Havva var olabilmek için Adem’le bir olmalıydı. Ben insanım ve erkeğim/kadınım; yani ben yalnızım ve bir kadına/erkeğe muhtacım. Bu benim acziyetim; ama acziyetime vereceğim tepki beni eşrefi mahlukat(yaratılmışların en şereflisi, üstünü) yapabilecek. Havva olmadan mutlu olamadı Adem; ki bulunduğu yer cennetti. Yasak meyveyi yediğinde Havva’yı kaybetti; çünkü Havva’yı kaybetmesi ona verilebilecek en büyük cezaydı. Cezasının sona erdiğini Havva’yı bulduğunda anlamıştı. Ben insanım, Adem/Havva’yım, yalnızım, mahkumum; ama en şereflisiyim tüm yaratılmışların.<span id="more-140"></span></p>
<p style="text-align: justify;">            Adem’ken cennette ve bilmeden Havvanın var olabileceğini onu arzu etmişti Adem; adını koymadan o duygunun kendisini yaşamıştı. Arzu halindeydi, özlem doluydu; adını bilmiyordu tam olarak hissettiği şeyin. Ona kelimeler öğretilince yaşadığı duyguya “sevgi” dedi. Yaşadığı şey sevgi olunca onun da adı değişmişti. O artık bir “seven”di. Sevgi ne güçlü bir kelimeydi ki ona yeni bir isim veriyordu. O, sevgiyi tatmadan önceki Adem değildi artık.</p>
<p style="text-align: justify;">            Adem’in sevgisi, eksikliğinden kaynaklanıyordu ve şaşılası bir şekilde onu yücelten bir şeydi. Tamam olabilmesi için Adem Havva’ya ihtiyaç duymuştu. Havva da ancak Adem’le var olabilirdi. Sevgi birinden ötekine uzanan, ikisini de tamamlayan mayaydı. Adem Havva’da Havva Adem’de diğer yanlarını görüyorlardı; kendilerini görüyorlardı birbirlerinde. Sırt sırta veriyorlardı, yalnızlık denilen “insani varoluş kıskacı”ndan kurtulabilmek için. Sevgileri, özlerinde var olan insanlıklarını ortaya çıkartıyordu; özleri gürleşiyordu birbirlerini sevdikçe.</p>
<p style="text-align: justify;">            Sevgiden kasıt kendini ötekine yönlendiren duyguydu daha çok. Sevmek dendiğinde sevilmek gelmiyordu aklına hemencecik Adem’in. Sevgi etken bir eylemdi onun için. Seven insan eyleyen insandı, sadece bekleyen değil. Sevgi için emek gerekiyordu, vermek gerekiyordu, çaba gerekiyordu. Evet sevilmek bir sonuç olabilirdi muhakkak; ama sevmek bir gereklilikti.</p>
<p style="text-align: justify;">Sevgi en bereketlisiydi tüm duyguların. Kendi pınarından akmaya başlayan, geçtiği tüm yollarda yaşam oluşturan bir nehirdi. Kendinde ortaya çıkan, karşıya yönelen, karşıda kendini üreten, üretileni kendine döndüren, hayatı döndüren bir şeydi sevgi. Sevgi var eden bir şeydi; yok eden, tüketen değil.</p>
<p style="text-align: justify;">Sevgi Adem’e üflenen ruhun bir yansımasıydı nihayet…</p>
<p style="text-align: justify;">            Adem yeryüzüne indi ve yayıldı, çoğaldı; özü Adem olan sayısız insan geldi dünyaya. Sayısız insan, sayısız yalnızlık, sayısız ünsiyet, sayısız insanlık, sayısız sevgi, sayısız seven  demekti. Sonrakiler öncekilerden öğrenmeye başladılar artık sevgiyi ve sevmeyi. Her öğrenme öğrenen ve öğretenin eksikliğini de taşıyordu içinde. Adem ve Havva unutulmuştu artık. İnsanlığın ve sevginin özü unutulmuştu. Sevgiyi çağrıştıran yeni kelimeler türetilmişti; aşk, aşık, maşuk gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">            Aşk: yakıcı ve yıkıcı sevgi…</p>
<p style="text-align: justify;">            Sonrakiler, önce “aşk” ve “aşık” kelimelerini öğrenerek büyüyorlardı artık; oysa Adem sevgiyi yaşamıştı ve seven olmuştu ilk önce, sonra isimlendirmişti yaşadığını ve kendini. Artık insanlar aşk kelimesini duymasalar, ömür boyu aşık olamayacak hale gelmişlerdi. Biteviye tekrardı artık aşk. Elde edilmesi gereken bir şey, bir yağma malı, bir rekabet unsuru. Artık sevgi diye hayatın her anında aşk vardı; ama olgunlaştırmıyordu hiçbir aşk aşık ve maşukunu…</p>
<p style="text-align: justify;">            Zaman geldi insanlar hayatın merkezine kendilerini koydular; her şey işlerine yaradığı oranda kıymetliydi artık. Bu bencillik demekti, bu tüketmek demekti, bu tecavüz demekti. Her şey bir meta, alınıp satılabilen bir pazar malıydı. Her şey “elde edilebilir”di.  Bu anlamda çok “işlevsel”di aşk. Yalnızlık gidericiydi her şeyden önce. Tek başınalık zindanından kurtulmak için, sevginin mukallidi idi. Ama tüm taklitlerde olduğu gibi asıl olanın özü yoktu onda. Yöntemler üretildi, formüller bulundu, kitaplar yazıldı aşkı “ele geçirmek”, maşuku “tavlamak” için. Dönem formüller dönemiydi çünkü.</p>
<p style="text-align: justify;">            Adem’in soyu sevgiyi bedenin arzusu yaptı  artık; bedeni yatışınca kendini boşlukta bulur oldu insanlar. Yakışıklı ve güzel, peşinde koşulanlar oldu. Biri bitince öteki hedef oldu. Çünkü Adem’in sevgisi üretkendi, soyunun sevgisi tüketken/tüketici.  Adem severek var oluyor ve var ediyordu, soyu ise aşık olarak yok ediyor ve yok oluyor.</p>
<p style="text-align: justify;">            Adem emek veriyordu sevgisi için. Bu onu sürekli yaratıcı kılıyordu. Sevgi bir durak değildi onun için, bir yoldu. Soyu ise, yolu olmadığı için “yürütemiyor” artık aşkını.</p>
<p style="text-align: justify;">            Adem için sevmekti aslolan; soyu sevilmeyi merkezine aldı. Adem sevecek bir şey istedi kendisini var edenden; soyu sevil(e)mediği için saldırganlaştı.</p>
<p style="text-align: justify;">            Sevgi…</p>
<p style="text-align: justify;">            Adem’den soyuna aktarılan bereketli toprak; bekliyor dikenliklerinden temizlenmeyi tüm insanlıktan…</p>
<p style="text-align: justify;">Psikoterapist Yusuf BAYALAN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/140/ademin-sevgisi-soyunun-aski.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>962</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SENİ SEVİYORUM ZORBALIĞI</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/137/seni-seviyorum-zorbaligi.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/137/seni-seviyorum-zorbaligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 09:31:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlişki Terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[AŞK]]></category>
		<category><![CDATA[KADIN ERKEK İLİŞKİLERİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=137</guid>
		<description><![CDATA[Bir kadın erkek ilişkisinin harcında bulunan sevginin miktarı o ilişkinin doyum vericiliğini dolayısıyla da söz konusu kadın ve erkeğin mutluluğunu etkileyen en önemli faktördür. Taraflar birbirini ne çok severse o oranda tatmin bulurlar ilişkilerinde ve genel anlamda hayatlarında. Çünkü doyum verici kadın erkek ilişkisi, varoluşsal bir ihtiyaçtır. Yani insanlığımızın özünde bu ihtiyaç vardır; Adem Havva’ya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bir kadın erkek ilişkisinin harcında bulunan sevginin miktarı o ilişkinin doyum vericiliğini dolayısıyla da söz konusu kadın ve erkeğin mutluluğunu etkileyen en önemli faktördür. Taraflar birbirini ne çok severse o oranda tatmin bulurlar ilişkilerinde ve genel anlamda hayatlarında. Çünkü doyum verici kadın erkek ilişkisi, varoluşsal bir ihtiyaçtır. Yani insanlığımızın özünde bu ihtiyaç vardır; Adem Havva’ya muhtaçtır, Havva Adem’e!</p>
<p style="text-align: justify;">İnsan hislerini, düşüncelerini, yaşadıklarını en çok dil yoluyla anlatır. Bir kişinin konuşma içeriği bize o kişinin kişisel dünyası hakkında bilgi verir. Biz söz konusu kişinin söylediklerinden, ona dair, yaşadıkları, düşündükleri ve hissettiklerine dair bir çıkarımda bulunuruz. Kişinin belirttikleri ile gerçek olanlar arasındaki tutarsızlık ise genel anlamda dikkat çekici olur.</p>
<p style="text-align: justify;">Zamane insanının en çok yatırım yaptığı, günlük dilde ve yazın hayatında en çok kullandığı  kelimeler arasında sevgi ve aşk ilk sıralarda yer alsa gerektir. Buna mukabil zamane insanının en çok muzdarip olduğu problemler arasında da ilişki problemleri ön saflarda yer tutmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Zamane insanının ilişkilerinde seni seviyorum, aşkım, canım, hayatım, iyi ki hayatımdasın vb. ifadeler o kadar çok kullanılıyor ki, zamanımızda yaşamayanlar, sadece bu ifadelere şahit olsalar, insanlığın artık gerçek sevgi dönemi diye bir dönemde var olduğunu düşünebilirlerdi. Oysa bizler bu kadar çok sevgi ifadesinin yanında bir o kadar da ilişki problemlerine şahit oluyoruz. Ve şahit olduklarımız bize bir çelişki gibi geliyor: <strong>zamane insanı sürekli karşısındakine sevgisini dile getiriyor ve sürekli karşısındakiyle kavga ediyor! </strong>Evet ortada bir çelişki var; çünkü sevgi bu kadar kavgayı, aldatmayı, ağlatmayı, incitmeyi vb. kaldırmaz! Birisi hem sevdiğini söylüyor hem de karşısındakine acı veriyorsa bu bir çelişkidir. Çünkü  söylenen ile eylenen birbiri ile örtüşmüyor durumdadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Söz konusu çelişkinin bize daha anlaşılır gelmesi için şu soruyu kullanabiliriz: Zamane insanı seni seviyorum derken aslında neyi kastediyor? Gerçekten de karşısındakini sevdiğini söylemediği aşikar; çünkü gerçek sevgi kavga üretmez. Bana kalırsa zamane insanı söylediği şeyle beklentisini dile getiriyordur. Onun açısından seni seviyorum demek çoğunlukla “bana beni sevdiğini söyle” anlamına gelmektedir. Bu yaklaşım zamane insanının ruhuna uygundur. Çünkü zamane insanı bencildir, egoisttir. O, merkezinde kendisinin yer aldığı bir dünyada yaşıyordur. Dolayısıyla olan biten şeyler onun için olmalıdır. Sevgi ise söz konusu, önce o nasiplenmelidir ondan; artarsa modern bir cömertlik sergileyebilir belki! Peki neden bu sevilme ihtiyacını açıkça dile getirmez de yolu dolambaçlı hale getirir? Bu durumda da modern insanın diğer özellikleri bize ışık tutabilir. Modern insan güçlüdür, mantıklıdır, bilimseldir. Oysa sevilme ihtiyacını ifade etmek duygusallıktır ve duygusallık güçsüzlük göstergesidir; kendini kontrol edememek, mantığına hükmedememek demektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Gerçek ihtiyaçlarımıza uzak kaldığımız için, ve onları dile getiremediğimiz için çok yoğun öfke yaşıyoruz, hırçınlaşıyoruz. O yüzden çok sevdiğimizi söylediklerimize hayatı zindan edebiliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Zamane insanı  olan bizler ne yapmalıyız peki? Sahici duygularımızla yüzleşmeliyiz, acılarımıza kapılarımızı açmalıyız ve en önemlisi de gerçek sevgiyi üretmeliyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Psikoterapist Yusuf BAYALAN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/137/seni-seviyorum-zorbaligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>9</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PANİK BOZUKLUĞUNUN BELİRTİLERİ</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/132/panik-bozuklugunun-belirtileri.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/132/panik-bozuklugunun-belirtileri.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 09:25:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Panik Atak]]></category>
		<category><![CDATA[panik bozukluğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=132</guid>
		<description><![CDATA[Panik bozuklukta aşağıdaki belirti ve bulgulara rastlanabilir: Genel görünüm ve dışa vuran davranış: Panik nöbetleri dışında kişinin görünümünde net bir bozukluk yoktur. Panik esnasında kişi, ileri derecede endişeli ve telaşlı olur. Konuşma ve ilişki kurma: Panik esnasında kişi rahat konuşamaz, sesi titrer. Bazen hasta ile ilişki kurmak güç olabilir. Hasta yaşadıklarından bahsetmek isteyebilir. Duygulanım: Panik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Panik bozuklukta aşağıdaki belirti ve bulgulara rastlanabilir:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Genel görünüm ve dışa vuran davranış:</strong> Panik nöbetleri dışında kişinin görünümünde net bir bozukluk yoktur. Panik esnasında kişi, ileri derecede endişeli ve telaşlı olur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Konuşma ve ilişki kurma:</strong> Panik esnasında kişi rahat konuşamaz, sesi titrer. Bazen hasta ile ilişki kurmak güç olabilir. Hasta yaşadıklarından bahsetmek isteyebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Duygulanım:</strong> Panik nöbeti esnasında kişide ileri derecede korku söz konusudur. Panik nöbeti dışında, paniğin tekrar yaşanmasına dönük bir beklenti korkusu yaşanabilir. En önemli korku delirme, çıldırma, kontrolü kaybetme ya da ölüm korkusudur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bişişsel yetiler:</strong> Panik nöbetleri dışında hastanın yöneliminde, algılamasında, ya da diğer bilişsel yetilerinde problem yoktur. Ancak panik esnasında çevreyi tanıyamama, algı bozukluğu varmış gibi bir durum ortaya çıkabilir. Hasta şaşkınlık içinde olabilir; çevresini ve kendini değişmiş olarak algılayabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Düşünce süreci ve içeriği:</strong> Nöbet dışında hastanın düşünce sürecinde problem olmaz. Panik esnasında, kontrolü kaybetme, çıldırma, ölme düşünceleri ortaya çıkabilir. Ataklardan sonra da aynı yaşantnın tekrar olabileceğine dair düşünceler ortaya çıkabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Fizik ve fizyolojik belirtiler</strong>: Panik dışında bir anormalilk yoktur. Panik esnasında çarpıntı, yüz kızarması ya da solması, terleme, üşüme, kılların diken diken olması, göğüste sıkışma, soluk almıyor hisetme, solunum sıklaşması, baş dönmesi, bulantı, el ve ayaklarda uyuşma, sık idrara çıkma, kan basıncının yükselmesi, sıcak-soğuk basması, baygınlık duygusu yaşanabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Psikoterapist Yusuf BAYALAN</p>
<p style="text-align: justify;">Kaynak: Öztürk M. Orhan, Ruh Sağlığı Ve Bozuklukları, İstanbul, Nobel Tıp Kitabevleri, 2001</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/132/panik-bozuklugunun-belirtileri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PANİK BOZUKLUĞU NEDİR?</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/130/panik-bozuklugu-nedir.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/130/panik-bozuklugu-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 09:22:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Panik Atak]]></category>
		<category><![CDATA[panik bozukluğu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=130</guid>
		<description><![CDATA[Panik bozukluğu, kendiliğinden ve beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan panik ataklarla giden bir klinik tablodur. Panik atak, aniden ve beklenmedik bir biçimde ortaya çıkan ½-1 saat süreli, bedensel belirtilerin eşlik ettiği yoğun bir anksiyete(bunaltı, kaygı) nöbetidir. DSM-IV-TR’ye göre bir yaşantının panik atak olarak isimlendirilebilmesi için şu 14 maddeden 4 ya da daha fazlasının gerçekleşmiş olması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Panik bozukluğu, kendiliğinden ve beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan panik ataklarla giden bir klinik tablodur.</p>
<p style="text-align: justify;">Panik atak, aniden ve beklenmedik bir biçimde ortaya çıkan ½-1 saat süreli, bedensel belirtilerin eşlik ettiği yoğun bir anksiyete(bunaltı, kaygı) nöbetidir.</p>
<p style="text-align: justify;">DSM-IV-TR’ye göre bir yaşantının panik atak olarak isimlendirilebilmesi için şu 14 maddeden 4 ya da daha fazlasının gerçekleşmiş olması gerekmektedir:</p>
<p style="text-align: justify;">1-      Çarpıntı, kalp atımlarını duyumsama ya da kalp hızında artma olması</p>
<p style="text-align: justify;">2-      Terleme</p>
<p style="text-align: justify;">3-      Titreme ya da sarsılma</p>
<p style="text-align: justify;">4-      Nefes darlığı ya da boğuluyormuş gibi olma duyumları</p>
<p style="text-align: justify;">5-      Soluğun kesilmesi</p>
<p style="text-align: justify;">6-      Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkışma</p>
<p style="text-align: justify;">7-      Bulantı ya da karın ağrısı</p>
<p style="text-align: justify;">8-      Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma</p>
<p style="text-align: justify;">9-      Gerçekdışılık duyguları ya da benliğinden ayrılmış olma duyumu</p>
<p style="text-align: justify;">10-  Uyuşma ya da karıncalanma duyumları</p>
<p style="text-align: justify;">11-  Üşüme, ürperme ya da ateş basmaları</p>
<p style="text-align: justify;">12-  Kontrolünü kaybedeceği ya da çıldıracağı korkusu</p>
<p style="text-align: justify;">13-  Ölüm korkusu<span id="more-130"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Panik atak sırasında kişi ne kadar çok belirti yaşarsa ve bu belirtiler ne kadar yoğun olursa, kişi kendini o denli bitkin ve yılgın hisseder.</p>
<p style="text-align: justify;">İlk panik atak sıklıkla kendiliğinden ortaya çıkar. Koşma, duygusal travma, alkol gibi her hangi ibr durum panik atağı tetikleyebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Panik ataklar aniden başlar ve belirtiler 10 dakika gibi bir sürede zirve noktasına ulaşabilir; birkaç dakikadan bir saate dek sürebilir. Saatlerce ya da günlerce sürdüğü söylenen ataklar ise tek atağı değil birden fazla atağın olduğunu gösterebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Panik atakta en önemli belirti çıldırma, kontrolünü kaybetme ya da ölüm korkusudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Panik atakta, anksiyete(kaygı, bunaltı)nin fizyolojik belirtileri(kalp çarpıntısı, terleme vb.) yoğun olarak görülür.</p>
<p style="text-align: justify;">Panik atak yaşayan insanlar bulundukları yeri terketme, yardım arama davranışı gösterebilirler. Panik atak yaşantısından sonra, atağın tekrarlanacağı korkusu yaşanabilir ki buna “beklenti anksiyetesi” denir.</p>
<p style="text-align: justify;">Panik atak bazen kişinin kaçması ya da yardım alması güç bir durumda ortaya çıkar ve kişi bu durumdan kaçınmaya çalışır. Bu yüzden evden çıkmamaya, kalabalıklara girmemeye, köprüden geçmemeye, yalnız kalmamaya vb. çalışabilir. Bu duruma “agorafobili panik atak” denir. Agorafobi, bir panik atağının yaşanması ya da panik atağı benzeri belirtilerin ortaya çıkması durumunda, yardım sağlanamayabileceği ya da kaçınmanın zor olabileceği ortamlarda ya da durumlarda bulunmaktan korkma olarak tanımlanır.</p>
<p style="text-align: justify;">Panik atağa aynı zamanda depresyon da eşlik edebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Panik atak yaşantısı öznel bir yaşantıdır; dolayısıyla panik atak yaşayan herkes bu durumu farklı ifade edebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Panik bozukluktaki en önemli nokta, kişinin yaşadığı korkuların “gerçekçi olmaması”dır. Yani kişi gerçekten bir kalp krizi de geçirebilir; ya da farklı sebeplerden dolayı bayılabilir. Bu yüzden tıbbi tetkikler sonucunda başkaca bir tıbbi bulgu yoksa panik atak düşünülür.</p>
<p style="text-align: justify;">Kaynaklar:</p>
<p style="text-align: justify;">Köroğlu Ertuğrul, Panik Bozukluğu, Ankara, HYB Yayıncılık, 2006</p>
<p style="text-align: justify;">Kaynak: Duran Çakmak ve Ömer Saatçioğlu, Yüksek Lisans İçin Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları, İstanbul Ticaret Üniversitesi, İstanbul, 2003</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/130/panik-bozuklugu-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DEPRESYONUN SEBEPLERİ NELERDİR?</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/125/depresyonun-sebepleri-nelerdir.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/125/depresyonun-sebepleri-nelerdir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 09:12:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Depresyon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=125</guid>
		<description><![CDATA[Psikiyatrik açıdan, henüz hiç bir psikopatolojinin oluşum sebebi kesin olarak ortaya konamamıştır. Dolayısıyla depresyonun da oluşum sebepleri henüz tam olarak bilinmemektedir. Genel anlamda bu sebepler biyolojik sebepler, genetik sebepler ve psikosoyal sebepler olmak üzere  üç başlıkta ele alınabilir. Ancak bu etkenler birbirlerinden kesin bir şekilde ayrılmış değildir. 1-     Biyolojik Faktörler: Yapılan çalışmalar, beyindeki bazı maddelerin(nörepinefrin, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Psikiyatrik açıdan, henüz hiç bir psikopatolojinin oluşum sebebi kesin olarak ortaya konamamıştır. Dolayısıyla depresyonun da oluşum sebepleri henüz tam olarak bilinmemektedir. Genel anlamda bu sebepler biyolojik sebepler, genetik sebepler ve psikosoyal sebepler olmak üzere  üç başlıkta ele alınabilir. Ancak bu etkenler birbirlerinden kesin bir şekilde ayrılmış değildir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1-     </strong><strong>Biyolojik Faktörler:</strong> Yapılan çalışmalar, beyindeki bazı maddelerin(nörepinefrin, serotonin, bazı hormonlar vb.) depresyonla ilişkisini ortaya koymaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2-     </strong><strong>Genetik Faktörler:</strong> Araştırmalar, depresyonda genetik bir yatkınlığın olduğunu ortaya koymaktadır. Aile araştırmalarında ağır depresyonu olan kişilerin birinci derece yakınlarında depresyon normal topluma oranla 2-3 kat fazla görülmektedir. Aynı şekilde tek yumurta ikizlerinde birinde depresyon varsa diğerinin de depresyon geçirme oranı %50’dir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>3-     </strong><strong>Psikosoyal Faktörler:</strong> Bazı araştırmalar stresli yaşam olaylarının depresyonun ortaya çıkmasında etkili olduğunu göstermektedir. Küçük yaşta anne babasını kayedenlerin ileride depresyon yaşama ihtimalleri diğerlerine göre daha fazladır.</p>
<p style="text-align: justify;">Burada psikolojik açıdan bakıldığında “<strong>depresyona yatkınlık</strong>”tan bahsedebiliriz. Çünkü aynı yaşantılara(iflas, eşin kaybı, ağır bir hastalık, ders başarısızlığı vb.) sahip herkes depresyona girmiyor. Hastalıklara yatkınlık üzerinde çalışan bazı kuramcılar, durumu <strong><a href="http://yusufbayalan.com/%DEema-Terapi-Nedir-.php" target="_blank">şemalar</a></strong>la açıklama yoluna gitmektedir. Şema en basit anlatımıyla, temel ihtiyaçlarımızın(sevilme, güven, ait olma, başarı, gerçekçi sınılar vb.) çocukluk ve ergenlik döneminde uygun şekilde giderilememesi sebebiyle oluşan ruhsal yapılardır. Bu bakış açısına göre, her şema/patolojik ruhsal yapı, belirli bir psikolojik rahatsızlığa zemin oluşturur. Mesela depresyonda, <a href="http://yusufbayalan.com/Terkedilme-%DEemas%FD.php" target="_blank">terkedilme</a>, <a href="http://yusufbayalan.com/Ba%FEar%FDs%FDzl%FDk-%DEemas%FD.php" target="_blank">başarısızlık</a>, <a href="http://yusufbayalan.com/Kusurluluk-Utan%E7-%DEemas%FD.php" target="_blank">kusurluluk</a>, <a href="http://yusufbayalan.com/Dayanaks%FDzl%FDk-%DEemas%FD.php" target="_blank">dayanıksızlık</a>,<a href="http://yusufbayalan.com/Boyun-E%F0icilik-Teslimcilik-%DEemas%FD.php" target="_blank"> boyun eğicilik</a>, <a href="http://yusufbayalan.com/Karamsarl%FDk-%DEemas%FD.php" target="_blank">karamsarlık</a>, <a href="http://yusufbayalan.com/Cezaland%FDr%FDc%FDl%FDk-%DEemas%FD.php" target="_blank">cezalandırıcılık</a> gibi şemaların belirleyici rol oynadığını söyleyebiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;">Psikoterapist Yusuf BAYALAN</p>
<p style="text-align: justify;">Kaynak: Duran Çakmak ve Ömer Saatçioğlu, Yüksek Lisans İçin Ruh Sağlığı Ve Hastalıkları, İstanbul Ticaret Üniversitesi, İstanbul, 2003</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/125/depresyonun-sebepleri-nelerdir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DEPRESYONUN BELİRTİLERİ NELERDİR?</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/123/depresyonun-belirtileri-nelerdir.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/123/depresyonun-belirtileri-nelerdir.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 09:11:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonun belirtileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=123</guid>
		<description><![CDATA[Genel görünüm ve davranış: Depresif bir kişide genel olarak yüz çizgileri belirgin, alın çizgileri derinleşmiş, omuzlar çökük, yüz üzüntülü ve az bakımlı bir görünüm vardır. Hareketler yavaşlamıştır. Durgunluk göze çarpar ve bazı kişilerde çok uzun süre yatakta yatma görülebilir. Bazı durumlarda da çok sıkıntılı bir görünüme yerinde duramama, ileri geri yürüme görülebilir.    Konuşma ve insanlarla ilişki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<ul>
<li>
<div style="text-align: justify;"><strong>Genel görünüm ve davranış:</strong> Depresif bir kişide genel olarak yüz çizgileri belirgin, alın çizgileri derinleşmiş, omuzlar çökük, yüz üzüntülü ve az bakımlı bir görünüm vardır. Hareketler yavaşlamıştır. Durgunluk göze çarpar ve bazı kişilerde çok uzun süre yatakta yatma görülebilir. Bazı durumlarda da çok sıkıntılı bir görünüme yerinde duramama, ileri geri yürüme görülebilir. <strong>   </strong></div>
</li>
<li>
<div style="text-align: justify;"><strong>Konuşma ve insanlarla ilişki kurma:</strong> Depresif kişiler genelde alçak sesli ve yavaş konuşur. Bu kişilerden yanıt almak çok zor olabilir. İleri düzeyde depresyonda hiç konuşmama(mutizm) görülebilir. Hafif ve orta düzeyde depresyon yaşayanlar etrafıyla ilişki kurabilir; ancak ileri düzeyde depresyonda olanlar etrafındaki insanlarla ilişki kuramayabilirler. Bunlar ayrıca ilgisiz, duygusuz bir görünüm arzedebilirler. <strong>   </strong></div>
</li>
<li>
<div style="text-align: justify;"><strong>Duygulanım(Duygusal Tepkide Bulunma):</strong> Depresif kişiler genel bir keyfsizlikten ağır bir üzüntüye kadar değişen bir duygu yelpazesinde yer alabilirler. Üzüntüye bunaltı(anksiyete), tedirginlik ve öfke eşlik edebilir. Bazı depresif kişilerde sabah bunaltısı çok belirgin ve ağırdır. Hayattan zevk alamama, anlamsızlık, isteksizlik, ilgisizlik önemli depresif göstergelerdir. <strong>   <span id="more-123"></span></strong></div>
</li>
<li>
<div style="text-align: justify;"><strong>Bilişsel Yetiler(Zihinsel Özellikler):</strong> Depresyondaki kişilerde genelde bilin açıktır; çok ağır durumlarda bilinç bulanıklığı söz konusu olabilir. Genellikle algı bozukluğu olmaz Unutkanlık sık karşılaşılan bir durumdur. Burdaki unutkanlık ağır üzüntü, sıkıntı ve dikkat azalmasına bağlıdır. Bu unutkanlık, randevu, yemek pişirme gibi günlük işlerde kendini gösterir. Çökkünlük iyileşince unutkanlık düzelir. Depresif kişiler yer, zaman ve kişileri doğru algılamakta sıkıntı çekmezler; ancak zaman onlar için çok zor geçer ve çok uzun olur. <strong>     </strong></div>
</li>
<li>
<div style="text-align: justify;"><strong>Düşünce Akımı Ve İçeriği:</strong> Depresif kişilerin düşünceleri yavaş olur. Bu düşünce yavaşlamasına hareketlerdeki yavaşlama da eşlik eder. Hastalar düşüncelerini yavaşça ve düşük bir ses tonuyla dile getitirirler. Depresyondaki hastaların düşüncelerinin en belirgin özelliği “kaybetme” üzerine  odaklanmaktır. Hasta her şeye kaybetmiş penceresinden bakar. O öz güvenini, kendine saygısını, yaşamın anlamını, ümidini vb. kaybetmiş olarak algılar. Çaresizlik, ümitsizlik, kendini suçlama düşünceleri hastada egemendir. Ona göre kendi olumsuz birisidir, geçmiş kötü yaşanmıştır ve gelecek de kötü olacaktır. Bu olumsuz bakış açıları ileri düzeyde olduğunda kişi intihara yönelebilir.</div>
</li>
<li>
<div style="text-align: justify;"><strong>Devinim(Psikomotor hareketler):</strong> Ruhsal süreçlerdeki yavaşlamaya hareketlerdeki yavaşlamalar eşlik eder. Hasta için konuşmak, yürümek, iş yapmak çok zordur. Kişi sürekli yatmak, uyumak isteyebilir. Bununla birlikte bunaltı düzeyi yüksek hastalarda tedirginlik, yerinde duramama, elleri ovuşturma görülebilir</div>
</li>
<li>
<div style="text-align: justify;"><strong>Fiziksel Ve Fizyolojik Belirtiler:</strong> Hastaların çoğunda yeme isteği azalır. Bu nedenle kısa sürede bir zayıflama söz konusu olabilir. Bazen de aşırı yemek yeme ve kilo alma söz konusu olabilir.</div>
</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Hastalar genelde enerji düşüklüğü, güçsüzlük, halsizlik ve çabuk yorulmadan yakınırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Uyku düzeninde bozulmalar olur. Uykuya dalmada, uykuyu sürdürmede güçlükler ortaya çıkabilir. Bazı hastalar çok az uyurken bazıları fazla uyuyabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Depresif hastalarda cinsel isteksizlik ortaya çıkabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bir depresyon(çökkünlük) nöbetindeki ana belirtiler özetle şöyledir: </strong></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Çökkün ve bunaltılı duygu durum</li>
<li>Psikolojik ve devinimsel işlerde yavaşlama</li>
<li>Genel bir isteksizlik, enerji düşüklüğü, çabuk yorulma</li>
<li>Eskiden zebk alınan şeylerden artık zevk alınamaması</li>
<li>İlgilerde, eylemlerde azalma</li>
<li>Dikkati yoğunlaştırmada zorluk, dalgınlık</li>
<li>Yetersizlik, değersizlik, suçluluk düşünceleri</li>
<li>Pişmanlık ve ümitsizlik</li>
<li>Uykuda bozukluk</li>
<li>İştahta azalma, zayıflama/bazen tam tersi</li>
<li>Cinsel isteksizlik ve uyarılma sorunları</li>
<li>İntihar düşünceleri</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Psikoterapist Yusuf BAYALAN</p>
<p style="text-align: justify;">Kaynak: Öztürk M. Orhan, Ruh Sağlığı Ve Bozuklukları, İstanbul, Nobel Tıp Kitabevleri, 2001</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/123/depresyonun-belirtileri-nelerdir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DEPRESYON: KAYBEDENLER KULÜBÜ</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/120/depresyon-kaybedenler-kulubu.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/120/depresyon-kaybedenler-kulubu.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 07:36:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon nedir]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonun belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[depresyonun sebepleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/depresyon-kaybedenler-kulubu.html</guid>
		<description><![CDATA[Depresyon, psikolojik problemler literatüründe üzerinde çok konuşulan, hakkında çok şey söylenen/yazılan konuların başında gelmektedir. Depresyon aynı zamanda, dünyadaki sağlık harcamalarında ilk sıralarda yer almasıyla da dikkat çekici  bir özelliğe sahiptir. Depresyonun bir tanı olarak ele alınabilmesi için(DSM-IV’e göre) şu kriterlerin gerçekleşmiş olması gerekmektedir: iki haftalık bir dönem sırasında, daha önceki işlevsellik düzeyinde bir değişiklik olması [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Depresyon, psikolojik problemler literatüründe üzerinde çok konuşulan, hakkında çok şey söylenen/yazılan konuların başında gelmektedir. Depresyon aynı zamanda, dünyadaki sağlık harcamalarında ilk sıralarda yer almasıyla da dikkat çekici  bir özelliğe sahiptir. Depresyonun bir tanı olarak ele alınabilmesi için(DSM-IV’e göre) şu kriterlerin gerçekleşmiş olması gerekmektedir: iki haftalık bir dönem sırasında, daha önceki işlevsellik düzeyinde bir değişiklik olması ile birlikte aşağıdaki semptomlardan/belirtilerden beşinin(ya da daha fazlasının) bulunmuş olması; semptomlardan en az birinin ya depresif duygu durum ya da ilgi kaybı ya da zevk alamama olması gerekir:</p>
<p style="text-align: justify;">a-      Hemen her gün, gün boyunca süren çökkün duygu durum</p>
<p style="text-align: justify;">b-      Hemen her aktivitede memnuniyetsizlik ya da ilgide belirgin azalma</p>
<p style="text-align: justify;">c-      Belirgin bir kilo kaybı/alımı ya da iştahta azalma/artma</p>
<p style="text-align: justify;">d-     Uykusuzluk ya da uykuda artma</p>
<p style="text-align: justify;">e-      Psikomotor hızlanma/yavaşlama</p>
<p style="text-align: justify;">f-       Halsizlik ya da enerji kaybı</p>
<p style="text-align: justify;">g-      Değersizlik duyguları ya da artmış uygunsuz suçluluk duyguları</p>
<p style="text-align: justify;">h-      Dikkat azalması ya da kararsızlık</p>
<p style="text-align: justify;">i-        Tekrarlayıcı ölüm düşünceleri, öz kıyım/intihar tasarıları –planlı ya da plansız- ya da öz kıyım girişimi<span id="more-120"></span></p>
<p style="text-align: justify;">İnsanın hayatında var olan, yaşantıladığı duygular kategorize edilmeye çalışıldığında, diğer duyguların bir şekilde kendileriyle ilintili olduğu dört temel duygudan bahsedilebilir. Bu temel duygular: “üzüntü”, “öfori ve eksitasyon/mutluluk”, “öfke” ve “anksiyete/bunaltı”dır. Depresyon kendini daha çok üzüntü duygusuyla belli eden bir durumdur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilişsel terapi  “Yaşadığımız duyguyu belirleyen şey sahip olduğumuz düşünce/inançtır.” temel savıyla kendini inşa etmiştir. Buna göre bir insanın sahip olduğu duyguyu anlama çabasında ilk yapılacak şey, aklından geçen düşüncelere odaklanmak ve onları tespit etmektir.  Mesela ben bu yazıyı yazarken, “daha iyisini yapabilmeliydim” diye düşündüğümde “yetersizlik”, “iyi olmayacak” dediğimde “üzüntü/endişe/ümitsizlik”, “harika oldu” dediğimde “mutluluk”, “bir sonraki yazı daha iyi olacak” dediğimde “ ümit” vb. hissederim. Fark edileceği üzere yaşadığım her duygu, altında belli bir düşünce/anlam barındırmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Düşünceler fark edilebilmeleri ve birbirine etkimeleri açısından üçlü bir yapı arzederler. Bu yapının en üstünde “otomatik düşünceler”, otomatik düşüncelerin altında “ara inançlar”, ara inançların altında ise en temelde “temel inançlar/şemalar” yer almaktadır. “Otomatik düşünceler” her hangi bir anda aklımızdan geçen, çok hızlı seyreden, kontrol dahilinde olmayan, örtük anlamlar içerebilen düşüncelerdir. Otomatik düşünceler  sözel bir yapılanma sergileyebileceği gibi imajinatif/ hayali/resimsel bir yapı da arzedebilirler. Mesela ben, bir sevdiğimin ölümünü hayal ettiğimde üzülebilir, takdir edildiğimi düşlediğimde mutlu olabilirim. “Ara inançlar”, temel inançlardan hareketle oluşturduğumuz hayatımıza dair tutum, kural ve  varsayımlardan oluşur.  “Temel inançlar” ise bilişsel/düşünsel yapımızın en altında yer alan, kendimize, diğer insanlara, dünyaya/hayata dair temel bakışımızı ifade eden zihinsel yapı taşlarıdır. Temel inançlar katı, toptancı ve aşırı genelleyicidirler. Son paragrafta yazdıklarımızı özetlersek, zihinsel yapımızın en altında temel inançlar/şemalar(hayata açılan kapılar)ımız, onun üstünde temel inançlardan hareketle oluşan ara inançlarımız ve en üstte de ara inançlara göre belirlenen otomatik düşüncelerimiz yer alır.  Sahip olduğumuz bu otomatik düşünceler de duygu, davranış ve fizyolojimize etki eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Zihinsel yapımızın en altında yer alan temel inançlar/şemalar, hayatımıza yön veren , duygu, dünce, davranış ve fizyolojimizi etkileyen en önemli mekanizmalardır. Bu noktada sorulan temel soru şudur: “İnsanın şemaları nasıl oluşur?” Bu sorunun en kestirme, kısa ve de doğru cevabı “temel yaşantılar sayesinde” olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsan doğduğunda, boş fakat potansiyel/etkilenmeye açık bir düşünce yapısıyla doğar. Zamanla karşılaştığı durumlar, yaşantılar onun kendine, diğer insanlara ve dünyaya dair temel bakış açılarını oluşturur. Annesi tarafından ilgi görmeyen bir çocuğun “ben sevilmezim”, etrafındaki insanlardan iyilik ve yardım gören bir çocuğun “insanlar güvenilir varlıklardır” vb. temel inancı oluşturması pek muhtemeldir. Bu süreçte ilk yıllar son derece önemli bir yere sahiptir; çünkü zihinsel yapının bir özelliği olarak bir bilgi sonraki bilginin oluşumunu etkilemektedir.  Kişinin sahip olduğu temel inançlar, onu bazı tutumlara, davranışlara sürükler. Bu tutumlar zamanla onun bir “yaşam tarzı” oluşturmasına yol açar. Bu “yaşam tarzı” gittikçe katılaşır; katılaşan bu tarz herkes için olmasa da bazı insanlar için olumsuz sonuçlar doğurur, ve kişiyi/veya başkalarını da huzursuz eder .</p>
<p style="text-align: justify;">Yukarıda anlatılanlar, depresyonun belirtileriyle birlikte, depresyon(ve diğer psikolojik problemler)un oluşumuna etki eden bilişsel/düşünsel mekanizmanın temel özellikleriydi. Depresif bir insanın düşünce yapısı dikkatle incelendiğinde fark edilebilecek en önemli nokta, kişinin kendini, olayları, durumları, geleceği “kaybeden”  penceresinden görmesidir. Ona göre, o bir “kaybeden”dir. Bu durum bilişsel terapide “bilişsel üçlü” kavramı(kendini, dünyayı, geleceği olumsuz algılama)yla ifadelendirilir.  Depresif kişi, “olumsuz bir dünya/hayat algısı”na, “olumsuz bir kendilik algısı”na ve “olumsuz bir gelecek algısın”a sahiptir.</p>
<p style="text-align: justify;">Her insanı diri tutan, insana enerji kaynağı teşkil eden, yaptığının yaşadığının anlamlı/olumlu olmasıdır. Ancak depresif kişide bu yapı bozulmuştur; ve “artık hiçbir şeyin anlamı yok”tur. Hayat boş ve saçmadır. Hiç bir eylem işe yaramaz, hiç bir etkinlik zevk vermez hale gelmiştir. Hayata böyle bakan bir insanın yapacağı en doğal şey “hiçbir şey yapmamak”; hiçbir şey yapmayarak da sahip olduğu olumsuz düşünce ateşine yakıt temin etmek olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Depresif kişi kendini bir “kaybeden” olarak algılar.  Bu kaybediş, yetersizlik, güçsüzlük, değersizlik, suçluluk, millete yük olma, işe yaramama düşünceleriyle kendini gösterir. Ona göre onun var olmasının da bir anlamı yoktur. Onun var olmasıyla insanlık bir şey kazanmadığı gibi, yok olmasıyla da bir şey kaybetmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsan depresyondayken geleceğe de “kaybetme” penceresinden bakar. Bu pencerenin gösterdiği ise ümitsizlik, çaresizlik vb.dir. Depresif kişiye göre hiçbir şey eskisi gibi olamayacak, kaybedilenler asla telafi edilemeyecektir. Gelecekte sadece “daha fazla kaybetme” ihtimali vardır. Madem benim ve hayatın bir anlamı yok; gelecekte de bu durum düzelmeyecek o halde yapılacak en iyi şey bu dünyadan gitmektir: İntihar!</p>
<p style="text-align: justify;">Depresyondaki insanın düşüncelerinde bir miktar doğruluk payının olması muhtemeldir; ancak problem olan nokta depresif kişinin, pek çok insan tarafından olumlu ve iyi kabul edilebilecek şeyleri bile olumsuz olarak algılamasıdır. Bu algı sürecinde yapılan hataları “bilişsel çarpıtma “ olarak ifade ediyoruz. Bilişsel çarpıtma, düşünce üretme sürecinde yapılan sistematik/olumsuz /yanlış değerlendirmelerdir. Bilişsel çarpıtma ile insan, değerlendirmelerini tamamen öznel ve olumsuzluk penceresinden yapar. Bu çarpıtmalar  içinde, felaketleştirme, seçici odaklanma, olumluyu yok sayma, etiketleme, aşırı küçümseme/yüceltme, abartma, tünel bakış vb. yer alır.(Bilişsel çarpıtmalar ayrı bir yazıya konu olacaktır)</p>
<p style="text-align: justify;">Depresyonun  bilişsel terapisinde danışan ilk önce, bilişsel yapısı/hayata bakışı konusunda farkındalık sağlar. Daha sonra da otomatik düşüncelerini, ara inançlarını ve en sonunda da temel inançlarını daha olumlu ve faydalı olanlarıyla değiştirmeyi öğrenir. Bu da danışana “hayatını yeniden inşa etme” şansını sunar!</p>
<p style="text-align: justify;">Psikoterapist Yusuf BAYALAN</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/120/depresyon-kaybedenler-kulubu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KUSURLULUK ŞEMASI</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/117/kusurluluk-semasi.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/117/kusurluluk-semasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 07:32:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şemalar]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapist]]></category>
		<category><![CDATA[Şema Terapi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=117</guid>
		<description><![CDATA[Kişinin kusurlu, kötü, istenmeyen, aşağı, veya yetersiz olduğu, veya önemli kişiler için sevilmez olacağı hissidir. Bu kişiler eleştirilmeye, kabul edilmemeye, suçlanmaya aşırı duyarlıdırlar çünkü bu yaşantılar onlar için bir felakettir. Başkaları yanında aşırı utangaçlık yaşarlar çünkü sürekli kendilerini başkaları ile karşılaştırırlar. Kendilerinde buldukları kusurlar gizli veya açık olabilir. Gizli kusurlara, bencil, öfkeli dürtülere veya kabul [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Kişinin kusurlu, kötü, istenmeyen, aşağı, veya yetersiz olduğu, veya önemli kişiler için sevilmez olacağı hissidir. Bu <a rel="attachment wp-att-415" href="http://www.yusufbayalan.com/117/kusurluluk-semasi.html/kusurluluk"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-415" title="kusurluluk" src="http://www.yusufbayalan.com/wp-content/uploads/2009/12/kusurluluk-150x150.gif" alt="" width="120" height="180" /></a>kişiler eleştirilmeye, kabul edilmemeye, suçlanmaya aşırı duyarlıdırlar çünkü bu yaşantılar onlar için bir felakettir. Başkaları yanında aşırı utangaçlık yaşarlar çünkü sürekli kendilerini başkaları ile karşılaştırırlar. Kendilerinde buldukları kusurlar gizli veya açık olabilir. Gizli kusurlara, bencil, öfkeli dürtülere veya kabul edilmez cinsel arzulara sahip olmak örnek olarak verilebilir. Bir hastamız, yakın arkadaşlarının çocuğu olduktan sonra onları ziyarete gittiğinde, çocuğun bezi değiştirilirken odadan çıktığını anlatmıştı. Çünkü arkadaşlarının onu bir aylık çocuklarının cinsel organlarına bakmak isteyebilecek kadar “sapık” sanmalarını istememişti. Yani önlem almıştı: odadan çıkmak. Eğer bir şema için önlem alıyorsanız, o şemayı yaşaması için besliyorsunuz demektir. Bunu bu yazı boyunca bahsedilecek tüm şemalar için hatırlayın.</p>
<p style="text-align: justify;">Açık kusurlara ise beğenilmeyecek fiziksel görünüş, sosyal beceriksizlik örnek olarak verilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Karakteristik Kusurluluk Davranışları </span></p>
<p style="text-align: justify;">Bu yazının çeşitli yerlerinde belirtildiği gibi, şemalarımızın davranışlarımıza yansıması üç şekilde olur. Kusurluluk şemasının teslim şeklinde ortaya çıkması, kişinin kendisini başkaları yanında aşağı, eksik, yetersiz, sevilmez hisseder ve buna göre davranır: eleştirileri kabul eder, daha düşük bir sosyal role razı olur, eksikliğin acısını ve üzüntüsünü hisseder. Kusurluluğun kaçınması, daha çok eleştirilebileceği ortamlara girmemeye çalışmak şeklinde ortaya çıkar. Aşırı telafi davranışlarına ise genellikle eleştirilere aşırı karşılık vermek, kendisini üstün duruma getirecek uğraşlara girmek ve hatta ileri durumlarda kendisini aşırı özel ve ayrıcalıklı hissetmek örnek olarak verilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-117"></span>Özel Dikkat ! Kusurlulukta Şema Kimyası</p>
<p style="text-align: justify;">Kusurluluk Şeması, genellikle kendisi ile uyum içinde davranışları olan insanlara karşı kimya yaratır. Bir insan kendisinin diğerlerinden aşağı olduğunu düşünüyorsa, kimlerle arkadaşlığı daha bildik bir atmosfer içinde geçer? Kendisini aşağı gören insanlarla.  Bu nedenle eğer Kusurluluk şemanız olduğunu düşünüyorsanız, seçtiğiniz kişilerin sizi aşağı gören, kendinden ve çevresinden beklentisi yüksek, hatayı affetmeyen kimseler olması olasıdır. Partneriniz belki de:</p>
<p style="text-align: justify;">•  Size karşı fiziksel ve duygusal olarak tacizkar.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Çok çekici ve istenilen bir kişi. Sizle ilgilenmeyeceğini bile bile ona vuruldunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Sizi pek de yakından tanımak istemiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Sizin tarafınızdan gerçekten sevilmiyor. Onu, kendinizden aşağıda görüyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Sizinle düzenli zaman geçiremiyor. Belki evli, aynı sırada birden fazla kişiyle flört ediyor, başka şehirde yaşıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Kusurluluk&#8217;un Kökenleri </span></p>
<p style="text-align: justify;">Kusurluluk Şemasının kökenlerinde kişinin kendisini sevilebilir ve yeterli hissetmesinde bir sorun olmuştur. Aşağılayıcı aile tutumları, ileri derecede soğuk ve dışlayan aile ortamları bu şemanın oluşmasında rol oynarlar.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Ailenizde biri size karşı aşırı eleştirel, aşağılayıcı, ve cezalandırıcıydı. Sürekli görünüşünüz, davranışınız ve söyledikleriniz için eleştirildiniz veya cezalandırıldınız.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Bir ebeveyniniz tarafından hayal kırıklığıymışsınız gibi hissettirildiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Bir ya da her iki ebeveyniniz tarafından reddedildiniz ya da sevilmediniz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Bir aile ferdi tarafından cinsel, fiziksel, ya da duygusal olarak taciz edildiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Ailede ters giden şeyler için hep siz suçlandınız.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Ebeveynleriniz size sürekli kötü, değersiz, işe yaramaz olduğunuzu söyledi.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Sürekli abileriniz ve ablalarınızla haksız şekilde karşılaştırıldınız, tercih edilen hep onlar oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Ebeveynlerinizden biri evi terketti ve siz kendinizi suçladınız.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Kusurluluk&#8217;un İlişkinize Yansıması </span></p>
<p style="text-align: justify;">•  Flört etmekten tamamıyla kaçınıyor olabilirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Kabul edilmiş hissettiğinizde eşiniz hakkında çok eleştirel olursunuz, ve romantik hisleriniz kaybolur. Ardından aşağılayıcı ve eleştirel davranırsınız.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Eşinizin sizi gerçekten tanıdığını hissetmeyecek kadar gerçek kimliğinizi saklarsınız.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Eşinizi kıskanır ve sahiplenirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Sürekli kendinizi başkaları ile karşılaştırır, kıskanç ve yetersiz hissedersiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Eşinizin size değer verdiğine dair sürekli onay ihtiyacı duyar ve bunu beklersiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Eşinizle iken kendinizi aşağılarsınız.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Eşinizin sizi eleştirmesine, aşağılamasına, ya da kötü davranmasına izin verirsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Geçerli eleştiriyi kabullenmekte zorlanırsınız.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Çocuklarınıza karşı aşırı eleştirelsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Başarılı olduğunuzda kendinizi bir sahtekar gibi hissediyorsunuz. Başarınızı sürdüremeyeceksiniz diye aşırı kaygılısınız.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Kariyerinizdeki gerilemelerde ya da ilişkilerdeki reddedilmelerde ümitsiz ve aşırı depresif oluyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Topluluk içinde konuşurken aşırı gergin oluyorsunuz. (Bu şema sosyal fobi ve sunum zorluklarında öneli bir yer oynar.)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/117/kusurluluk-semasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>SOSYAL İZOLASYON ŞEMASI</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/114/sosyal-izolasyon-semasi.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/114/sosyal-izolasyon-semasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 07:29:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şemalar]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapist]]></category>
		<category><![CDATA[Şema Terapi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/sosyal-izolasyon-semasi.html</guid>
		<description><![CDATA[Kişinin kendisini tüm dünyadan ve diğer insanlardan ayrı hissettiği bir şemadır. Sosyal fobik durumlarla birlikte çok sık görülür. Kişi, iki kişiyi aşan topluluklarda kendisini rahatsız hisseder. Karakteristik Sosyal İzolasyon Davranışları •  Çevrenizdeki insanlardan farklı ya da daha aşağıda olduğunuzu düşünüyorsunuz. Farklılıkları abartıp, benzerlikleri küçümsüyorsunuz. İnsanlarla birlikte olduğunuzda bile kendinizi yalnız hissediyorsunuz. •  İşyerinde en dışarıdasınız. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Kişinin kendisini tüm dünyadan ve diğer insanlardan ayrı hissettiği bir şemadır. Sosyal fobik durumlarla birlikte çok sık <a rel="attachment wp-att-419" href="http://www.yusufbayalan.com/114/sosyal-izolasyon-semasi.html/sosyal"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-419" title="sosyal" src="http://www.yusufbayalan.com/wp-content/uploads/2009/12/sosyal-150x150.jpg" alt="" width="120" height="180" /></a>görülür. Kişi, iki kişiyi aşan topluluklarda kendisini rahatsız hisseder.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Karakteristik Sosyal İzolasyon Davranışları </span></p>
<p style="text-align: justify;">•  Çevrenizdeki insanlardan farklı ya da daha aşağıda olduğunuzu düşünüyorsunuz. Farklılıkları abartıp, benzerlikleri küçümsüyorsunuz. İnsanlarla birlikte olduğunuzda bile kendinizi yalnız hissediyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  İşyerinde en dışarıdasınız. Kendi kendinizesiniz. Terfi edemiyor, projelere dahil edilmiyorsunuz, çünkü uyum sağlayamıyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Grup içinde gergin ve utangaçsınız. Gevşeyip, kendiniz olamıyorsunuz. Yanlış bir şey yapmaktan ya da söylemekten korkuyorsunuz. Bir sonraki sözünüzü planlamaya çalışıyorsunuz. Yabancılarla konuşurken rahatsızsınız. Diğer insanlara önerecek özel bir şeyiniz olmadığını düşünüyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Sosyal olarak gruplara katılmayı ya da toplumun parçası olmaktan kaçınıyorsunuz. Yalnızca yakın aile çevrenizle ya da arkadaşlarla vakit geçiriyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  İnsanlar aileniz ile karşılaştığında ya da onlar hakkında çok şey bildiğinde utanıyorsunuz. Aileniz hakkındaki bilgileri diğer insanlardan saklıyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Uyum sağlamak için diğer insanlar gibi davranıyorsunuz. Onların sıra dışı yanlarınızı görmelerine izin vermiyorsunuz. İnsanların sizi utandıracaklarını ya da reddedeceklerine neden olacağını düşündüğünüz gizli bir hayatınız ya da duygularınız var.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Ailenizin eksikliklerinin üstesinden gelebilmenin üzerinde çok duruyorsunuz: statü kazanma, maddesel şeylere sahip olmak, iyi eğitimli görünmek, vs.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Doğanızın bazı yönlerini hiç kabul etmediniz; çünkü başkalarının bu yüzden hakkınızda kötü düşüneceğine inandınız (örn. utangaç, entellektüel, duygusal, kadınsı, zayıf, bağımlı)</p>
<p style="text-align: justify;">•  Fiziksel görünüşünüze çok düşkünsünüz. Diğer insanların sizi bulduklarından daha az çekici olduğunuzu düşünüyorsunuz. Fiziksel çekiciliğiniz için sıkı çalışıyorsunuz ve fiziksel kusurlarınıza çok duyarlısınız (örn., kilo, fizik, görünüş, boy, özellikler)</p>
<p style="text-align: justify;">•  Yavaş, akılsız, ve garip görünebileceğiniz durumlardan kaçınıyorsunuz (üniversiteye gitmek, toplulukta konuşmak)</p>
<p style="text-align: justify;">•  Sahip olmadığınız popülarite özelliklerine sahip diğer kişilerle kendinizi kıyaslıyorsunuz (örn. bakışlar, para, atletik beceri, başarı, giyim).</p>
<p style="text-align: justify;">•  Sosyal yetersizliğiniz olduğunu düşündüğünüz konularda telafi için aşırı çaba gösteriyorsunuz: popülaritenizi ya da sosyal becerilerinizi ispatlamak, kazanmak, doğru sosyal grubun üyesi olmak, kariyerinizde başarı elde etmek, ya da popüler çocuklar yetiştirmek.<span id="more-114"></span></p>
<p style="text-align: justify;"> Özel Dikkat ! Sosyal İzolasyon&#8217;da Şema Kimyası</p>
<p style="text-align: justify;">Bu şemaya sahip kişiler, kendilerini dışlayabilecek ortamları daha çekici bulabilir. Örneğin yüksek standartçı kişilerin oluşturduğu seçkin topluluklar, “sosyetik” ortamlar gibi. Olduğu gibi kabul edildiği gruplar ise kişiye çekici gelmeyecektir.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Sosyal İzolasyon&#8217;un Kökenleri </span></p>
<p style="text-align: justify;">Bu şemanın kökenleri daha çok akranlarla yaşantılara dayanır. Okuldaki bir farklılığın, akranlar tarafından kişiyi incitici şekilde vurgulanması, dalga geçilmesi ile bu konu nedeni ile dışlanmak önemli yer tutar. Ayrıca çocuğun kendi ailesini akranlarının ailesinden farklı olarak algılaması da önemli bir etkendir. Anne/babada da bu şemanın olması, kendilerini toplumdan soyutlamaları, çocuğun bu şemayı geliştirmesine neden olabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Sosyal İzolasyon&#8217;un İlişkinize Yansıması </span></p>
<p style="text-align: justify;">Bu şema daha çok kişinin topluluklarla ilişkisi ile ilgilidir ancak ilişkilere ikincil olarak yansır. Kişi, eşinin onu götürmek istediği topluluklara girmek istemeyecektir ve bu tutum eşler arasında sorunlara yol açabilir. Ayrıca kişi, toplum tarafından kabul edilebilirliğini arttırmak için aşırı güzel, yakışıklı, saygın eşler seçer veya onlar tarafından hoşlanılmaya ve seçilmeye çalışır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/114/sosyal-izolasyon-semasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KUŞKU / ŞÜPHE / KÖTÜYE KULLANILMA ŞEMASI</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/110/kusku-suphe-kotuye-kullanilma-semasi.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/110/kusku-suphe-kotuye-kullanilma-semasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 31 Dec 2009 07:25:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şemalar]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapist]]></category>
		<category><![CDATA[Şema Terapi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=110</guid>
		<description><![CDATA[Başkalarının can yakacağı, kötüye kullanacağı, küçük düşüreceği, aldatacağı, yalan söyleyeceği, hile yapacağı veya istismar edeceği beklentisidir. Bu şema genellikle zararın bilerek yapıldığı veya haksızlık ve aşırı ihmal sonucu olduğunun algılanmasını içerir. Diğerlerine göre sonuçta her zaman daha çok o kandırılmaktadır veya “kısa çöpü o seçmektedir.” Karakteristik Şüphecilik Davranışları a)  Şüphe şemasına sahip kişiler ellerinde çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">Başkalarının can yakacağı, kötüye kullanacağı, küçük düşüreceği, aldatacağı, yalan söyleyeceği, hile yapacağı veya istismar edeceği <a rel="attachment wp-att-422" href="http://www.yusufbayalan.com/110/kusku-suphe-kotuye-kullanilma-semasi.html/kuskuculuk"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-422" title="kuşkuculuk" src="http://www.yusufbayalan.com/wp-content/uploads/2009/12/kuşkuculuk-150x150.jpg" alt="" width="120" height="180" /></a>beklentisidir. Bu şema genellikle zararın bilerek yapıldığı veya haksızlık ve aşırı ihmal sonucu olduğunun algılanmasını içerir. Diğerlerine göre sonuçta her zaman daha çok o kandırılmaktadır veya “kısa çöpü o seçmektedir.” </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="text-decoration: underline;">Karakteristik Şüphecilik Davranışları </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">a)  Şüphe şemasına sahip kişiler ellerinde çok az sağlam delil olsa bile diğer insanların kendilerinden yararlandığını hissederler. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">b)  Diğer insanlardan korktukları ya da hakettiklerini düşündükleri için diğer insanların onları kötüye kullanmalarına izin verirler. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">c)  Diğerlerinin onları yarı yolda bırakacaklarını ya da inciteceğini düşündükleri için önceden onlara saldırırlar. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">d)  Cinsellikten zevk almakta zorlanırlar. Bu, bir zorunluluk gibi gelir ya da memnun olunmaz. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">e)  Kişisel bilgilerini vermekte isteksiz davranırlar, çünkü insanların bunu onlara karşı kullanacağını düşünürler. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">f)  Zayıflıklarını göstermekte isteksiz davranırlar, çünkü insanların bundan faydalanacağını düşünürler. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">g)  İnsanların yanında gergindirler, çünkü onların kendilerini aşağıladıklarını veya aşağılayacaklarını düşünürler ve beklerler. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">h)  Diğer insanlara kolaylıkla boyun eğerler çünkü onlardan korkarlar. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">i)  Çektiği acıdan diğer insanların zevk aldığını hissederler. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">j)  Bunu göstermeseler bile sadist ve acımasız bir yanları vardır. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">k)  Diğer insanların kendilerinden faydalanmalarına izin verebilirler, çünkü bu yalnız kalmaktan daha iyidir. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">l)  Erkeklere/kadınlara güvenilemeyeceğini düşünebilirler. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">m)  Çocukluklarının büyük kısmını hatırlamazlar. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">n)  Birinden korktuklarında, bir parçaları orada değilmiş gibi “koparlar”. Bu daha önce yaşanmış bir travmanın belirtisidir. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">o)  Çok az kanıtları olsa da insanların gizli dürtüleri ve kötü niyetleri olduğunu hissederler. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">p)  Sıklıkla sado-mazoşist fantazileri olur. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">q)  Erkeklere/kadınlara çok yakınlaşmaktan çekinirler, çünkü onlara güvenemezler. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">r)  Bazen diğer insanlara, özellikle de en yakın olduklarına, acımasız ve tacizkar olabilirler. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">s)  Kendilerini genellikle diğer insanlara kıyasla daha çaresiz hissederler. <span id="more-110"></span></span><span style="font-family: Times New Roman;">  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;"><strong>Özel Dikkat ! Şüphecilikte Şema Kimyası </strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">Bu şemaya sahip kişiler için, kendilerini şüphe içinde bırakabilecek insanlar şema kimyası yaratabilirler. Benzer şekilde kendilerini kullanan insanlarla beraberliklerini sürdürebilirler çünkü derinde bunun hakkettikleri bir durum olduğuna ikna olmuşlardır. Partnerinizin aşağıdaki özelliklere sahip olma olasılığı var: </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">a)  Sizi korkutan bir asabiyeti var. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">b)  Çok içtiğinde kontrolü kaybediyor. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">c)  Arkadaşlarınızın ve ailelerinizin önünde sizi küçük düşürüyor. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">d)  Sürekli sizi aşağılıyor, eleştiriyor, kendinizi değersiz hissetmenize yol açıyor. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">e)  İhtiyaçlarınıza saygı duymuyor. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">f)  İstediğini elde etmek için yalan ve aldatmak da dahil her şeyi yapıyor. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">g)  Sadist ve acımasız –sizi ya da diğer insanları acı çekerken görmekten zevk alıyor. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">h)  İstediğini yapmadığınız zaman size vuruyor ya da tehdit ediyor. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">i)  İstemediğiniz zaman bile sizi cinsel ilişkiye zorluyor. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">j)  Zayıflıklarınızı kendi çıkarlarına göre kullanıyor. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">k)  Sizi aldatıyor (arkanızdan sevgililer ediniyor). </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">l)  Tutarsız, cömertliğinizden faydalanıyor. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="text-decoration: underline;">Şüphecilik&#8217;in Kökenleri </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">Şüphecilik Şemasının kökenleri farklı olabilir. Küçük yaşlarda anne/babanın taciz edici tutumları ile karşılaşmış olan kişiler bu şemayı geliştirebilirler. Çevreye karşı şüpheci yaklaşan anne/baba&#8217;nın düşünme şekli model olarak da alınmış olabilir. Biz, klinik gözlemlerimizde, evhamlı anne/baba tutumunun da kişinin kuşkuculuk şeması geliştirmesinde etkili olabileceğini gördük. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">a)  Çocukken ailenizde fiziksel şiddete maruz kaldınız. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">b)  Ailenizde biri sizi cinsel olarak taciz etti; ya da sürekli, cinsel olarak uyarıcı şekilde dokundu. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">c)  Ailenizde biri sizi aşağıladı, alay etti ya da küçük gördü. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">d)  Ailenize güvenemiyorsunuz. (Güveninizi sarstılar, zayıflıklarınızı kendi çıkarları için kullandılar, sözlerini tutmadılar, ya da yalan söylediler.) </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">e)  Ailenizde biri acı çektiğiniz görmekten zevk aldı. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">f)  Çocukken ağır ceza tehdidiyle bazı şeyleri yapmaya zorlandınız. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">g)  Ebeveynlerinizden biri aile dışındaki kimseye güvenmemeniz için sizi sürekli uyardı. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">h)  Aileniz size karşıydı. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">i)  Ebeveynlerinizden biri fiziksel rahatlık için sizinle uygun olmayan ve rahatsız edici şekillerde temasta bulundu. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">j)  İnsanlar size, acı veren şekillerde isimler taktı. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">  </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;"><span style="text-decoration: underline;">Şüphecilik&#8217;in İlişkinize Yansıması </span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Times New Roman;">Şüphecilik şemasının özü, insanların ve özellikle yakın kişilerin her an art niyetli bir davranışta bulunabileceği olduğu için, bu şemanın ilişkilere etkisi belirgindir. İlişkilerde bu şeması olan kişiler sıklıkla kendilerinin kullanılmakta olduğunu hissederler. Karşısındaki kişi kendisini sevdiği için onunla beraber değildir, mutlaka bir çıkarı vardır. Bu kişiler bir kişinin kendilerini içten ve pazarlıksız bir şekilde sevebileceğini anlamakta güçlük çekerler. Şema tedavi olmadığı sürece de bunu anlayamazlar. </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/110/kusku-suphe-kotuye-kullanilma-semasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TERKEDİLME ŞEMASI</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/102/terkedilme-semasi.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/102/terkedilme-semasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 15:02:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şemalar]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapist]]></category>
		<category><![CDATA[Şema Terapi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=102</guid>
		<description><![CDATA[Bu şemaya sahip kişiler yakınlarının veya bağlanacakları kişilerin kendilerini bir başkası için bırakıp gideceğine derin bir inanç duyarlar. Onlar için ilişkileri “mutlaka bir gün bitecektir”. Kurulan bağ ve duygusal destek gibi ilişkideki olumlu şeylerin devam etmeyeceklerine ilişkin hissi içerir. İlişki içinde olunan kişiler duygusal olarak dengesizdirler ve ne yapacakları belli olmaz; hemen öleceklerdir veya hastayı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bu şemaya sahip kişiler yakınlarının veya bağlanacakları kişilerin kendilerini bir başkası için bırakıp gideceğine derin <a rel="attachment wp-att-425" href="http://www.yusufbayalan.com/102/terkedilme-semasi.html/yalnizlik1"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-425" title="YALNIZLIK1" src="http://www.yusufbayalan.com/wp-content/uploads/2009/12/YALNIZLIK1-150x150.jpg" alt="" width="120" height="180" /></a>bir inanç duyarlar. Onlar için ilişkileri “mutlaka bir gün bitecektir”. Kurulan bağ ve duygusal destek gibi ilişkideki olumlu şeylerin devam etmeyeceklerine ilişkin hissi içerir. İlişki içinde olunan kişiler duygusal olarak dengesizdirler ve ne yapacakları belli olmaz; hemen öleceklerdir veya hastayı daha iyi birisi için terk edeceklerdir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Terkedilmenin Kökenleri:</span></strong><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">Bu şemanın kökenlerinde dengesiz, alkolik ve patlayıcı anababalar olabildiği gibi, erken yaşlarda ebeveyn kaybı gibi çocuğun bağlanma yaşantısını kesintiye uğratan durumlar da olabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Gençken anneniz/babanız öldü ya da evi terketti.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Anneniz çocukken uzun süre sizden ayrıldı ya da hastahanede yattı.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Bakıcılar ya da bir kurum tarafından, farklı anne figürleri görerek büyütüldünüz, ya da genç yaşta yatılı okula gönderildiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Anneniz tutarsızdı. Sizinle ilgilenemeyecek kadar depresif, öfkeli, sarhoş oluyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Küçükken ebeveynleriniz boşandı ya da o kadar çok kavga ediyorlardı ki ayrılacaklarından korkuyordunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Bir ebeveyninizin ilgisini belirgin şekilde kaybettiniz. Örneğin, bir kardeşiniz doğdu ya da ebeveyniniz yeniden evlendi.</p>
<p style="text-align: justify;">•  Aileniz fazla yakındı ve aşırı korundunuz. Bir çocuk olarak hayatın zorlukları ile mücadele etmeyi öğrenmediniz.<span id="more-102"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Karakteristik Terkedilme Davranışları</span></strong><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">a)  Bu şeması olan kişiler doğru insanlarla bile yakın ilişkiden kaçınır; çünkü, ya onu kaybetmekten ya da çok yakınlaşıp incinmekten korkarlar. Bir ilişkinin varlığında ise, eşin ölmesi ya da bir şekilde ondan ayrılma olasılığı nedeni ile aşırı endişe duyarlar.</p>
<p style="text-align: justify;">b)  Eşlerinin söylediği ya da yaptığı ufak şeyler, onun kişiyi terketmek istediğine ilişkin işaretler olarak algılanır ve bu davranışlara aşırı tepki verilir. Aşırı kıskanç ve sahiplenicidirler. Çünkü tüm dikkat kaçınılmaz sonuca karşı önlem almaya verilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">c)  Normalde, bu şeması olmayan bir kişinin algılasa bile önemsemeyeceği durumlar bu kötü kaderin habercisidir. Eşlerine yapışırlar. Kişinin tüm takıntısı eşini elinde tutmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">d)  Eşlerinden bir kaç gün bile uzak kalmaya dayanamazlar.</p>
<p style="text-align: justify;">e)  Eşleri kendilerini sevdiğini ve ona bağlı kalacağını söylese bile buna bir türlü inanamazlar.</p>
<p style="text-align: justify;">f)  “Nasıl olsa gerçekleşecek bu ayrılma için” eşlerine karşı gizli bir öfke duyarlar, ve onu cezalandırma isteği hissederler. Bunun için önce kendileri eşlerini terkederler veya duygusal olarak kendilerini ilişkiden geri çekerler.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Özel Dikkat ! Terkedilme&#8217;de Şema Kimyası</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ayrılma ve terkedilme korkulan durumlar olmasına karşın, bu şemaya sahip kişilerin tutarlı olmayan insanlara karşı bir yakınlık hissettiği bilinmektedir. Yani kendilerini terketme ihtimali bulunan kişilere daha çok kimya duyarlar. Eşlerin olası bazı özellikleri:</p>
<p style="text-align: justify;">a)  Evli ya da başka bir ilişkisi olduğu için size uzun vadede bir söz veremiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">b)  Birlikte zaman geçirmeniz için yanınızda değil (çok seyahat ediyor, uzakta yaşıyor, ya da işkolik)</p>
<p style="text-align: justify;">c)  Duygusal olarak dengesiz (alkol/hap kullanıyor, depresif, işini tutturamıyor) ve duygusal olarak tutarlı şekilde yanınızda olamıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">d)  Bir Peter Pan; yerleşik bir hayat istemeyen, birçok sevgilisi olma özgürlüğünü isteyen biri.</p>
<p style="text-align: justify;">e)  Sizin hakkınızda emin değil; sizi istiyor ama duygusal olarak geri duruyor; bir an sizinle derin bir sevgide, diğerinde yokmuşsunuz gibi davranıyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><span style="text-decoration: underline;">Terkedilme&#8217;nin İlişkinize Yansıması</span></strong><span style="text-decoration: underline;"> </span></p>
<p style="text-align: justify;">a)  Doğru kişilerle bile yakın ilişkiden kaçınıyorsunuz; çünkü, ya onu kaybetmekten ya da çok yakınlaşıp incinmekten korkuyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">b)  Eşinizin ölmesi ya da bir şekilde onu kaybetmeniz ihtimalinden ve bu durumda ne yapacağınız konusunda aşırı endişe duyuyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">c)  Eşinizin söylediği ya da yaptığı ufak şeylere aşırı tepki veriyorsunuz ve bunları onun sizi terketmek istediğine dair işaretler olarak yorumluyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">d)  Aşırı kıskanç ve sahiplenicisiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">e)  Eşinize yapışıyorsunuz. Tüm hayatınız, onu elinizde tutmak takıntısı ile dolu.</p>
<p style="text-align: justify;">f)  Eşinizden birkaç gün bile uzak kalmaya dayanamıyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">g)  Eşinizin sizle kalacağına bir türlü ikna olmuyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">h)  Öfkeleniyor ve partnerinizi sadık olmamakla suçluyorsunuz.</p>
<p style="text-align: justify;">i)  Eşinizin sizi yalnız bırakmasını cezalandırmak için terkediyor, duygusal olarak kopuyor ya da kendinizi çekiyorsunuz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/102/terkedilme-semasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>DUYGUSAL YOKSUNLUK ŞEMASI</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/95/duygusal-yoksunluk-semasi.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/95/duygusal-yoksunluk-semasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 14:50:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şemalar]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapist]]></category>
		<category><![CDATA[Şema Terapi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=95</guid>
		<description><![CDATA[Bu şemaya sahip kişiler, doğal duygusal ihtiyaçlarının diğerleri tarafından yeterli olarak karşılanmayacağına inanırlar. Yoksun kalınacağına inanılan ihtiyaçlara örnekler: ilgi, duygusallık, sıcaklık, arkadaşlık, anlaşılmak, dinlenilmek, kendini ifade etmek, duygu paylaşımı, başkalarının desteği, yönlendirmesi veya rehberliği. Karakteristik Duygusal Yoksunluk Davranışları Duygusal gereksinimlerin karşılanmayacağı beklentisi, kişiyi algıda hazırlık durumuna sokar. İlişkilerdeki en ufak ilgisizlik belirtileri, başa gelmiş bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-374" href="http://www.yusufbayalan.com/95/duygusal-yoksunluk-semasi.html/duygsal-yoksunluk-2"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-374" title="duygsal yoksunluk" src="http://www.yusufbayalan.com/wp-content/uploads/2009/12/duygsal-yoksunluk1-150x150.jpg" alt="" width="120" height="180" /></a>Bu şemaya sahip kişiler, doğal duygusal ihtiyaçlarının diğerleri tarafından yeterli olarak karşılanmayacağına inanırlar. Yoksun kalınacağına inanılan ihtiyaçlara örnekler: ilgi, duygusallık, sıcaklık, arkadaşlık, anlaşılmak, dinlenilmek, kendini ifade etmek, duygu paylaşımı, başkalarının desteği, yönlendirmesi veya rehberliği.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Karakteristik Duygusal Yoksunluk Davranışları</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Duygusal gereksinimlerin karşılanmayacağı beklentisi, kişiyi algıda hazırlık durumuna sokar. İlişkilerdeki en ufak ilgisizlik belirtileri, başa gelmiş bir felaket olarak algılanır. Duygusal yoksunluk şemamız tetiklendiğinde, yani Duygusal Yoksunluk Şema Yaşantısına girdiğimizde, çevremizdeki kişilerin bencilce davrandığını, bize ilgi göstermeyeceklerini bekleriz. İlgisizlik kavramını iyi ölçemeyiz. Ya vardır, ya da yoktur. Öğrenmemiz gereken şey ise ilgisizliğin gri tonları olduğudur; yani, insanlar bazen bizden başka bir şeye ilgi göstermek zorunda kaldıklarında bize yeterli ilgi göstermeyebilirler. Bu bizim artık ilgi görmeyeceğimiz ya da karşımızdaki kişinin bize bir daha ilgi göstermeyeceği anlamına gelmez.</p>
<p style="text-align: justify;">Duygusal Yoksunluk şemasına sahip olmanın, kişinin zeka seviyesi ile ilgisi yoktur. Kişi, sağlıklı bir ruh durumu içindeyken bu durumu gerçekçi değerlendirebilir ancak şema yaşantısı açıldığında bir çocuk gibi düşünmeye başlarız. Daha da önemlisi, bir çocuk gibi hissetmeye başlarız. Çocukların duyguları çok kuvvetlidir ve akıl ile duyguları dizginlemek gibi bir becerileri yoktur. Şema yaşantısı, biraz çocuklaşmak gibidir. Dolayısı ile şema yaşantısı sırasında kendimize bir çocuğa yaklaşır gibi sevecen ve anlayışlı olmamız gerekir. Bu durumlarda kendimize kırıldığımız noktayı sormamız gerekir. O sırada hangi ihtiyacımız karşılanmamıştır? Daha da önemlisi, gereksinimi karşılanmayan bu çocuk ne yapmayı planlamaktadır?</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Özel Dikkat ! Duygusal Yoksunluk&#8217;ta Şema Kimyası</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bu şemaya sahip iseniz, dikkat etmeniz gereken konulardan birisi “Şema Kimyası”dır. Genellikle şemalar, kişiye, kendilerini yaşatacak eşler veya arkadaşlar seçmelerine neden olurlar. Duygusal yoksunlukta bu tip eş veya arkadaşlar genellikle bencil, sevgi vermeyi ve paylaşmayı bilmeyen, uzak, soğuk insanlardır. Bu sayede kişinin duygusal gereksinimlerinin karşılanmadığı ve karşılanamayacağı ortamlar yaratılmış olur. Bu nedenle sizinle gerçekten ilgilenen insanlar seçmeye çalışın. Ancak ne yazık ki, ilk başta bu tür kişiler size pek çekici gelmez veya diğer uzak, soğuk ve ilgi gösteremeyen kişiler daha kimya yaratıcı gelir. Bu nedenle kimyası yüksek olmasa da, duygusal olarak verici insanlarla ilişkilerinizi sürdürün.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Duygusal Yoksunluk&#8217;un Kökenleri</strong></p>
<p style="text-align: justify;">1.  Anne soğuk ve duygulanımlarını gösteremeyen biridir. Çocuğa yeterince sarılıp, fiziksel şefkat göstermemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">2.  Çocuk, daha önemli veya değerli başka biri nedeni ile sevildiğini ve değer verildiğini hissedememiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">3.  Anne çocuğa yeterli zaman ve dikkat ayırmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">4.  Anne çocuğun ihtiyaçlarını iyi anlamamıştır. Çocuğun dünyasını anlamakta güçlüğü vardır. Çocuğu ile gerçekten iletişime girememiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">5.  Anne çocuğu avutmamıştır. Bu nedenle çocuk da kendisinin acısını dindirmeyi veya diğer insanların kendisini avutmasını kabul etmeyi öğrenememiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">6.  Ebeveynler çocuğa uygun rehberlik yapamamıştır veya kendine bir yön bulmasını sağlayacak desteği vermemiştir. Çocuğun güvenebileceği sağlam bir dayanak olmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><strong>Duygusal Yoksunluk&#8217;un İlişkinize Yansıması</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">a)  Eşinize neye ihtiyacınız olduğunu anlatmazsınız ve ihtiyaçlarınız karşılanmayınca da hayal kırıklığına uğrarsınız.</p>
<p style="text-align: justify;">b)  Ne hissettiğinizi eşinize anlatmazsınız ve anlaşılmadığınızda hayal kırıklığına uğrarsınız.</p>
<p style="text-align: justify;">c)  Kendinize, eşinizin sizi koruyacağı veya yönlendireceği kadar bile “incinebilir” olma izni vermezsiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">d)  Kendinizi yoksun hissedersiniz, ama bunu dile getirmezsiniz. Küskünlüğe sığınırsınız.</p>
<p style="text-align: justify;">e)  Kızgın ve ısrarcı davranışlarınız olur.</p>
<p style="text-align: justify;">f)  Size yeterince ilgi göstermediği için eşinizi suçlarsınız.</p>
<p style="text-align: justify;">g)  Uzaklaşır, ulaşılmaz olursunuz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/95/duygusal-yoksunluk-semasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KADIN ERKEK İLİŞKİLERİ VE TERKEDİLME ŞEMASI</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/84/kadin-erkek-iliskileri-ve-terkedilme-semasi.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/84/kadin-erkek-iliskileri-ve-terkedilme-semasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 10:40:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlişki Terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[KADIN ERKEK İLİŞKİLERİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=84</guid>
		<description><![CDATA[Şema Şema kavramı, kişinin kendisini ve diğer insanları ve dünyayı anlamlandırdığı, tanımladığı, değerlendirdiği zihinsel yapıyı ifade eder. İnsan bu temel zihinsel yapıyı doğduğu andan itibaren oluşturmaya başlar. Şemaların oluşumunda kişinin temel yaşantıları, etrafındaki insanların ona karşı tutumları, kurduğu ilişkiler, öğrenmeleri vb. son derece önemli rol oynar.  Oluşan bu yapı(lar) zamanla kişinin davranışlarına yön verir ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Şema </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şema kavramı, kişinin kendisini ve diğer insanları ve dünyayı anlamlandırdığı, tanımladığı, değerlendirdiği zihinsel yapıyı ifade eder. İnsan bu temel zihinsel yapıyı doğduğu andan itibaren oluşturmaya başlar. Şemaların oluşumunda kişinin temel yaşantıları, etrafındaki insanların ona karşı tutumları, kurduğu ilişkiler, öğrenmeleri vb. son derece önemli rol oynar.  Oluşan bu yapı(lar) zamanla kişinin davranışlarına yön verir ve bir anlamda hayatını şekillendirir. Şemalar olumlu ve gerçekçi içeriklere sahipse kişi çok fazla problem yaşamaz; ancak şemaların olumsuz ve yanlış içeriklere sahip olması psikolojik problemlerin oluşumuna zemin hazırlar.  Şema kavramı Şema Terapi literatüründe olumsuz olan ve <strong>uyum bozucu şemalar</strong> için kullanılır. Mesela çok fazla eleştirilen, yetersiz bulunan, aşağılanan bir çocuk  kendisiyle ilgili bir “kusurluluk” algısı geliştirebilir ve yetişkinliğnde de kendini şu ya da bu şekilde bir kusura sahip olarak algılayabilir. Bu kusurluluk algısı, çirkinlik, beceriksizlik, yetersizlik vb. noktalarına odaklanabilir.  Kusurluluk şemasına sahip birisi, beğenilmeyeceği düşüncesinden dolayı insanlardan uzak durabilir ya da beğenilmek için aşırı derecede çaba sarfedebilir. Tüm bu ve benzeri durumlar da kişinin hayatttan doyum almasına engel teşkil eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Şemaların oluşmasına, temel insani ihtiyaçlarımızın uygun şekilde giderilememesi sebep olur. Uygun şekilde giderilemeyen temel ihtiyacımızın ne olduğu geliştirecek olduğumuz şemayı belirler. Beğenilme, önemsenme, dikkate alınma gibi ihtiyaçlarını gideremeyen bir çocuk zamanla kusurluluk, sevilmezlik şeması geliştirebilir.<img title="Daha fazla..." src="http://www.yusufbayalan.com/demo/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /></p>
<p style="text-align: justify;">Şemaların bazı temel özelliklerini şöyle özetleyebiliriz:<span id="more-84"></span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Şemalar temel yaşantı anıları, düşünce, duygu ve bedensel duyumlardan oluşan bir bütün halinde işlev görürler.</li>
<li>Şemalar kişinin kendisini, diğer insanları ve dünyayı anlamlandırmasında kişiye yol gösterici olurlar. Şemalar bir anlamda kullandığımız gözlüklerdir. Baktığımız şeyi kullandığımız gözlüğe göre tanımlarız.</li>
<li>Şemalar insanın hayatını olumsuz yönde etkiler ve işlevselliğini bozarlar.</li>
<li>Şemalar en temel insani ihtiyaçlarımız(temel fizyolojik ihtiyaçlar, sevilme, önemsenme, kabul edilme, eğlenme, özgürlük, sağlıklı sınırlar)a ulaşmamıza engel olurlar.</li>
<li>Şemalar değişime karşı dirençlidirler. Çünkü şemalar çocukluktan itibaren geliştirildikleri için kişiye çok tanıdık gelirler ve kişi kendi bakışını mutlak doğru ve gerçek olarak kabul eder.</li>
<li>Şemalar kendilerini sürdürücü özelliğe sahiptirler. Kişinin karşılaştığı bir durum şayet şemaya uymuyorsa kişi durumu çarpıtarak şemaya uydurmaya çalışır. Kusurluluk şemasına sahip bir kişi etrafından iltifat aldığında, iltifatın sahiciliğine inanmayıp “beni kandırıyorlar” diye düşünebilir. Bununla birlikte şemalar, yeni ve daha doyum verici yaşantılarla, yeni öğrenmelerle ya da psikoterapi yöntemiyle değişebilirler.</li>
<li>Şemalar çevredeki olaylardan hareketle tetiklenebilirler. Mesela terkedilme şemasına sahip bir kişi eşinin iş dolayısıyla yapacağı şehir dışı seyahati, eşinin kendisinden uzaklaşma isteği olarak yorumlayıp, terkedilmiş gibi hissedebilir ve ona göre tepki verebilir.</li>
<li>Şemalar kişinin kendisine, çevresine ve diğer insanlara dönük olduğu için, kurulacak insani ilişkilerde ve kadın erkek ilişkilerinde son derece belirleyici rol oynarlar. Şemalar, ilişkilerin başlamasında, sürdürülmesinde ve sonlandırılmasında(ya da sonlandırılamamasında) kendini gösterirler.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Şema yaşantıları, “İlişkilerim genelde aynı şekilde başlayıp sonlanıyor.”, “İlişkilerimde genelde ayı sorunları yaşıyorum!”, “Genelde belirli özelliklere sahip  insanlar bana çekici geliyor.” şeklinde düşünen insanlar için yoğun olarak gerçekleşiyor olabilir. Çünkü şemalar insan hayatında temel bir kalıp olarak var olurlar ve insanlar bu kişisel kalıplara göre davranırler.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Şema Kimyası </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Her şema belli başka şema(lar)ya karşı bir çekicilik oluşturur. Bu duruma <strong>Şema Kimyası </strong>denir. Şema kimyası, problemli kadın erkek ilişkilerini anlamada son derece önemli bir kavramdır. Şema Kimyası kavramına göre bizler ilişkilerimizde kendi şemamıza uygun şemaya sahip eşleri tercih ederiz. Buradaki uygunluk, sadece iki tarafın şemasının da aynı olmasını ifade etmez. Şemalar, kendilerinin sürdürülmesine sebep olacak eşler ya da arkadaşlar edinmemize yol açarlar. Mesela ikili ilişkilerde gereğinden fazla fedakarca davranan birisi(Fedakarlık şeması) ilişkilerde hep kendi dediğinin olmasını isteyen(Haklılık şeması) birisiyle birlikte olabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şemalar başka şemalarla bir arada var olabilirler. Mesela terkedilme şemasına sahip kişide aynı zamanda kusurluluk şeması, kuşkuculuk şeması vb. de olabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;">Ø  <strong>Tekedilme Şeması Ve  İlişkilere Etkisi </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Terkedilme şemasına sahip kişiler, hayatlarındaki önemli insanların şu ya da bu sebeple, şu ya da bu şekilde kendilerini terkedeceklerine, ilişkilerinin biteceğine inanırlar. İlişkilerin bitmesine yol açan durumlar içerisinde, aldatılma, terkedilme, sevilenin ölümü vb. yer alabilir. Dolayısıyla onlar ilişkilerine “Bu ilişki eninde sonunda bitecek.” diyerek başlarlar. Kendilerine ilişkiyi bitirecek sebepler sorulduğunda ise “Bilmiyorum; içimde öyle bir his var” diye cevap verebilirler. Burada hissedilen, ön görülen terkedilmeyi problemli yapan,  durumun gerçekçi olarak değerlendirilmemesidir. Mesela eşi tarafından gerçekten aldatılan ya da buna dönük gerçekçi ipuçlarına sahip bir kişinin “ilişkimiz galiba bitecek” düşüncesi bir şema yaşantısı olmayabilir. Şema yaşantısında en önemli nokta, durumu “aslında öyle olmamasına rağmen öyleymiş gibi algılamak”tır. </p>
<p style="text-align: justify;">Geleceği önceden, gerçekçi olmayan bir şekilde olumsuz olarak görmeye karamsarlık denir. Bu karamsar bakış zamanla “kendini gerçekleştiren kehanet” işlevi görür ve kişinin korktuğu başına geldiğinde kişi “Ben biliyordum.” diye düşünür. Kişinin aslında “bildiği” bir şey değil “inandığı” bir şey vardır. O, farkında olmadan ilişkisini karamsarlığına uygun şekilde yaşamış ya da endişelerini gerçekleştirecek birisi ile  birlikte olmuştur. Mesela zaten günün birinde terkedileceğine inanan birisi ilişkisinde aşırı kıskanç davranır ve sonunda partneri bunalıp ondan uzaklaşabilir; ya da kişi evli birisiyle birlikte olabilir. Birinci durumda kişi korktuğu sonu hazırlamış ikinci durumda ise zaten olumsuz sonuçlanması muhtemel bir yola girmiştir. Dolayısıyla korktuğunun başına gelmesinden ziyade o yolu farkında olmadan kendisi şekillendirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Terkedilme şemasına sahip kişiler şu tür düşüncelere yüksek oranda katılırlar:</p>
<p style="text-align: justify;">ü  Beni terkedeceklerinden korktuğum için yakın olduğum insanların peşini bırakmam.</p>
<p style="text-align: justify;">ü  Diğer insanlara o kadar muhtacım ki onları kaybedeceğim diye çok endişeleniyorum. </p>
<p style="text-align: justify;">ü  Yakınlarımın beni terkedeceği ya da benden ayrılacağından endişe duyarım</p>
<p style="text-align: justify;">ü  Önem verdiğim birisinin benden uzaklaştığını sezersem çok kötü hissederim.</p>
<p style="text-align: justify;">ü  Bazen insanlar beni terkedecek diye onları kendimden uzaklaştıracak kadar çok dert ederim.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu şemaya sahip insanlar geçmişlerinde, güven, huzur, kabul edilme, sevilme ve sevme , paylaşım gibi temel ihtiyaçlarını uygun şekilde giderememiş olabilirler. Dolayısıyla şu anki ilişkilerinde de aynı beklenti içerisindedirler: kabul edilmeyeceğim, sevilmeyeceğim, sevdiklerim yanımda kalmayacak vb.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Terkedilme Şemasına Sahip Kişilerin İlişki Tutumları </span></p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Terkedilme şemasına sahip kişiler yakın ilişki kurmaktan, ilişkilerinde kendilerini tamamen ilişkiye adamaktan çekinirler. Bunun altında, “günün birinde zaten bitecek” olan ilişkinin hayal kırıklığı ve acısından uzak durma çabası yatabilir.</li>
<li>Bir ilişki içinde iken terkedilme endişesini çok yoğun yaşarlar.</li>
<li>Terkedilmeye dönük ipuçlarını(partnerinin iş seyahati dolayısıyla ondan uzaklaşması, çok fazla aramaması vb.) abartarak terkedilmiş gibi tepki verebilirler.</li>
<li>Kıskançlık duygusunu çok yoğun yaşarlar. Kıskançlık onlar için, olası aldatılmaya karşı bir tedbir işlevi görür. Partnerlerinin başkaları ile olan ilişkilerine karşı aşırı hassastırlar. “Acaba kiminle, ne konuştu? Neden onunla geziyor? Onu kandırabilirler!” tarzında düşüncelere çokça kapılırlar. Kıskançlık beraberinde “aşırı sahiplenicilik” davranışlarını getirir.</li>
<li>Terkedilme şeması olan kişiler, partnerleriyle sürekli birlikte olmak isteyebilir, onu yalnız bırakmaktan çekinebilirler. Bu birliktelik isteğinin altında, partneriyle vakit geçirmekten keyf almaktan ziyade “Yalnız kalırsa başkalarına meyleder.” düşüncesi yer alabilir.</li>
<li>Kıskançlık ve aşırı sahiplenicilik tutumları zamanla kişide takıntı haline gelebilir. Kişi farkında olmadan günün önemli bir kısmını partnerinin onu terketmesi, aldatması ile ilgili düşüncelerle geçirdiğini farkedebilir.</li>
<li>Bu takıntılardan kurtulamamak da çaresizlik, yetersizik, ümitsizlik gibi duygulara yol açarsa  kişi yoğun bir depresyon yaşayabilir.</li>
<li> Partnerlerinin sevgi sözcüklerini ve davranışlarını yeterli, güven verici bulmakta zorlanabilirler.</li>
<li>Terkedilmemek için karşı tarafı bunaltacak kadar “iyi” davranabilirler; gereğinden fazla “yardım” eder, gereğinden fazla “ilgi” gösterebilirler.</li>
<li>“Nasıl olsa günün birinde terkedecek” olan eşe karşı gizli bir öfke duyabilirler. Bu durum bazılarında “O beni terketmeden önce ben onu terkedeyim” düşüncesine yol açabilir. Böylece en ufak bir tartışmada ilişki bitme noktasına gelebilir.</li>
<li>En özet ifadesiyle, terkedilme şemasına sahip kişiler güven verici bir ilişki yaşayamazlar ya da ilişkilerini güven duyarak yaşayamazlar.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Terkedilme Şemasında Şema Kimyası </span></p>
<p style="text-align: justify;">Bu şemaya sahip kişiler ayrılma ve terkedilmeye karşı aşırı hassas olmalarına karşın, güven verici, dingin, huzurlu insanlardan ziyade “her an elinden çıkıp gidecekmiş” gibi duran, soğuk, mesafeli insanlara karşı daha çok ilgi duyarlar. Bu durum şema kimyasnın bir sonucudur. Şema(terkedilecek olma, ilişkinin bitecek olmasına dair temel inanç) bu şekilde kendini sürdürmeye çalışır. Terkedilme şemasına sahip kişilerin partnerlerinin bazı özellikleri şöyle özetlenebilir:</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Evli ya da başka bir ilişkisi vardır; bu yüzden kişiye yeterince zaman ayıramıyordur.</li>
<li>Birlikte zaman geçirmeye çok fazla imkan tanımayan bir işi vardır veya işkoliktir.</li>
<li>Uzakta yaşıyor, çok seyahat ediyor olabilir.</li>
<li>Duygusal açıdan dengeli değil tutarsızdır. Alkoliktir ya da zararlı madde kullanıyordur.</li>
<li>Duygusal olarak kişinin yanında yer alamıyordur, depresif veya içine kapanıktır.</li>
<li>Kişiye karşı düşüncelerinde emin değil; bir gün çok sever gibi olup başka bir gün sevmiyormuş gibi davranabilir.</li>
<li>İlişkilerinde özgürlükten yanadır; bu özgürlük her iki tarafı geliştiren bir özgürlükten ziyade rastgele, sorumsuzca bir ilişki yaşamayı ifade eder.</li>
<li>Özetle bu şemaya sahip kişiler, “kendilerine güvenli bir ilişki vadetmeyen kişiler”e karşı daha çok ilgi duyabilirler. Şayet birlikte oldukları insanlar terkedici özeliklere sahip değilseler de kişiler, partnerlerini aşırı sahiplenerek, sorgulayarak, sıkıştırarak onları kendilerinden uzaklaştırabilirler.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;"><span style="text-decoration: underline;">Terkedilme Şemasına Psikoterapötik Müdahale </span></p>
<p style="text-align: justify;">Terkedilme şemasına en iyi şekilde “Şema Terapi” yoluyla müdahale edilebilir. Çünkü Şema Terapi zaten şema kavramı etrafında şekillenmiş; terapi forülasyonu ona göre belirlenmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şema Terapide öncelikle, danışanla birlikte kişide var olan şema(lar) belirlenmeye çalışılır. Bu şemaların nasıl geliştiği, şu anda kişi tarafından nasıl sürdürüldüğü, ve kişinin hayatında nelere mal olduğu ele alınır. Bu bağlamda şemaların içeriğini oluşturan düşünceler(inançar), anılar, duygular ve şemayı sürdüren davranışlar değerlendirilir. Buna dönük olarak Şema Ölçekleri kullanılır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şema Terapide en temel amaç şemayı sürdüren davranışların ortadan kaldırılmasıdır. Mesela aşırı kıskanç kişinin, partnerini takip etme, sıkıştırma, deneme gibi davranışları ele alınır. Temel çocukluk anılarıyla yüzleşilip yaşantılar “yeniden anlamlandırılır”. Burada en önemli nokta “Yaşanmışı değiştirme şansımız yok; dolayısıyla anılarla uğraşmanın ne anlamı var?” sorusudur. Anılarla ilgilenmedeki amaç, yaşantıyı değiştirmek değil, temel yaşantılarla bu günkü davranışlar arasındaki ortak noktaları yakalamak; yaşantıya bakış açısını, yaşantıdan çıkartılan yanlış sonuçları değiştirmektir. Mesela ebeveyni tarafından çokça eleştirilen bir çocuk kendini suçlu olarak algılayabilir; ancak anılar gerçekçi şekilde değerlendirildiğinde çocuğun hiç de suçlu olmadığı, aksine ebeveynin hatalı davrandığı anlaşılacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şema Terapide Terkedile Şeması İçin Belirlenen Genel Hedefler Şunlardır:</p>
<p style="text-align: justify;">ü  Diğer kişilerin eninde sonunda terkedecekleri, kişiden uzaklaşacakları, ya da tutarsız davranacaklarına ilişkin abartılı görüşü değiştirmek.</p>
<p style="text-align: justify;">ü  Diğerlerinin her zaman tutarlı ve müsait olması gerektiğine ilişkin gerçekdışı beklentiyi değiştirmek.</p>
<p style="text-align: justify;">ü  Partnerin orada olduğuna emin olmaya yönelik abartıyı ya da dışlanmaya odaklanmayı azaltmak</p>
<p style="text-align: justify;">ü  Tutarsız, dengesiz, ya da ölen veya evi terk eden ebeveyn anılarını yeniden yaşatmak için görselleştirme yoluyla anılara bakışı değiştirmek.</p>
<p style="text-align: justify;">ü  Tutarsız ebeveyne karşı öfkeyi dışavurmak.</p>
<p style="text-align: justify;">ü  Kişinin, kendi ruhsal yapısının bir parçası olan “İçindeki Terkedilmiş Çocuğu” farketmesi ve ona şefkat  göstermesine yardımcı olmak.</p>
<p style="text-align: justify;">ü  Danışanın tutarlı ve güvenilir eşler seçmesini sağlamak.</p>
<p style="text-align: justify;">ü  Kişinin partnerleri aşırı kıskançlık, bağlanma ya da öfke ile uzaklaştırmamasını sağlamak.</p>
<p style="text-align: justify;">ü  Zamanla yalnızlığı tolere edebilmeyi öğrenmesini; güvenli, tutarlı ortamlara alışmasını sağlamak.</p>
<p style="text-align: justify;">Şema Terapi yoluyla varılmak istenen nihai hedef, kişinin uygun davranışlar sergileyerek, sevilme, ait olma, beğenilme, eğlenme, sağlıklı sınırlar gibi temel insani ihtiyaçlarına ulaşmasını sağlamaktır. Bu da zaten hem psikolojik problemleri ortadan kaldıracak hem de daha doyum verici ilişkilerin kurulmasına zemin hazırlayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Psikoterapist Yusuf BAYALAN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/84/kadin-erkek-iliskileri-ve-terkedilme-semasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AŞK ÖYKÜLERİ VE İLİŞKİ TERAPİSİ</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/79/ask-oykuleri-ve-iliski-terapisi.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/79/ask-oykuleri-ve-iliski-terapisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 10:27:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlişki Terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[KADIN ERKEK İLİŞKİLERİ]]></category>
		<category><![CDATA[Şema Terapi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/ask-oykuleri-ve-iliski-terapisi.html</guid>
		<description><![CDATA[Aşk, insanoğlunun üzerinde en çok söz söylediği, yazı yazdığı kavramlardan biri olmuştur; aynen kader gibi, talih gibi. Hatta bu söylenen ve yazılanlar arasında aşkın bir talih olduğu görüşü de önemli bir paya sahiptir. İnsanoğlunun hayatını idamesinde kaderin, talihin önemli bir yeri olduğu şüphe götürmese de, bu kadere müdahale şeklinin insaniyetimizin asıl belirleyicisi olduğu göz ardı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Aşk, insanoğlunun üzerinde en çok söz söylediği, yazı yazdığı kavramlardan biri olmuştur; aynen kader gibi, talih gibi. Hatta bu söylenen ve yazılanlar arasında aşkın bir talih olduğu görüşü de önemli bir paya sahiptir. İnsanoğlunun hayatını idamesinde kaderin, talihin önemli bir yeri olduğu şüphe götürmese de, bu kadere müdahale şeklinin insaniyetimizin asıl belirleyicisi olduğu göz ardı edilmemelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aşk(insanlığın iki yüzü arasındaki ezeli ve ebedi irtibat)ın oluşum süreci ve devamına dair çok sayıda farklı görüş dile getirilmiştir. Bu görüşlerden biri de Robert J. Sternberg tarafından ifade edilen, “aşkın bir öykü/hikaye olarak yaşanması”dır. Ona göre aşklar bir öykü olarak kurulur ve bir öykü olarak yaşanır. Öyküler, aşk ilişkileri ortaya çıkmadan evvel insanların kafasında vardır; ve insanlar ilişkilerine bu öykülerini yansıtırlar. Aslında insanın aşk ilişkisindeki temel çabası, kafasındaki ideal aşkı/aşk öyküsünü yaşama arzusudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir çiftin aşk ilişkisini anlamanın en önemli yolu, her iki tarafın da gerçek(yaşanılan) aşk öyküsü ile ideal(olması gerektiğine inanılan) aşk öyküsünü anlamaktır. Bir ilişkinin tanımı, ilişkinin tarafları açısından çok farklı şekillerde gerçekleşebilir. Aynı olayı iki kişi çok farklı şekilde değerlendirebilir. Eşlerden birinin karşı tarafı, endişe, merak dolayısıyla aramasını karşı taraf kontrol edilme, yönlendirilme olarak algılayabilir. İdeal aşk öyküsü ile gerçek aşk öyküsü yakınlaştığı oranda kişinin o ilişkideki memnuniyet düzeyi artacaktır. İdeal ile gerçek aşk arasındaki mesafe ise mutsuzluğu doğuracaktır. Bir ilişkinin anlaşılması için sadece yüzeysel problemlere dikkat edildiğinde olumlu anlamda yol alınma ihtimali düşer; yapılması gereken her iki tarafın da aşk öykülerini hesaba katmaktır.<span id="more-79"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Her insanın aşka dair birden fazla öyküsü olabilir. Bu öykülerden biri belli bir zamanda/durumda diğerlerine oranla daha ön planda olabilir. Karşılaştığımız kişiler belirli bir aşk öykümüzü aktif hale getirebilir. Karşımızdaki insanlar muhakkak ki aşk öykümüzü yaşamamızda etkili olabilirler; ancak her ne olursa olsun yaşadığımız bizim öykümüzdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Aşk öykülerinin de normal öyküler gibi bazı unsurları vardır. Bu unsurlar arasında konu(lar), kahramanlar ve roller önemli yer tutar. Her aşk öyküsünde, öyküye has bir konu, her konuya uygun kahramanlar ve kahramanlardan beklenen roller vardır. Konu ilişkinin üzerine oturduğu omurga, kişiler tarafından ilişkiye yüklenen anlamdır. Kahramanlar ilişkiyi yaşayanlar ve roller ise konuya uygun şekilde kahramanlardan beklenen rollerdir. Mesela “yönetim öyküsü”nün konusu, gücün paylaşılma şekli; kahramanlar, güç uygulayan ve kendisine güç uygulanan; roller ise karar vermek ve verilen karara uymak şeklinde temellendirilebilir. “Öz veri öyküsü”nde ana konu iyilik yapmaktır. Kahramanlar genelde iyilik yapan taraf ve kendisine iyilik yapılan taraftır. İyilik yapanın rolü sürekli eşi için bir şeyler yapmak; iyilik yapılanın rolü ise iyiliğe mazhar olmak ve teşekkür etmek şeklinde oluşabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Her öykünün unsurları olduğu gibi bir de süreci vardır. Süreç, öykünün başlama, devam etme ve sonlanma şeklidir. Süreç, bu bağlamda, gerçekleşen bir durumdan ziyade, ilişki başlamadan önce, insanların zihinlerindeki beklentiyi, ön görüyü ifade eder. Terapi seanslarında, ilişkilerine “Nasıl olsa eninde sonunda bitecek!” sezgisiyle başlayan insanları görünce,  aşk öyküsündeki süreç çok daha anlamlı hale geliyor. İşin ilginç ve dikkat çekici bir diğer boyutu ise, ilişkilerine “nasılsa bitecek” sezgisiyle başlayanların, gerçekten de şu ya da bu şekilde ilişkiyi bitirmeye dönük tutumlar sergilediklerini görmektir. Bu kişiler, duygularını ifade etmiyor, ilgisiz davranıyor, bıktıracak kadar aşırı ilgi gösteriyor vb.  Yani, aşk öykülerinde, insanlar konuları, kahramanları, rolleri önceden tasarladıkları gibi öykünün başlama, devam etme ve sonlanma sürecini de tasarlayabiliyorlar. Tabii ki burada en önemli nokta, insanların bu tasarılarını çok da bilinçli olarak gerçekleştirmedikleridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aşk ilişkilerini bir öykü olarak değerlendirmek, bizi ilişkilerle ilgili bazı sonuçlara götürür. Her şeyden önce tesadüfen oluştuğunu düşündüğümüz ilişkiler aslında tesadüf değildir. Biz bir ilişkiyi kurarken, kafamızdaki öyküye uygun konu, konuya uygun kahraman, kahramanlara uygun roller ve ilişkiye dair bir süreç belirleriz. Şayet içinde bulunduğumuz ilişki ideal ilişkimizle örtüşmüyorsa,  geçek ilişkiyi ideal ilişkimize uydurmak için hamleler yapmaya çalışırız. Bunu da gerçekleştiremezsek, ya ilişkiyi bitirir ya da ilişki içerisinde mutsuzluğu yaşarız. Bir diğer sonuç, öyküleri bizim öykülerimizle aynı ya da örtüşen kişilere aşık olma eğilimi taşımamızdır. Roller birbirine uyduğu oranda ilişki güzel olarak algılanır. Her iki tarafın sürekli çatıştığı ama tarafların ayrılmadığı öyküler, dışarıdan bakanlara çok zor gelse bile, ilişkiyi yaşayanlara normal gelebilir. Çünkü onlar ilişkiyi bir savaş olarak öykülendirmişlerdir. Evli insanların zamanla birbirine benzediği düşüncesi, aslında iki tarafın da ortak bir öykü oluşturması sonucunda otaya çıkar. Zamanla ilişkide roller oturur, birbirini tamamlayıcı olur ve durum kabullenilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aşk öykülerinin oluşumunda şemalar çok merkezi bir rol oynar. Şema, kişinin kendisiyle, diğer insanlarla ve dünya(insan zihnindeki her şey)yla ilgili temel inanç ve kabullerdir. Biz bir kişiyi, olayı ya da durumu değerlendirirken bu temel kalıpları referans alırız. Aynı durumun farklı insanlar tarafından farklı şekillerde değerlendirilmesi kişisel şemalardaki farklılık dolayısıyladır. Kuşkuculuk şemasının en temel inancı, “Şayet yeterince dikkatli olmazsan diğer insanlar sana zarar verebilir, seni aldatabilirler”dir. Dolayısıyla, kuşkuculuk şemasına sahip bir kişinin aşk öyküsünde aldatılma beklentisi ve ona karşı alınan tedbirler son derece hayati bir rol oynar. Şemalar ise temel çocukluk ve ergenlik yaşantılarıyla oluşur ve giderek güçlenirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Öyküler yapıları gereği değişime karşı çok dirençlidirler. Biz bir ilişkiyi yaşarken, çoğunlukla o ilişkiyi zihnimizdeki öyküye uydurma çabası güderiz. Çünkü kendi öykümüz tanıdıktır ve tanıdık olmayan her durum genelde anksiyete/kaygı oluşturur. Bu entegre sürecini, karşımızdaki kişiyi ve içinde bulunduğumuz ilişkiyi zihinsel süzgecimizden geçirip değerlendirme yoluyla yaparız. Zihinsel süzgecimize uyanları alır diğerlerini atarız; ya da durumu zihinsel yapımıza uygun şekilde çarpıtırız. Mesela, diğer insanlara bakışımızda aldatılmak, kandırılmak önemli bir yer tutuyorsa, eşimizin karşı cinsle olan bir iş görüşmesini, aslında hiç de öyle olmamasına rağmen, aldatılmaya dönük bir ipucu olarak alırız ve kullanırız.</p>
<p style="text-align: justify;">Aşk öyküleri değişime karşı dirençli olmalarına rağmen değişmez değillerdir. Yaşadıklarımız, gördüklerimiz yeni öyküler oluşturmamıza sebep olabilirler. Bu aslında kendimizle, karşımızdaki kişiyle ve ilişkimizle ilgili algımızın değişime uğraması demektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Öyküler oluşturulurken akla ve mantığa dayandırılmak zorunda değillerdir. Bu sebeple dışarıdan bakanlara çok saçma gelen bir ilişki, kahramanları için çok anlamlı olabilir. Eşinden her gün dayak yemesine rağmen hala onu sevdiğini ve onun tarafından sevildiğini düşünen bir kadını anlamak için aşk öyküsünü bilmek gereklidir. Belki de onun öyküsündeki erkeğin rolü dayak atarak varlığını hissettirmektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Aşk öykülerini doğru ya da yanlışlıktan ziyade sağlıklı olup olmaması ve sonuçlarının işlevselliği açısından değerlendirebiliriz. Çünkü mutlak doğru bir öyküden bahsetme şansımız yoktur; ancak “kişiye göre doğru”dan bahsedebiliriz. Ancak bu noktada kültür, bir ilişkinin taraflarından kendi doğrusunu kabul etmelerini bekleyebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">İlişki terapisi, en basit anlatımıyla, bir insani ilişkiyi(burada aşk ilişkisini) her iki taraf açısından da daha doyum verici hale getirme sürecidir. Taraflar terapiye ilişkideki bir memnuniyetsizlikle gelirler. Aşkın bir öykü olarak yaşandığı düşüncesi, bu memnuniyetsizliği hem anlama hem de giderme noktasında bize önemli ipuçları sunmaktadır. Problemli bir ilişkide, en az dört farklı aşk öyküsünden bahsetmemiz mümkündür: erkeğin ideal aşk öyküsü, erkeğin gerçekte yaşadığı aşk öyküsü(ilişkiyi algılama şekli); kadının ideal aşk öyküsü ve kadının gerçek aşk öyküsü. Terapide ana amaç, öykülerdeki verilerden hareketle, her iki taraf için de doyum verici olabilecek yeni bir öykü oluşturmaktır. İlişki terapisi bu anlamda bir “öykü simyası”dır. Bu simya işleminde her iki tarafın da öyküleri ortaya konur; eksi ve artıları değerlendirilir ve doyum verici öykü için stratejiler belirlenir.</p>
<p style="text-align: justify;">Her eylemin, tutumun bir sebebi olduğu gibi bir de hedefi vardır. Bu hedef temelde bir ihtiyaçla ilişkilendirilebilir. Eşine bağırıp çağıran kimse aslında, aşağılanmaktan bıktığını(onaylanma ihtiyacı)dile getiriyor olabilir. Duygularını ifade etmemek, anlaşılmama ihtimalinden kaçışı; reddedilmekten, bağlanmaktan(sevilme ihtiyacı) korkuyu gösterebilir. Burada her iki taraf da, eşinin temel ihtiyaçlarını gidermede ona yardımcı olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir ilişkide, her iki tarafın da tahmin ettiğinden daha fazla etkisi vardır. İnsanlar terapide yaptıklarından ya da yapmadıklarından değil, kendisine yapılanlardan ya da yapılmayanlardan bahsederler. İnsanlar kendi hatalarını ya da yanlışlarını bir sebebe, karşı tarafınkileri ise onun kişiliğine atfetme eğilimi gösterirler. Yapılması gereken, her iki tarafın da bu olumsuz sonuca etkiyen tutumlarını kabul etmesi ve değişim için belirlenen stratejileri hayata geçirmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">İlişkiler, öyküler üzerinde dönüştürücü bir güce sahiptir. İyi ilişkiler iyi öykülerin oluşmasında çok hayati rol oynar. İlişki terapisinde, her iki tarafa da doyum verici bir aşk öyküsü için, her iki tarafın da dönüştürücü ilişki kalıpları oluşturmaları üzerinde durulur.</p>
<p style="text-align: justify;">Psikoterapist Yusuf BAYALAN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/79/ask-oykuleri-ve-iliski-terapisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İLİŞKİ TERAPİSİNE DAİR</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/77/iliski-terapisine-dair.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/77/iliski-terapisine-dair.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 10:25:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İlişki Terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[KADIN ERKEK İLİŞKİLERİ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=77</guid>
		<description><![CDATA[İnsan söz konusu olduğunda ilk hesaba katmamız gereken kavramlardan biri “ünsiyet”tir. Çünkü ünsiyet kelimesi ile insan kelimesi etimolojik(kelime köken bilimi) anlamda yakın temas halindedirler; ikisi eş kökenlidir. Ünsiyet kelimesi içerisinde yakınlık, dostluk anlamlarını da taşır. Bu açıdan bakıldığında insan dediğimizde aynı zamanda ünsiyet sahibi bir varlığı; yani yakınlık kuran, dost olan bir varlığı da kastetmiş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">İnsan söz konusu olduğunda ilk hesaba katmamız gereken kavramlardan biri “ünsiyet”tir. Çünkü ünsiyet kelimesi ile insan kelimesi etimolojik(kelime köken bilimi) anlamda yakın temas halindedirler; ikisi eş kökenlidir. Ünsiyet kelimesi içerisinde yakınlık, dostluk anlamlarını da taşır. Bu açıdan bakıldığında insan dediğimizde aynı zamanda ünsiyet sahibi bir varlığı; yani yakınlık kuran, dost olan bir varlığı da kastetmiş oluyoruz. Bu, ünsiyet oluşturmanın(yakın ilişki kurmanın) insan olarak bizim ismimizde kayıtlı olduğu anlamına gelir. Ben bunu, insanın varoluşsal olarak ilişki kurmaya, yakınlık oluşturmaya mecburiyeti olarak algılıyorum: <strong>“varoluşsal ilişki ihtiyacı”.</strong> Varoluşsal ilişki ihtiyacı, insanın ancak ve ancak sahici, doyum verici, yakınlık içeren bir ilişki kurduğunda/kurabildiğinde “insan” olabileceğini ifade eder. Ünsiyet kuramayan bir varlık olarak insan,  hep bir yanı eksik kalacaktır. Ünsiyet, yakınlık, ilişki insanın bu anlamda tamamlayıcı unsurlarından biridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kadın ve erkek, eril ve dişil, anima ve animus  insanlığın  farklı(tamamen ayrı değil) iki yanı/yüzüdür. Bu iki yan, kendini anlamak ve tamamlanmak için kendisi dışındaki yana(eril dişile, dişil erile) ihtiyaç duyar. Bence bu da varoluşsal bir durumdur; çünkü insan böyle(farklı) yaratılmıştır. Tüm insanların eril ya da dişil olduğu bir dünyayı şu anki algımızla anlama şansımız pek yok. Dolayısıyla biz insanoğlu olarak başka bir mecburiyete daha  tabiyiz: <strong>“varoluşsal öteki yan ihtiyacı”.</strong> Varoluşsal öteki yan ihtiyacı, bizim tam bir “insan” olabilmemiz için insanlığın öteki yanı ile de doyum verici bir ilişki kurmaya/kurabilmeye ihtiyacımız olduğunu dile getirir. Öteki yan/karşı cins ile doyum verici bir ilişki kurmak, öteki yana ihtiyaç duymak kendi cinsimize olan ihtiyaçtan daha fazladır. Çünkü bizde olmayanlar hem cinsimize oranla karşı cinste daha fazladır. Adem yeryüzüne inmeden önce, bulunduğu yerde kendisine bir arkadaş istemiş ve ona Havva arkadaş kılınmıştır; başka bir Adem değil!<span id="more-77"></span></p>
<p style="text-align: justify;">İnsanoğlunun yaşadığı pek çok önemli probleme, uygun şekilde gideril(e)meyen “varoluşsal ilişki ihtiyacı” ve “varoluşsal öteki yan ihtiyacı”nın sebep olduğunu düşünüyorum. Öfkemiz, hırsımız, kavgamız, incinmişliğimiz, kırılmışlığımız, yalnızlığımız vb. bu temel insani ihtiyaçlarımızı yeterince gideremediğimiz için ortaya çıkıyor. Bu durum, doyum verici bir ilişkinin pek çok problemimize çözüm kaynağı olduğu anlamına da gelmektedir aynı zamanda.</p>
<p style="text-align: justify;">İlişki terapisi <strong>“doyum verici bir ilişki gerçekleştirmeye dönük psikoterapötik çaba”</strong>yı ifade eder. İlişki terapisi çok genel anlamda bir insani ilişkiyi çağrıştırabilir; arkadaşlık ilişkisi, ebeveyn-çocuk ilişkisi, gelin-kaynana ilişkisi, işçi-iş veren ilişkisi vb. Tüm insani ilişkiler için düzeltme çabası güdülebilir; ancak ilişki terapisinde kastedilen <strong>kadın ve erkek arasındaki özel, duygusal, yakın ilişki</strong>dir. İlişki terapisinde temel amaç doyum verici, tatmin edici bir kadın-erkek ilişkisi tesis etmektir. Bir ilişkinin doyum vericiliğini tarafların <strong>ilişkiden beklentileri</strong> ve <strong>ilişkiden elde ettikleri</strong> oluşturur. Beklenti ile elde edilen arasındaki fark ne kadar az ise ilişki o kadar doyum verici demektir. Bu açıdan bakıldığında her ilişki özeldir ve özneldir. Dolayısıyla tüm insanlık için katı, standart bir <strong>“ilişki terapisi hedefi”</strong> ya da <strong>“doyum verici ilişki kriterleri”</strong> belirlemek çok zordur.</p>
<p style="text-align: justify;">Her psikoterapi ekolü ve her psikoterapist belirli paradigmaları esas olarak kabul eder. Bu esaslar pratiğin/uygulamaların özünü oluşturur; uygulamalara şekil verir. İlişki terapisi ile ilgili temel paradigmalarımızı şöyle ifade edebiliriz:</p>
<p style="text-align: justify;">§     <strong>İnsanın ilişkiye ihtiyacı vardır:</strong> Yazının giriş kısmında da belirtildiği üzere kadın erkek ilişkisi insanlar için bir lüks değil; varoluşsal bir ihtiyaçtır. İnsanın doyum verici bir kadın erkek ilişkisi yaşadığı oranda kendisi(ünsiyet sahibi bir insan) olabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">§     <strong>İlişkiler insani ihtiyaçlarımızı gidermek için  gerçekleştirilirler: </strong>Tüm insani eylemler bir ihtiyacı gidermeye dönük gerçekleştirilirler. Söz konusu ihtiyaçların bilincinde olup olmamamız bu durumu değiştirmez. Dolayısıyla bir ilişkiden memnun olmadığımızı söylediğimizde, o ilişki içerisinde bazı temel ihtiyaçlarımızın karşılanmadığı ifade ediyoruzdur. Bu temel insani ihtiyaçlarımıza dair pek çok kuramcı pek çok farklı kategorizasyon yapmıştır. Güven(insanlara ve dünyaya), sevilme, sevme, ait olma, önemsenme, kabul edilme, beğenilme, güçlü olma, doğal/spontan olma, yapabilirlik, eğlenebilme, özgür olma, hayatta anlam bulma vb. bu temel ihtiyaçlar arasında merkezi konumda yer alır. Bu ihtiyaçlar giderildiği oranda ilişki doyum verici olur. İlişki terapisi bir anlamda, ilişki içerisindeki insanların bu ihtiyaçlarını uygun yollarla gidermelerini sağlamaktır.<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">§     <strong>İlişkiler psikolojik problemlerin oluşumunda ve  sağaltımında rol alırlar:</strong> W. Glasser mutsuz insanların en büyük ortak özelliklerinden birinin, önemsedikleri bir insanla problemli ilişki yaşamaları olduğunu söylüyor. Yaşanamayan doyum verici ilişkilerin olumsuz sonuçlarını danışanlarımızda sıklıkla gözlemleyebiliyoruz. İlişkilerde aldatılma, önemsenmeme, sevilmeme, dikkate alınmama, özgürlüklerin kısıtlanması vb. insanlarda mutsuzluk, ümitsizlik, karamsarlık, anlamsızlık, çaresizlik gibi katlanılması zor duygular ortaya çıkartıyor.  Bununla birlikte, doyum verici bir ilişkinin psikolojik ve fizyolojik sağlık üzerinde olumlu/iyileştirici etkileri olduğu yapılan araştırmalar sonucunda görülmektedir. Doyum verici bir ilişki ile birlikte insanların daha sıcak, daha anlayışlı, daha mutlu vb. olduklarını günlük hayatımızda da gözlemleyebiliyoruz. Bu durumu bir Anadolu sözü çok güzel ifade eder: “İnsan insanın zehrini alır!” Bu bakış “İnsan insanın kurdudur!” bakışıyla taban tabana zıttır. Ortaya çıkardıkları sonuçları dikkate aldığımızda hangi yaklaşımı benimsememiz gerektiği daha bir önem kazanır!</p>
<p style="text-align: justify;">§     <strong>Problemli ilişkiler daha doyum verici hale getirilebilir: </strong>Her ilişkinin daha doyum verici hale gelme şansı her zaman vardır. Ancak buradaki temel şart ilişkiyi oluşturan tarafların bunu istiyor olmalarıdır. Genelde insanlar ilişkilerde bekleyen, isteyen rolünü üstlenirler. Her iki taraf da vermeden istediği sürece hiç bir taraf hiçbir şey elde edemez. Bu yüzden ilişki terapisinde ilk fark ettirilmeye çalışılan şey problemlerin çözümü için her iki tarafın da aktif rol almasının gerekliliğidir. Şayet kadın ve erkek “ben bu ilişkiyi daha iyi hale getirmek istiyorum” derse ilişki terapisinde yol alınabilir. W. Glasser bu durumu “çözüm dairesine girmek” şeklinde ifade eder. Terapist bu noktada, tarafların aşamadığı noktaları görmelerinde ve etkin çözüm yolları üretmelerinde kendilerine yardımcı olur.</p>
<p style="text-align: justify;">§     <strong>Problemli ilişkilerde her iki tarafın da rolü vardır: </strong>Pek çok insan, doyum vermeyen bir ilişkide kendini kurban olarak algılar. Tüm yaşananlarda kendisinin hiç bir etkisinin olmadığını ve olamayacağını, kötü bir kaderi yaşadığını vb. düşünür. Oysa asla unutulmalıdır ki hiçbir şey yapmamak da bir şey yapmaktır. Tabi ki kişilik bozukluğu olan bir insanla bir şekilde ilişki içinde olma ihtimalimiz vardır; ancak bu durumda bile ilişkinin oluşumunda ya da sürdürülmesinde bizim etkimiz sandığımızdan daha fazladır. Bazen de insanlar ilişkideki problemlerin çözümü için çaba sarfetmeyi, karşı tarafı değiştirmek olarak algılarlar. Oysa başkalarını değiştirme gücümüz yok; başkalarına sadece etki edebiliriz. Tutumları üzerinde kontrol sahibi olabileceğimiz sadece ve sedece kendimiziz.</p>
<p style="text-align: justify;">§     <strong>İlişki terapisinin temel amacı tarafları “terapist eş” haline getirmektir:</strong> Herkes bir ilişkiye insani ihtiyaçlarını gidermek için girer; ancak bu ihtiyaçların giderilmesi(sevilme, onaylanma, beğenilme vb.) karşı tarafın elindedir. Dolayısıyla bir ilişkinin doyum vericiliğini belirleyen şey, tarafların karşı tarafın ihtiyaçlarını ne oranda giderdikleridir. Bu noktada eşler, birer terapist rolü üstlenmelidir. Terapist olmaktan kasıt karşı tarafın ihtiyaçlarını anlamaya çalışmak ve o ihtiyaçları gidermesinde kendisine yardımcı olmaktır. Bir insana yardım etmenin, insanın “zehrini almanın” da başlı başına iyileştirici bir etkisi vardır. Her iki taraf karşısındakinin ihtiyacını gidermeye çalışırsa, iki taraf da doyum elde eder. Ancak her iki taraf da sadece beklenti içerisinde olursa hiç bir taraf hiç bir şey elde edemez. Bazen de taraflardan sadece birisi verici halde olur; bu ise uzun vadede bıkkınlık, karşılık alamama gibi problemler ortaya çıkartır.</p>
<p style="text-align: justify;">§     <strong>Terapist eş olmak öğrenilebilir:</strong> İnsanlar karşı tarafın ihtiyaçlarını anlama noktasında her zaman yeterli olmayabilirler. Psikoterapist tarafların kendilerine, karşı tarafa ve ilişkilerine daha farklı ve doyum verici açılardan bakmalarına yardımcı olur.</p>
<p style="text-align: justify;">§     <strong>İlişki terapisi bir süreçtir:</strong> İnsan alışkanlıklarının çocuğudur ve alışkanlıkları değiştirmek çok zordur. Zaman zaman danışanların “Ben eşime yardımcı olmak istiyorum; ama elimden başka bir şey gelmiyor!” dediğine şahit oluyoruz. Bu çok anlaşılır bir şeydir. Çünkü insan doğduğu andan itibaren kişisel bakış açıları ve davranış kalıpları oluşturur zamanla bunlar katılaşır ve değişmezmiş gibi algılanır. Dolayısıyla değişim de uzun ve zahmetli bir süreci gerektirir. İnsan ise, doyum verici bir ilişki oluşturmak için yeni şeyler öğrenmekle, problemli bir ilişkinin alışkanlığı arasında tercih yapmak durumundadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Psikoterapist Yusuf BAYALAN </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/77/iliski-terapisine-dair.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PSİKOTERAPİ VE YAZI</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/58/psikoterapi-ve-yazi.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/58/psikoterapi-ve-yazi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 09:39:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikoterapi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=58</guid>
		<description><![CDATA[Her şeyi anlatırken kullanır da yazıyı insan, yazıyı anlatacağı tuttuğunda neyi kullanacağını kestiremez. Tarifinden zor kutsallığını anlamak. Yemin edenlerin en yücesinin neden yazıyı seçtiğini anlamak zor. Sadece bu bile insanı çaresizliğiyle, yani kendisiyle yüzleştirmeye yetiyor. Yazı kutsal; insan, en şereflisi tüm yaratılmışların. Yazı ve insan ilişkisi aslında, “kutsal” ile “eşref”in ilişkisidir. Yazı en temelde bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Arial;">Her şeyi anlatırken kullanır da yazıyı insan, yazıyı anlatacağı tuttuğunda neyi kullanacağını kestiremez. Tarifinden zor kutsallığını anlamak. Yemin edenlerin en yücesinin neden yazıyı seçtiğini anlamak zor. Sadece bu bile insanı çaresizliğiyle, yani kendisiyle yüzleştirmeye yetiyor.<br />
Yazı kutsal; insan, en şereflisi tüm yaratılmışların. Yazı ve insan ilişkisi aslında, “kutsal” ile “eşref”in ilişkisidir. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Arial;">Yazı en temelde bir iletişim aracıdır. İletişim; yani kendini karşı tarafa iletmek ve karşı tarafın sana ilettiklerine kendinde bir yer edindirmek. Kutsallığı belki de buradan geliyor; “En Ulu” olanın iletisinde bir araç olmasından. Getirenin kıymeti gönderenle ve getirilenle ilişkili değil midir zaten?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Arial;">Yaratılmışların en şereflisinin, özgürleşmek(özünü gürleştirmek) için girdiği meşakkatli yoldur psikoterapi. Yazmak, “insanın kendini yeniden inşa süreci”nde “kutsal” olanı kullanmasıdır. Yazı ise, insanın özünde olanı kendine getirmesinde, kendi kuyusundan su çekmesinde kullandığı araçtır. Yazı bu önemli işlevini, düşünceyi, duyguyu, davranışı ve fizyolojiyi damıtarak gerçekleştirir. Yazı ile insan, kendini biteviye tekrar etme durumundan, kendini gözleyen pozisyonuna geçer. Bu açıdan, insanın tek başına dahi olsa(terapi süreci haricinde) doğru sorular eşliğinde, kendine dönük yazması terapötik bir etki yaratır. Zaten tüm teorisyenler, bilgeler, arifler kendilerinden hareketle insanı ve insanlığı anlamaya çalışmış değiller midir? <span id="more-58"></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Arial;">Yazı yaratıcı, farkındalık sağlayıcı ve özgürleştirici araç olmasının yanında kaygı verici de bir şeydir. Çünkü yazarken, yani kendi kuyunuzdan su çekmeye kalkıştığınızda ne ile karşılaşacağınız bir muammadır ve tüm muammalar anksiyete yağmurunu taşıyan kara bulutlardır. Genelde insanlar, bu kara bulutlarla yüzleşmemek için, başını gökyüzüne çevirmezler. Ancak bu şekilde davranmak kendini, yağmurun rahmetinden de mahrum etmek demektir. Oysa en çok ihtiyacımız olan şey belki de bu “rahmet”tir.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Arial;">Psikoterapide yazı, danışanlara ev ödevi/terapi çalışması olarak sunulur. Danışanlardan, bir günde yaşadıklarını, beli durumlardaki tutumlarını, tüm terapi sürecini vb. değerlendirmeleri. istenir. Terapi sürecine aktif katılanların bu süreci daha iyi işlettikleri dikkat çekicidir. Ancak yazı yazma konusunda bahane bulanların, özünü gürleştirmekten kaçmak için de çokça bahane ürettikleri görülebilir. Bu bahaneler arasında, kötü bir eş, kötü bir çocukluk, kötü yaşam şartları, kötü kader vb. yer alır. Tüm bu bahanelerin ortak özelliği ise kişinin “sorumluluk spotu”nu kendisi dışındaki noktalara odaklamasıdır. </span><br />
<span style="font-family: Arial;">İnsanın düşüncelerini yazılı halde görmesi, farkındalık sağlayıcı sonuçlar ortaya çıkartabiliyor. Diğer insanlarla iletişim kurarken yüzünün kızarması problemiyle terapiye gelen bir hanım, bu durumda en çok önemsediği şeyin “yüzünün kızarması” olduğunu, diğer insanların kendisi hakkında ne düşündüğünün önemi olmadığını ifade ediyordu. Ancak, yazı aracılığıyla damıtılan düşüncelerin altında, yüz kızarıklığı, olması gerektiğine inanılan mükemmellik portresine atılan bir çizik olarak değerlendiriliyordu. O Türkiye’nin en prestijli okullarından birinde, çok iyi bir bölümde okumuştu. O zaten örnek bir kızdı. O hiç hata yapmamalıydı. O hep en iyisi olmalıydı. Kısacası o “mükemmel”di ve öyle olmaya devam etmeliydi. O yüzden bu çizik halledilmeliydi. Bu farkındalık yaşandıktan sonra, yüz kızarıklığında çok önemi oranda azalma ortaya çıktı ve psikoterapi süreci çok farklı bir boyuta doğru yol aldı. </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Arial;">Yaşadığı yoğun kaygı dolayısıyla ailesi tarafından terapiye getirilen danışanın bu, ÖSS’ye dördüncü girişi olacaktı. Aslında daha iyi puan alabilecekken yaşadığı kaygı, onun düşük puan almasına sebep oluyordu. İlk etapta kaygı, danışan tarafından nefret edilen, istenmeyen bir şeydi. Çünkü onu “hasta” ediyordu. Yaşanılan yoğun kaygı, danışanın deneme sınavlarından önce terapisti arama ihtiyacına sebep oluyordu. Bu, sınavdan önceki son seanstı ve kaygı belirtileri en tepe noktasındaydı. Danışan, ayağının kendi kendine sallanmasını dahi kontrol edemiyordu. Bu benim açımdan da son derece zor bir durumdu ve yapabileceğim çok şey olmadığı düşüncesi beni ümitsizliğe sevkediyordu. Bu durumlarda en önemli yardımcım genelde “şimdi ve burada” yaşamak oluyor. Son bir değerlendirme yapmamız gerekiyordu: </span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Arial;">T- Sence bir öğrenci, olası hangi sebeplerden dolayı sınavı kazanamaz?</span><br />
<span style="font-family: Arial;">D- Hasta olması(<em>danışanın sınava ilk girişinde ayağı tutmaz olmuştu</em>), ders çalışmaması(<em>danışan çok ders çalışıyordu</em>), kaygı yaşaması(<em>danışan çok kaygılıydı</em>), cevapları forma geçmesinde yanlış kodlama yapması, soruların çok zor olması vb.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Arial;">T- Sen bu sebeplerden hangisi dolayısıyla sınavı kazanamazsan eleştirilmezsin?(Danışan <em>için eleştirilmek “korkunç bir şey”di. Bunu önceki seanslardan biliyordum</em>)</span><br />
<span style="font-family: Arial;">D- Galiba hasta olursam ve kaygı yaşarsam.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Arial;">T- Tahtadakiler sana ne ifade ediyor?(<em>Yapılan değerlendirmeleri tahtada not alıyordum</em>)</span><br />
<span style="font-family: Arial;">D- (<em>Hayret eder bir şekilde</em>) Ben bunları eleştirilmemek için mi yapıyorum?(<em>Bu tepkiye birlikte ani ve beni de hayrete düşürecek bir şekilde danışanın ayak sallanması kesilmişti.</em>)</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Arial;">T- Şu anda kaygın ne yoğunlukta?</span><br />
<span style="font-family: Arial;">D- Hiç kaygım yok. Allah Allah. Çok ilginç. Yani tüm bunları ben eleştirilmemek için mi yapıyorum?</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Arial;">T- Tahtada gördüklerin sana anlamlı geliyor mu?</span><br />
<span style="font-family: Arial;">D- Doğru. Galiba haklısınız. Eeeee(<em>Gülerek</em>) Ben şimdi eleştirilmemek için hangi bahaneyi kullanacağım?</span><br />
<span style="font-family: Arial;">&#8230;..</span><br />
<span style="font-family: Arial;">Sınav sonrasında danışanım beni aradı; sınavının çok iyi geçmemesine rağmen kaygısının olmadığını söyledi. Bu durum bana, gerçeklik terapisinin “mazeret yok” ilkesini hatırlattı ve benim için bu ilkenin bir farkındalığıydı.</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Arial;">Bu iki örnekte elde edilen sonuçlar yazı kullanılmadan da elde edilebilirdi belki. Benim amacım, kendi kuyumuzdan(tabii danışanımızın da) su çekerken yazıyı kullanabileceğimize örnek göstermekti…</span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-family: Arial;">Psikoterapist Yusuf BAYALAN</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/58/psikoterapi-ve-yazi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ŞEMALAR: HAYATA AÇILAN PENCERELERİMİZ</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/51/semalar-hayata-acilan-pencerelerimiz.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/51/semalar-hayata-acilan-pencerelerimiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 30 Dec 2009 09:29:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şema Terapi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=51</guid>
		<description><![CDATA[İnsan söz konusu olduğunda en temel sorulardan biri “neden öyle davrandığı, tepki verdiği”dir. Bir insan, belirli bir durumla karşı karşıya kalınca neden yüzlerce, belki binlerce seçenek içinden “o” davranışı/tepkiyi seçer. Bu sorunun birbirinden farklı; ama kendisinin dışındakilerle ilişkili, ve kuşkusuz hepsi bir miktar eksik olabilecek birçok cevabı olagelmiştir. Biz bu yazımızda bu temel soruya “şema”lar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">İnsan söz konusu olduğunda en temel sorulardan biri “neden öyle davrandığı, tepki verdiği”dir. Bir insan, belirli bir durumla karşı karşıya kalınca neden yüzlerce, belki binlerce seçenek içinden “o” davranışı/tepkiyi seçer. Bu sorunun birbirinden farklı; ama kendisinin dışındakilerle ilişkili, ve kuşkusuz hepsi bir miktar eksik olabilecek birçok cevabı olagelmiştir. Biz bu yazımızda bu temel soruya “şema”lar penceresinden bakmaya çalışacağız.</p>
<p style="text-align: justify;">Her insan teki, en nihayetinde kendisini ötekilerden ayıran, nev-i şahsına münhasır bir donanımla dünyaya gelir ve bu donanım o insanı “biricik” ve “çok özel” yapar. Bu “ayırt edici donanım”, insan tekinin tepkilerinin spesifikliğini anlamlı kılabilecek en temel veri olarak elimizde durur; ancak sadece bu veri ile yapılacak izah son derece akim ve işlevsiz kalmak durumundadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hepimiz, temel donanımımızla birlikte bir “dünya”da doğarız. Bu “dünya” içinde, anne babamız/bize en yakın bakıcılar, etrafımızdaki insanlar, içine doğduğumuz sosyo-kültürel doku vb. yer alır; ve bu “dünya” bizim ilk ve en önemli veri kaynağımız olur. Bu kaynaktan gelen veriler/bilgilerle biz kendimize, ötekilere/diğer insanlara ve dünyaya dair intiba/düşünce sahibi oluruz. Bu intibalar kendimizi, ötekileri ve dünyayı algılama ve anlamlandırma şeklimizi ifade eder.<span id="more-51"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Her insan teki, özgürlük/özünü gürleştirebilmek için bazı “temel ihtiyaçlar”la dünyaya gelir. Bunlar: <em>yiyecek, içecek, uyuma gibi fizyolojik ihtiyaçların yanında, sevilme, sevme, diğerlerine güvenli bağlanma, güvenlik, hareket özgürlüğü, yeterlilik ve olumlu benlik algısı, gereksinimlerini ve kendini ifade özgürlüğü, kendiliğindenlik ve oyun, gerçekçi limitler ve öz denetim</em> gibi psikolojik ihtiyaçlardır; ve bir bakıma pek çok davranışımız bu temel ihtiyaçlarımızı gidermeye dönüktür. Bu durum her insan teki için geçerli olduğu gibi, bu ihtiyaçların karşılanma düzeyi ve şekli bizim kendimize, ötekilere ve dünyaya ilişkin temel algılarımızı oluşturur.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsan teki doğduğunda, kendine, ötekilere ve dünyaya ilişkin algısı/bilgisi nötrdür; ya da yoktur. İnsanda doğuştan var olan şey ise bu algıyı oluşturabilme potansiyeli ya da yeteneğidir. Dünyaya adım attığımız andan itibaren, anne  memesiyle ilk temasımızdan, altımızın değiştirilme şekline;  açlığımızın giderilme süresinden saçımızın okşanmasına; okuma yazmaya başlama zamanımızdan, öğretmenimizin verdiği tepkiye kadar irili ufaklı  her yaşantımız bu algı oluşumuna etki eder. Kendisine şarkılar eşliğinde yemek yedirilen bir çocukla kaşığın ağzına tıkıldığı bir çocuğun “kendilik algısı”; öğretmeni tarafından, sırtı başı okşanan bir öğrenciyle, sürekli azar işiten bir öğrencinin ”başarı algısı”; “faunus ev” ortamında yaşayan bir çocukla, arkadaşlarıyla oyun üreten bir çocuğun “öteki algısı” bir olamayacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsan yaşantısının  en önemli özelliklerinden biri de, bir yaşantının sonraki yaşantılara zemin/ipucu oluşturabilmesidir. Yani insan, bir hareketinin sonucuna göre aynı duruma ait sonraki yaşantılarını şekillendirebilir. Mesela bir insan, önemsendiği, kabul edildiğini hissettiği bir ortama   daha sonra tekrar katılmak isteyebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Temel ihtiyaçlarımızın giderilme sürecinde oluşturduğumuz intibalarımız zamanla kalıplaşmaya başlar. Söz konusu kalıplar, bizim kendimize, ötekilere ve dünyaya ilişkin algılarımızın spesifik/bize özgü hale gelmesi ile oluşurlar. Biz artık bu kalıplarla yaşamaya devam ederiz. Bu kalıpları Young <strong>“ŞEMA”</strong> olarak isimlendirmiştir. Şemalar için ilk söylenecek şey belki de, insan sayısı ve her insanın her şeye dair oluşturduğu “kalıp”  kadar çok oluşlarıdır. Yani bir insanın kendine, öteki insanlara(anne, baba, dayı, sevgili, tanımadığı insanlar vb.) ve dünyaya(nesne, eşya, hayat vb) dair çok sayıda “şema”sı olabilir. Ancak psikoterapi açısından bizi ilgilendiren daha çok, hayatımızı olumlu yönde değil olumsuz yönde etkileyen şemalardır. Young bu olumsuz şemaları <em>“erken dönem uyum bozucu şema”</em> olarak isimlendirmiş; bunun yanında yığıldıkları alanlara göre ve işlevsellik sağlama adına 18 başlık altında toplayabilmiştir. Bunlar: 1-Terkedilme 2-Kuşkuculuk 3-Duygusal Yoksunluk<em> 4-</em>Kusurluluk 5-Sosyal İzolasyon 6- Bağımlılık 7-Dayanıksızlık 8-Yapışıklık<em> 9-</em>Başarısızlık 10- Onay Arayıcılık 11-Boyun Eğicilik 12-Kendini Feda Etme 13-Haklılık 14-Yetersiz Özdenetim 15- Yüksek Standartlar 16-Karamsarlık 17-Duyguları Bastırma 18-Cezalandırıcılık.</p>
<p style="text-align: justify;">Şemaları bir yumak olarak düşünürsek bu yumağı, temel yaşantılar, duygu ve bedensel duyumlar ile bilişler oluşturur.</p>
<p style="text-align: justify;">Şemalar zamanla, insanların olayları değerlendirmede kullandıkları bir süzgeç görevi görürler. Olaylar/durumlar bu süzgeçten geçirilip olumsuz olarak değerlendirilirler. Mesela “kusurluluk” şemasına sahip olan bir kimse, güzelliğine dair övgüleri, kandırıldığı şeklinde yorumlayabilir ve güzel olduğunu kabul etmeyebilir. Burdan anlaşılacağı üzre şemalar değişime karşı son derece dirençlidirler ve bu direnç yetişkinlik döneminde önceki dönemlere oranla daha fazladır. Şemalar her ne kadar insanın hayatını zorlaştırsa da olayları “tanıdık” hale getiriyor ve insanı belirsizlikten koruyor. İronik biçimde insan,  hayatı kendisine çekilmez hale getiren şemalarını, belirsizliğe karşı bir savunma kalkanı olarak kullanabiliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Şemalar durumlar/olaylar karşısında tetiklenebilirler. Mesela “terkedilme” şeması olan bir kadın, kocasının şehir dışına yapması gereken bir iş seyahatini, terkedildiği şeklinde yorumlayabilir; bu durumu depresyon ve panik atak şeklinde yaşayabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">“Başa çıkma” kavramı, istenmeyen bir duruma verdiğimiz tepkiyi, bir problemi çözmede kullandığımız yöntemi(uykumuz geldiğinde uyumak, üzüldüğümüzde ağlamak, endişelendiğimizde sigara içmek vb.) ifade eder. Başa çıkma tutumları işlevsel/işe yarar olabileceği gibi işlevsiz de olabilir. Şemalarla başa çıkmada 3 temel olumsuz tutum belirgindir. Bunlar <em>Şema Teslimi, Şema Kaçınması, Şema Aşırı Telafisi</em>dir. Pek çok kişisel, özgün başa çıkma tutumu bu 3 ana/yaygın biçimden türer. <em>Şema Teslimi</em>, şemayı yaşamak, şemaya uygun tepki vermektir. <em>Şema Kaçınması</em>, şema ile yüzleşmemek için durumlardan/olaylardan kaçınmayı; <em>Şema Aşırı Telafisi</em> ise, şemadan beklenenin tam tersi, şemayı yaşamamak için verilen aşırı mücadeleyi ifade eder. Bu durum bir örnek üzerinden daha anlaşılır hale gelecektir. Terkedilme şemasının en temel özelliği, birlikte olunan insanlara güvenememe, insanların eninde sonunda kendisini terkedeceğine inanmadır. Terkedilme şemasının şema teslimi, “evli, yabancı gibi, ilişkinin sürdürülemeyeceği eşler seçme”(kişi eninde sonunda terkedilir); şema kaçınması, “yakın ilişkiden uzak durma, yalnız kalma, alkoliklik vb.(kişi ilişkiye hiç girmeyip terkedilmekten kurtulmuş olur!)”; şema aşırı telafisi ise “birlikte olunan insanlara, onları uzaklaştıracak kadar aşırı yapışma”(kişi karşıdakini bıktırıp uzaklaştırır ve yalnız kalır) olarak görülebilir. Farkedileceği üzere bu üç tutum da, diğer insanlarla sağlıklı bir ilişki geliştirmeye imkan tanımıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Tüm insani durumlar için geçerli olabilecek şey şemalar için de geçerlidir. Her şema her insanda bulunabilir; ancak bir insanı psikoterapi yardımı almaya götüren bu şemaların hayatında, kendisini mutsuz edecek şekilde yer alması ve hayatını artık dayanılmaz hale getirmesidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şema terapi, değiştirilmesi zor, çocukluk ve ergenlik döneminde belirgin kökenleri bulunan psikolojik rahatsızlıklar için tasarlanmış, bilişsel, davranışçı, kişiler arası, yaşantısal teknikleri birleştiren <strong>bütünleştirici bir teori ve tedavi yaklaşımı </strong>olarak düşünülebilir. Tanımdan da anlaşılacağı üzere, şema terapi sürecinde, bilişsel, davranışçı, kişiler arası ve yaşantısal teknikler birlikte kullanılır. Şemalara yazı başlığımızda, “hayata bakan pencerelerimiz” tanımlamasını yapmıştık. Bu bakıştan hareketle şema terapiyi de, “hayata açılan pencerelerimizi önce tespit etme, tespit ettikten sonra da daha olumlu pencerelerle değiştirme süreci” olarak düşünebiliriz. Şema terapide yapılan şey, kişinin hayatına olumsuz etkiyen şemaları, bu şemalarla başa çıkmada kullandığı stratejileri tespit etmek ve yerlerine daha işlevsel olanları yerleştirmede kişiye yardımcı olmaktır. Bu şekilde kişi yapıp etmeleri hakkında bir farkındalık süreci yaşar ve “hayatını yeniden inşa etme” şansı yakalar.</p>
<p style="text-align: justify;">Psikoterapist Yusuf BAYALAN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/51/semalar-hayata-acilan-pencerelerimiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>ŞEMA TERAPİ NEDİR?</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/5/sema-terapi-nedir.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/5/sema-terapi-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Dec 2009 12:19:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şema Terapi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=5</guid>
		<description><![CDATA[İnsan doğduğunda, kendisine diğer insanlara ve dünyaya(çevreye, nesnelere, hayata, varoluşa vb.) dair sabit bilgi ve inançlara sahip değildir. Ancak, insan “bilgi edinme potansiyeline” sahiptir. Bu potansiyeli ne şekilde kullanacağı; yani kendisiyle, diğer insanlarla ve dünyayla ilgili ne tür inanç ve tutumlar geliştireceği temel yaşantılarıyla direkt İnsanın doğduğu andaki zihinsel yapısını “boş bir kişisel defter” alegorisiyle [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">İnsan doğduğunda, kendisine diğer insanlara ve dünyaya(çevreye, nesnelere, hayata, varoluşa vb.) dair sabit bilgi ve inançlara sahip değildir. Ancak, insan “bilgi edinme potansiyeline” sahiptir. Bu potansiyeli ne şekilde kullanacağı; yani kendisiyle, diğer insanlarla ve dünyayla ilgili ne tür inanç ve tutumlar geliştireceği temel yaşantılarıyla direkt</p>
<p style="text-align: justify;">İnsanın doğduğu andaki zihinsel yapısını “boş bir kişisel defter” alegorisiyle ifade edebiliriz. Gün geçtikçe insan bu deftere, yeni bilgiler ekler, yeni tanımlamalar yapar. Bu deftere yazılacak şeyleri, temel yaşantılar, duygular, düşünceler, fizyolojik reaksiyonlar vb. oluşturur. İşin en önemli tarafı da bu defterin, doğar doğmaz(bazı yaklaşımlara göre anne rahmine düşüldüğü anda) yazılmaya, çizilmeye başlanmasıdır. Kişisel deftere yazılan bu temel yazıları, bilgileri, inançları “şema” kavramıyla ifade edebiliriz. Şemalar her şeye dair geliştirilebileceği için sayılarla belirlenemeyecek kadar çok olabilirler: anne şeması, baba şeması, süt şeması, kalem şeması, insan şeması, araba şeması, çekmece şeması, dostluk şeması vb. Geliştirilen bu şemalar, daha sonra karşılaştığımız durumları anlamada ve yorumlamada bize rehberlik eder. Bir anlamda şemalar <strong>temel zihinsel</strong> <strong>yapılarımız</strong>dır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şemalar temelde hayatımızı kolaylaştırmak; bizi belirsizlikten kurtarmak, her durumda her şeyi yeni baştan öğrenme zahmetinden kurtarmak gibi işlevlere sahiptir. Kalem şeması geliştiren bir insan, daha sonra karşılaşacağı her kalemin kalem olduğunu anlayabilecek; üzerinde uzun uzun düşünmeyecektir. Şema sayesinde gülmenin mutluluk ifadesi(çoğunlukla) olduğunu anlayacak, sınavdan yüksek puan aldığımızda kendimizi başarılı hissedeceğiz. Ancak geliştirdiğimiz şemalar her zaman bizi mutlu etmeyebilir, işimize yaramayabilir; yani olumsuz ve uyumsuz şemalar da geliştirebiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;"><span id="more-5"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Şemalar zamanla katı, değişmez, koşulsuz kabul edilen değerlendirmeler haline gelirler. Bu özellikleri sayesinde şemalar gittikçe güçlenir, değiştirilmeleri daha zor hale gelirler. Şemalar, bize gelen bilgiyi değerlendirmeye soktuğumuz filtre, süzgeç olarak işlev görürler. Olayları, durumları sahip olduğumuz şemalara göre değerlendirir ve kararlarımızı şemalara göre veririz. Bu da çoğunlukla bilgileri çarpıtmamıza, bozmamıza sebep olur. Kendisiyle ilgili “başarısız” şeması geliştiren bir öğrenci sınavdan 100 üzerinden 90 dahi alsa kendisini başarısız olarak kabul edebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şema Terapide kullanılan “şema” kavramı “erken dönem uyum bozucu şema” kavramı yerine kullanılır. Şema terapi, kendimizle ve diğer insanlarla ilgili olarak geliştirdiğimiz olumsuz, uyum bozucu şemaları konu edinir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şema terapi Jeffrey Young tarafından Bilişsel-Davranışçı yaklaşım içerisinde kendine has bir okul olarak geliştirilmiştir. Şema terapi, değiştirilmesi zor, çocukluk ve ergenlik döneminde belirgin kökenleri bulunan psikolojik rahatsızlıklar için tasarlanmış, bilişsel, davranışçı, kişiler-arası, yaşantısal teknikleri birleştiren <strong>bütünleştirici bir teori ve tedavi yaklaşımı </strong>olarak tanımlanır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Psikolojik Problemlerin Oluşumu</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şema terapide uyumsuz şemaların, temel ihtiyaçların giderilememesiyle ortaya çıktığı düşünülür. Şemalar, çocukluk ve ergenlik döneminde temel ihtiyaçların giderilememesiyle ortaya çıktığı gibi, yetişkinlik döneminde de temel ihtiyaçların giderilememesine sebep olurlar. Şemaların oluşumuna etki eden temel ihtiyaçlar şunlardır:</p>
<p style="text-align: justify;">1-      Diğerlerine Güvenli Bağlanma(güvenlik, stabilite, bakım, kabul içeren yaklaşımlar)</p>
<p style="text-align: justify;">2-      Hareket Özgürlüğü, Yeterlilik Ve Olumlu Kimlik Algısı</p>
<p style="text-align: justify;">3-      Gereksinim Ve Duygularını İfade Özgürlüğü</p>
<p style="text-align: justify;">4-      Kendiliğindenlik Ve Oyun</p>
<p style="text-align: justify;">5-      Gerçekçi Limitler Ve Öz Denetim</p>
<p style="text-align: justify;">Bu temel ihtiyaçlar, insanda var olan “öz”ün ortaya çıkartılabilmesi ve insanın “kendini gerçekleştirmesi” için giderilmeye gereksinim duyarlar. Giderilemeyen her temel ihtiyaç kendine has problem alanları/şema alanları oluşturur. Şemalar 3 temel yolla oluşabilirler:</p>
<p style="text-align: justify;">1-     İhtiyaçların Zedeleyici Seviyede Engellenmesi: Her insan, insan olması dolayısıyla bazı olumlu yaşantılardan mahrum kalabilir. Normalde insanlar, giderilemeyen ihtiyaçlarını tölere edebilir, hayatını normal şekilde idame ettirebilirler. Ancak en temel insani ihtiyaçlarımız bazen altından kalkamayacağımız derecede engellenebilir. Burada genelde etken olan insanlar, ebeveynimiz ya da bize bakım sağlayan insanlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">2-     Darbelenme, Kurbanlaştırılma, Kötü Davranım: Hayatta başımıza gelecek ve kendi bütünlüğümüzü bozabilecek her türlü darbe bu gruba girebilir. İnsanlardan ya da doğadan kaynaklanabilir bu darbeler. Taciz, deprem vb.</p>
<p style="text-align: justify;">3-     İyi Şeylerin Aşırı Verilmesi: Özgürlük kadar sınırlar da insani gelişimde gereklidir. Rollo May bu durumu, nehir aforizmasıyla ifade eder. Bir nehrin oluşabilmesi için su kadar sınırlara da ihtiyaç vardır ona göre.</p>
<p style="text-align: justify;">Şema oluşumunda, seçici içselleştirme, özdeşleşme, mizaç ve kültürel öğeler de etkin rol oynar.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Şema Alanları Ve Şemalar </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Uygun şekilde giderilemeyen her ihtiyaç, belirli bir şema alanı oluşturur. Bu şema alanları çok keskin şekilde birbirinden ayrılamayabilir. Her şema alanı altında farklı şemalar bulunur. Çok kesin bir sınırlama ve tanımlama olmamakla beraber, yaptığı çalışmalarla Jeffrey Young, şemaları 5 alan ve 18 başlık altında topladı:<em> </em></p>
<p style="text-align: justify;">I-      <em>Ayrılma Ve Dışlanma(Reddedilme) Alanı: </em>Diğerlerine güvenli bağlanma ihtiyacının giderilememesiyle ortaya çıkan şemalar daha çok bu alanda toplanır. Bu alandaki şemalara sahip olan kişiler, güven, istikrar, huzur, sevgi, paylaşım gibi ihtiyaçlarının giderilmeyeceğini, şu anda giderilse bile bunun geçici olduğunu düşünürler. Bu şemalar daha çok, mesafeli, soğuk, dışlayıcı, dengesiz, güven vermeyen aile ortamlarında oluşurlar.</p>
<p style="text-align: justify;">1-      Terk Edilme Şeması: Bu şemadaki temel inanç, birlikte olunan insan tarafından terk edileceği yönündedir. Birlikte olunan kişiler ölecek, başka birisiyle birlikte olacak, ya da kendisinden ayrılacaktır. En nihayetinde bu birlikte olunan insanlar güvenilmez, tutarsızdır; öyle algılanır.</p>
<p style="text-align: justify;">2-     Kuşkuculuk/Kötüye Kullanılma Şeması: Bu şema her an, diğer insanlardan şu ya da bu şekilde zarar görme ihtimalini içerir. Başkaları bizi aldatabilir, kandırabilir, aşağılayabilir, kötüye kullanabilir ya da bizim canımızı yakabilir. Bu şemanın aktif olduğu insanlar “babana bile güvenme” düsturunu benimsemeye yatkındırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">3-      Duygusal Yoksunluk Şeması: Normal duygusal ihtiyaçların diğerleri tarafından yeterince karşılanmayacağı beklentisi, inancıdır. Birlikte olduğumuz insanlar bizi sevmeyecek, bizimle ilgilenmeyecek, zor anımızda yanımızda olmayacak, bize destek olmayacak, bizi dinleyip anlamayacak, gerektiğinde bize rehberlik yapmayacak vb. Bu şemanın hayatında aktif olduğu insanlar kendilerini “üvey evlat” gibi algılayabilirler.</p>
<p style="text-align: justify;">4-      Kusurluluk/Utanç Şeması: Bu şemadaki insanlar nedenini tam anlayamadıkları bir şekilde kendilerini kusurlu hissederler. Bu kusurlar, çarpık bacak, fazla kilo, uzun burun gibi açık olabileceği gibi, bencillik, kıskançlık, sapık eğilimlilik gibi gizli de olabilir. Bu şema, insanı eleştiriye, suçlanmaya aşırı duyarlı kılar. Kişi diğerlerinin yanında rahat olamaz, kendini utangaç ve güvensiz hisseder.</p>
<p style="text-align: justify;">5-      Sosyal İzolasyon(Tecrit Edilme/Yabancılaşma) Şeması: Bu şema insana kendini diğer insanlardan farklı ve ayrı; grupların dışında hissettirir. İnsan bir grubun ya da toplumun parçası hissedemez. Diğerleri tarafından dışlandığına ya da dışlanacağına inanır.</p>
<p style="text-align: justify;">II-   <em>Zedelenmiş Özgürlük(Bozulmuş Özerklik Ve İş Yapma Becerisi) Alanı: </em>Bu alan, zorluklarla aktif mücadele etme, iş başarma, tek başına kalma, sevilen birisinden ayrı kalma, bağımsız çalışma gibi alanlarda yetersizlik inanç ve tutumlarıyla karakterizedir. Aile kökeninde, küçük düşürücü, yetersiz hissettirici, bağımlılığı teşvik edici, aşırı koruyucu tutumlar vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">6-      Bağımlılık/Yetersizlik Şeması: Kişi günlük hayatını tek başına idame etmekte zorlanır. Önemli kararlar almakta ciddi sıkıntılar yaşar. Alacağı kararın ya da yapacağı şeyin yanlış olduğunu düşünür. Çaresizlik yoğun yaşanan bir duygudur. Tek başına bir işi başlatmakta zorluk yaşanır. Öyle ki kişinin ne giyeceğine dahi başkaları karar verebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">7-      Dayanıksızlık: İnsanın her an bir felaketle karşılaşma korkusu, beklentisidir. Bu korku ortalama korkudan daha fazladır. Korkular, kalp krizi geçirme gibi tıbbi; çıldırma gibi duygusal; asansörde mahsur kalma, terör olaylarına karışma gibi fobik olabilir. Bu şemanın aktif olduğu insanlar pek rahat ve huzurlu olamaz, kendilerini güvende hissedemezler.</p>
<p style="text-align: justify;">8-      Yapışıklık(Gelişmemiş Benlik) Şeması: Kişi bir ya da daha fazla kişiye(genelde ebeveyn) “aşırı duygusal bağlılık” hisseder. Kendini o kişilerden ayrı tek başına bir birey olarak düşünemez. Bu durum insanın bireyselliğinden, sosyalliğinden vaz geçmesine sebep olur. Bununla birlikte bu durum zamanla bunaltıcı hale gelebilir. Boşluk, amaçsızlık, ne yapacağını bilememe durumu yaşanabilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em>9-     </em> Başarısızlık Şeması: Kişinin başarısız olduğuna ve bundan sonra da başarısız olacağına inançtır. Buradaki başarısızlık algısı gerçekle orantılı olmayabileceği gibi kişi bu inancından dolayı başarabileceği halde bazı işleri yapmaktan uzak durabilir. Kişi kendini aptal, beceriksiz, yetersiz olarak algılar.<em> </em></p>
<p style="text-align: justify;">III-                       <em>Zedelenmiş/Zayıf Sınırlar Alanı: </em>Gerçekçi limitler ve öz denetim ihtiyacının giderilememesiyle oluşan bir şema alanıdır. Bu alandaki şemalar, kişisel sınırlar, kişisel sorumluluklar ve uzun soluklu davranışları sürdürmedeki yetersizliklerle ilgilidir.  Bu şema grubundaki kişiler başkalarının hakkına saygı duymada, işbirliğinde ve kişisel amaç oluşturmada zorluk yaşarlar. Bu şemaların tipik aile özellikleri, aşırı hoş görülü, şımartıcı, pohpohlayıcı tutumlar sergilemesi; çocuğa yaşına uygun sorumluluklar yüklememesi, üstünlük hissi uyandıracak tavırların takınılmasıdır. Burada çocuk, uygun rehberlik yaklaşımından mahrum kalabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">10-  Haklılık/Görkemlilik: Şema “kerameti kendinden menkul” bir haklılığı ve üstünlüğü içerir. Her durumda, çatışmada kişi kendini haklı görür. Kişinin empati duyguları gelişememiştir. Güç ve yetki kazanmaya; üstünlük sağlamaya aşırı bir odaklanma olabilir.  Kendi çıkarları doğrultusunda rekabet yaşayabilir ve karşı tarafa baskı uygulayabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">11-  Yetersiz Öz denetim Şeması: Kişisel hedefler oluşturma ve bunlara ulaşmada gerekli olan işleri yapmaktan kaçınma söz konusudur. Kişi, dürtü ve duygularını kontrol etmekte zorluk yaşar. Huzursuzluktan, ağrıdan, sıkıntıdan, yüzleşmelerden ve sorumluluklardan kaçınma çokça görülür.</p>
<p style="text-align: justify;">IV-                      <em>Başkaları Yönelimlilik Alanı: </em>Gereksinim ve duyguların ifade ihtiyacının giderilememesiyle oluşan şemaların toplandığı bir alandır. Bu şema alanının temel özelliği, kişinin kendi ihtiyaçlarının giderilmemesine rağmen, sevgi ve onaylanmak, olumsuz tepkilerden kaçınmak vb. için karşı tarafın istekleri, duyguları ve beklentileri üzerine aşırı odaklanmadır. Bu şemadaki insanlar genelde kendi öfke ve isteklerinin farkında olmazlar. Tipik aile kökenleri, ilgi, sevgi ve onaylanmanın şarta bağlı olduğu tutumlardır. Bu ailelerde ebeveyn ya da bakıcının istekleri her zaman çocuğunkilerden önde olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">12-  Boyun Eğicilik/Geri Çekilme Şeması: Kişinin kararları, denetimi, son sözü, kontrol başkasına bırakma zorunluluğu hissetmesidir. Burada amaç, öfkeden, karşı tepkiden veya terk edilmekten kaçınmaktır. Buradaki vaz geçiş, kişinin ihtiyaçlarını, isteklerini, kararlarını bastırması ile öfke gibi duyguları bastırmasını ifade eder. Kişi kendi ihtiyaçlarının başkaları açısından önemli olmadığına inanır; olayları bir oldu bittiye getirmeye çalışır. Aşırı uyumlu bir yapı oluşturabilir. Fakat buradaki uyum, yoğun bir öfke oluşumuna yol açar. Bu öfke de madde kullanımı, psikosomatik rahatsızlık, öfke patlamalarına, duyguların kapanmasına yol açabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">13-  Kendini Feda Etme Şeması: Kişinin, kendi memnuniyetinin pahasına da olsa başkalarının ihtiyaçlarını öncelemesi; başkalarının ihtiyaçlarını giderebilmek için aşırı çaba sarf etmesidir. Bu çabanın nedenleri arasında, başkalarına sıkıntı vermemek, bencilliğin suçluluğundan kaçınmak, aciz olduğu düşünülen kişilerle ilişkiyi devam ettirmek yer alır. bu şema başkalarının acılarına abartılı duyarlılıkla ortaya çıkar. Zaman zaman kendi ihtiyaçlarının giderilmemesi durumunda iyilik yapılan insanlara karşı öfke ortaya çıkar.</p>
<p style="text-align: justify;">14-  Onay Arama Şeması:   Bu şema, kişinin başkalarının onayını alma, kabulünü ve ilgisini kazanmaya karşı aşırı hassasiyeti ile karakterizedir. Bu kişiler ortama uygun davranmaya çok dikkat ederler. Kişi için önemli olan başkalarının  gözünde nasıl göründüğü, yaptıklarını başkalarının nasıl değerlendirdiğidir. Bu tutum zaman zaman, ün, para gibi konulara aşırı önemi beraberinde getirebilir. Okunacak okul, yanacak şehir gibi kararlarda başkalarının onayı çok etken olur.</p>
<p style="text-align: justify;">V-  <em>Aşırı Duyarlılık Ve Baskılama Alanı:</em> Bu alan kendiliğindenlik ve oyun ihtiyacının giderilememesi ile oluşan şemaları içine alır. Bu alanda, kişinin duygu ve dürtüleri üzerinde aşırı bir denetim vardır. Buradaki amaç yanlış yapmaktan kaçınmak ve beklentileri yerine getirebilmektir. Mutluluk, kendini ifade etmek, rahatlamak çok önemli değildir. Tipik aile kökeni mükemmeliyetçi ve baskıcıdır. Eğlenceye, rahatlığa pek prim verilmez.</p>
<p style="text-align: justify;">15-  Karamsarlık/Hataya Katlanamama Şeması: Hayatın kötüye gideceğine dair bir inanç vardır. Hayatta olumluluklardan ziyade olumsuzluklar üzerinde durulur. Ekonomik, tıbbi bir felaket beklentisi içinde olunur. Aşağılanmaktan, yanlış yapmaktan korkulur. Bu kişiler sıklıkla, kaygı, korku, kadercilik, şikâyetçilik ve kararsızlıkla karakterizedirler.</p>
<p style="text-align: justify;">16-  Duyguları Bastırma/Aşırı Sorumluluk Şeması: Doğal davranış ve dürtülerin sürekli ve aşırı bir baskı altında tutulması ile karakterizedir. Baskılamadaki amaç, yanlış yapmaktan, eleştirilmekten, kabul görmemekten, dürtülerini kontrol edememekten kaçınmaktır.  Bu kişilere göre güven ve huzur için bu denetim şarttır. Tipik özellikler arasında, duyguların bastırılması, aşırı düzenlilik, kurallara aşırı riayet; neşe, cinsel uyarılma ve eğlencenin bastırılması; kırgınlıkları ifade etmede, ihtiyaçları dile getirmede güçlük; akılcılık üzerine aşırı vurgu sayılabilir. Kişi aşırı denetimini etrafındakilere de uygulamaya kalkabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">17-  Yüksek(Acımasız) Standartlar/Aşırı Eleştirellik Şeması: Davranışlarda ve iş başarmada mükemmele ulaşma isteği temel belirleyicidir. Ancak buradaki mükemmellik asla gerçekleştirilemeyecek bir hedeftir. Mükemmelliğin temel amacı eleştiriden kaçınmaktır. Bu kişiler sürekli çalışmak, daha iyisini yapmak zorunda hissederler. Tatil bunlara çok çekici gelmez. Hayattan zevk alma, eğlenme çok görülmez. Mükemmeliyetçilik, aşırı titizlik, kuralcılık, dini ve kültürel kurallarda katı tutum vb. göze çarpar.</p>
<p style="text-align: justify;">18-  Cezalandırıcılık(Acımasızlık) Şeması: Bu şema yapılan hiçbir yanlışın cezasız kalmamsı gerektiği ile karakterizedir. Öfke, acımasızlık, kendisi de dâhil standartlara uymayanlara katlanamama söz konusudur. Hataları affetmeye karşı olumsuz tavır takınırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Yukarıda ele alınan şemalardaki özellikler hemen herkeste bir miktar bulunabilir. Bizim için önemli olan bu özelliklerin dozu ve hayatımıza nasıl yansıdığıdır. Burada kastedilen, kendimize yüksek hedefle belirlememek, kimseye yardım etmemek, sabahlara kadar eğlenmek, ayıp ve günah gibi kavramları takmamak vb. değil.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Şema İle Başa Çıkma Biçimleri-Davranışlar </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şema başa çıkma biçimleri, insanların çocukken, olumsuz yaşantılarla mücadele etmek için gerçekleştirdiği davranışlar olarak düşünülebilir. Başa çıkma biçimleri şema terapinin temel öğesidir. Bu durum olumsuz, istenmeyen durumlara karşı “Ne yapıyorum?” sorusunun cevabıyla netleştirilebilir. İnsanlar şemalarının tetiklenmesiyle/şema yaşantılarıyla çok farklı şekilde başa çıkabilirler. Tüm bu yaşantılar bir noktaya kadar işe yarar olabilir; ancak zamanla hayatımızı olumsuz etkileyebilirler. Bu farklı başa çıkma biçimlerini en genel anlamda 3 kategori altında toplayabiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;">I-      Şema Teslimi: Şemaları kuvvetlendirecek tutumların takınılmasını ifade eder. Mesela terk edilme şeması olan bir insanın, eninde sonunda onu terk edecek birini(evli, çapkın vb.) seçmesi; kusurluluk şeması olan birinin daha çok aşağılayıcı, eleştirel arkadaşlar edinmesi; dayanıksızlık şeması olan birinin gazetelerin üçüncü sayfa haberlerini okuması gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">II-         Şema Kaçınması: Şemadan ve şemanın ortaya çıkaracağı rahatsız edici duygulardan kaçmak için kişinin uyguladığı düşünsel, duygusal ve davranışsal yöntemlerdir. Mesela çirkin olduğuna inanan(kusurluluk şeması) birinin, bu duyguyla yüzleşmemek için aynaya bakmaması, düğünlere katılmaması bu grupta düşünülebilir. Young bu kaçınma tepkilerini şu başlıklar altında toplamıştır:</p>
<p style="text-align: justify;">-          Psikosomatizm</p>
<p style="text-align: justify;">-          Sıkıntıyı yok saymak</p>
<p style="text-align: justify;">-          Üzüntüyü yok saymak</p>
<p style="text-align: justify;">-          Sosyal çekilme</p>
<p style="text-align: justify;">-          Mantıksallık</p>
<p style="text-align: justify;">-          Anıları bastırmak</p>
<p style="text-align: justify;">-          Kendini avutmak</p>
<p style="text-align: justify;">-          Çocukluk dönemini idealleştirmek</p>
<p style="text-align: justify;">-          Öfkeyi bastırmak</p>
<p style="text-align: justify;">-          Madde kullanımı</p>
<p style="text-align: justify;">-          İş koliklik</p>
<p style="text-align: justify;">III-                               Şema Aşırı Telafisi: Şemanın tam tersi davranışları ortaya koymaktır. Mesela insanlar tarafından sevilmediğine inanan(duygusal yoksunluk şeması) biri, insanlardan aşırı şekilde sevgi talep edebilir; fakat bu durum insanları kendinden daha da uzaklaştırabilir. Young’un listelediği aşırı telafi mekanizmaları şunlardır:</p>
<p style="text-align: justify;">-          Onay düşkünlüğü</p>
<p style="text-align: justify;">-          Asilik</p>
<p style="text-align: justify;">-          Titizlik</p>
<p style="text-align: justify;">-          Özgür ruh</p>
<p style="text-align: justify;">-          Dik başlılık</p>
<p style="text-align: justify;">-          Mesafelilik</p>
<p style="text-align: justify;">-          Bencillik</p>
<p style="text-align: justify;">-          Saldırganlık</p>
<p style="text-align: justify;">-          Tepkililik</p>
<p style="text-align: justify;">-          İyimserlik</p>
<p style="text-align: justify;">-          Baskınlık</p>
<p style="text-align: justify;">Şema ile başa çıkma biçimlerini Duygusal Yoksunluk şeması üzerinde değerlendirirsek Şema Teslimi, soğuk eşler seçmek ve duygusal ihtiyaçları dile getirmemek; Şema Kaçınması, yakın ilişkilerden uzak durmak; Şema Aşırı Telafisi birlikte olduğumuz insanlara karşı duygusal ısrarcı, bıktırıcı derecede talepkar davranmak şeklinde ifade edilebilir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Şema Terapide Modlar </strong></p>
<p style="text-align: justify;">            Modun karşılığı, yan, taraf olarak düşünülebilir. Tüm varlığıyla sigarayı bırakmak istediğini söyleyen kişinin bir “yan”ı da sigarayı bırakmak istemez. Aslında gitmem gerektiğini düşünmeme rağmen bir yanım kalmam yönünde baskı yapabilir bana. Modlar/yanlar, kişinin içinde bulunduğu andaki basın ruh durumu olarak düşünülebilir. Modlar, kişiliğimizden ayrı olarak bir yanımızı temsil eden ruhsal yapılar; kendiliğin diğer parçalarıyla bütünleşmemiş yapılar olarak düşünülebilirler. Şemaların ya da başa çıkma tepkilerinin tetiklenmesiyle etkin hale gelebilirler. Ego state/ego durumu kavramıyla çakışırlar.</p>
<p style="text-align: justify;">            Kişinin en genel anlamda yaşamını, pek çok şema belirleyebilir. Ancak bu şemaların hepsi her an aktif olmayabilir. Şemalardan biri(bir kaçı) aktifken diğerleri pasif durumda olabilir. Şema modu, kişinin o andaki etkin şemasını temsil eder. Kişinin şema modunun değişimiyle birlikte yeni şemaları aktif hale gelebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">            Her insanın içinde temelde 3 farklı taraf/yan/mod/ego bulunur. Bu modlar kabaca, çocuk, ebeveyn ve yetişkin modu olarak düşünülebilir. Şema modlarını şu şekilde kategorize edebiliriz:</p>
<p style="text-align: justify;">I-                   Çocuk Modları</p>
<p style="text-align: justify;">-         İncinmiş çocuk modu: Bu moda kişi kendini, üzgün, mutsuz, kaybetmiş, ihmal edilmiş, önemsiz, aşağılanmış; kısaca incinmiş çocuk gibi hisseder.</p>
<p style="text-align: justify;">-         Kızgın çocuk modu: Kişi kendini, öfkeli, engellenmiş, hayal kırıklığına uğramış; duygusal ya da fiziksel ihtiyaçları giderilmemiş çocuk gibi hisseder.</p>
<p style="text-align: justify;">-         Dürtüsel/Disiplinsiz çocuk modu: Bu moda kişi, her istediğini anında elde etmeye alışkın çocuk gibidir. Kendini kontrol etmeyi bilmez; beklemeye tahammülü yoktur. Şımarıkça tutumları vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">-         Mutlu çocuk modu: Bu moddaki kişinin en temel özelliği, kendini temel ihtiyaçları giderilmiş, mutlu olarak algılamasıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">II-                Ebeveyn Modları</p>
<p style="text-align: justify;">-         Cezalandırıcı ebeveyn modu: Kişi bu modda kurallara aşırı duyarlıdır. Kural, amacın önüne geçmiştir. Kişi kurallara uymayan(kendi de dahil)ların mutlaka cezalandırılmaları gerektiğini düşünür.</p>
<p style="text-align: justify;">-         Talepkar ebeveyn modu: Kişinin, sanki içindeki ebeveyninin kendinden sürekli, zorlayıcı bir şeyler istediğini hissetmesidir. Kişi çok çalışmalı, en iyisini yapmalı, düzenli olmalı, ahlaklı olmalı vb. Kişinin duygularını açması ya da kendini ortaya koyması kendine yanlış gibi gelir.</p>
<p style="text-align: justify;">III-             Uyumsuz Başa Çıkma Modları</p>
<p style="text-align: justify;">-         Söz dinleyen/teslimci modu: Haksız eleştirilere, kendisini zorlayıcı taleplere karşı gelmez. Kendine zor da gelse kendinden istenileni yerine getirir. Kendi ihtiyaçlarını dile getirmez.</p>
<p style="text-align: justify;">-         Yalnız kahraman/kopuk korungan modu: İnsanların yardımına kendini kapatır; kendi içine kapanır. Diğer insanlarla duygusal alış verişte bulunmaz. İhtiyaçlarını belli etmez. Kendini boş, dağınık, kişiliksiz vb. hisseder.</p>
<p style="text-align: justify;">-         Aşırı telafi modu: Orantısız kendini beğenmişlik, kibir, insanlara tepeden bakma, baskı, yönlendirme, statüye düşkünlük, dikkat çekmeye çabaları vb. ile karakterizedir. Tüm bu davranışlar, giderilememiş temel ihtiyaçları telafi için geliştirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">IV-                        Sağlıklı Erişkin Modu: Kişiliğin sağlıklı erişkin tarafıdır. Kişi kendinin, temel ihtiyaçlarının, sağlıksız modlarının farkındadır. Bu olumsuz taraflarını değiştirmeye çalışır. Kendisi ve diğerleriyle barışık bir tutum sergiler. İnsanları sever; dengeli şekilde çalışır ve üretir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Şema Terapide Terapi Süreci </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şema terapinin temel amacı, hastalara/danışanlara, uyumlu davranışlar içinde şemalarını, başa çıkma tepkilerini ve modlarını değiştirerek temel ihtiyaçlarına(sevgi-bağlanma, hareket özgürlüğü, eğlenebilme, kendini ifade edebilme ve gerçekçi limitler oluşturma) sağlıklı yollarla ulaşmasına yardım etmektir. Şema terapi sürecinde iki temel aşama vardır:</p>
<p style="text-align: justify;">1-      Değerlendirme Ve Eğitim Aşaması: Bu aşamanın temel amacı, danışanın durumunu değerlendirme; danışanı, problemleri ve şema terapi hakkında eğitmektir. Bu aşamada danışanın hayatının merkezindeki şemalar tespit edilir,  bu şemaların hayatındaki olumsuz etkileri ortaya konulur, danışanın şemaya ait duygularla temas etmesi sağlanır, işlev bozucu başa çıkma tepkileri ve modları tespit edilir. Problem listesi ve terapi hedefleri oluşturulur. Bununla birlikte problem durumunun şema terapi için uygunluğu değerlendirilir. Şema terapiye uygun olmayan durumlar için farklı yöntemler kullanılır ya da danışana uygun yardım için yönlendirmede bulunulur.</p>
<p style="text-align: justify;">Şemalar, başa çıkma tepkileri ve modlar belirlenirken danışanın yaşam öyküsünden, imajinasyon çalışmalarından vb. yararlanılır. Şemaların tespiti için, terapist, danışanın terapi sürecindeki tutumlarını da değerlendirir. Bunun yanında şema ölçeği, aşırı telafi ölçeği, kaçınma ölçeği ve mod ölçekleri kullanılır.</p>
<p style="text-align: justify;">2-     Değişim Aşaması: Şema terapide değişim en temelde 4 temel alan üzerinden sağlanır: Bilişsel Alan, Yaşantısal Alan, Terapi İlişkisi Alanı ve Davranış kalıpları Alanı.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilişsel alanda, danışanın işlevsiz düşüncelerinin değişimi ve işlevsel düşüncelerin geliştirilmesi üzerinde çalışılır.  Yaşantısal alanda, danışanı şemalara karşı desteklemek için, erken dönemde oluşan yaraların acısını ve öfkesini ortaya çıkartacak yaşantısal alıştırmalar yapılır; olumsuz yaşantılar yeniden değerlendirilir. Danışana, “limitli ebeveynlik” yapabilmek için terapi ilişkisi üzerinde durulur. Bu alanda empatik tutum; anlayışlı, koşulsuz kabul ve içtenlik son derece önemlidir. Bu temel tutumlarla birlikte, uygun yüzleştirmelerde de bulunulur. Davranış kalıpları alanında, danışanın probleminin sürdürülmesine etki eden davranış kalıpları üzerinde durulur; uygun davranış kalıpları, başa çıkma yöntemleri geliştirmesinde danışana yardımcı olunur.  Her alan için, kendine has yöntem ve teknikler kullanılır. Uygulama her alanı ayrı ayrı ele almak yerine, holistik/bütüncül bir anlayışla gerçekleştirilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Psikoterapist Yusuf BAYALAN</p>
<p style="text-align: justify;">Not. Bu makalede Dr. H. Alp Karaosmanoğlu’nun “Şema Terapi Uluslar Arası Sertifikasyon Eğitimi” notları temel kaynak olarak kullanılmıştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/5/sema-terapi-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>PSİKOTERAPİ NEDİR?</title>
		<link>http://www.yusufbayalan.com/3/psikoterapi-nedir.html</link>
		<comments>http://www.yusufbayalan.com/3/psikoterapi-nedir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Dec 2009 12:13:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Yusuf Bayalan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapist]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.yusufbayalan.com/demo/?p=3</guid>
		<description><![CDATA[Psikoterapi, psiko ve terapi kelimelerinden oluşan bir kavram/terimdir. Psiko, can, ruh, nefs; terapi de iyileştirme, daha iyi hale getirme anlamına gelmektedir. Buradan hareketle psikoterapi, “ruhsal yapı”nın, “psişik fenomen”in daha iyi hale getirilmesidir. Ruhsal yapının daha iyi hale getirilmesi için yapılan müdahaleye psikoterapi diyebilmemiz için, müdahale yöntemlerinin ilaç ve cerrahi yöntemleri içermemesi gerekmektedir. Peki ilaç ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a rel="attachment wp-att-334" href="http://www.yusufbayalan.com/3/psikoterapi-nedir.html/psikoterapi-3"><img class="alignleft size-full wp-image-334" title="psikoterapi" src="http://www.yusufbayalan.com/wp-content/uploads/2009/12/psikoterapi.jpg" alt="" width="120" height="180" /></a>Psikoterapi, psiko ve terapi kelimelerinden oluşan bir kavram/terimdir. Psiko, can, ruh, nefs; terapi de iyileştirme, daha iyi hale getirme anlamına gelmektedir. Buradan hareketle psikoterapi, “ruhsal yapı”nın, “psişik fenomen”in daha iyi hale getirilmesidir. Ruhsal yapının daha iyi hale getirilmesi için yapılan müdahaleye psikoterapi diyebilmemiz için, müdahale yöntemlerinin ilaç ve cerrahi yöntemleri içermemesi gerekmektedir. Peki ilaç ve cerrahi yöntem dışındaki her müdahale psikoterapi olarak adlandırılabilir mi? Tabii ki hayır. Psikoterapi ruhsal problemleri belirli bir patolojik(hastalık oluşumu) anlayış içerisinde ele alır, düzeltme sürecini de belirli teknikler, yaklaşımlar bütünü üzerine oturtur.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsan olgusu son derece göreceli, değişken bakış açılarından ele alınabileceği için, psikoterapinin de, üzerinde mutlak anlamda anlaşmaya varılan bir yöntemi yoktur.  Bundan dolayı, dünyada çok fazla sayıda psikoterapi yöntemi ve tekniği uygulanmaktadır. Hatta ben bu açıdan “Psikoterapist sayısı kadar psikoterapi yöntemi vardır.” düşüncesine yakın durmaktayım.  Çünkü her terapistin insana dair paradigmaları/temel anlayışları farklı olabilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Her kavramın, bir sözlük anlamı olduğu gibi bir de o kavramı kullananların algıladığı, ortaya koyduğu kişisel/öznel anlamı vardır. Ben bu açıdan psikoterapiyi “İnsanın kendini yeniden inşa süreci” olarak anlamlandırıyorum.<span id="more-3"></span></p>
<p style="text-align: justify;">İnsan doğduğu andan itibaren inşa olmaya/var olmaya başlar; ve bu inşa oluş, ömrün son anına kadar devam eder. İnsanın inşasına etki eden 3 temel unsur olduğunu düşünüyorum. Bunlar: 1- biyolojik yapı 2- sosyal çevre ve 3- insanın kendisi olarak ifade edilebilir. Bu üç yapı birbirine etki eder ve birbirinden tamamen bağımsız olduklarında pek bir şey ifade etmezler. Ancak insanın inşasına etkileri, dönemsel olarak değişiklik gösterebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">İnsan dünyaya, belli bir biyolojik donanımla gelir. Bu donanım ona neyi, ne kadar yapabileceğinin sınırlarını söyler. Doğumdan sonra insana ailesi, çevresi yani sosyal yapısı etki eder; onun doğuştan getirdiği donanımına biçim verir. Zamanla insan, kendine dair daha fazla şey söylemeye, kendini daha fazla ortaya koymaya başlar. En sonunda da “Ben buyum!” der.  Bu aşamalı yaklaşımda en altta biyolojik donanım, onun üstünde sosyal yapı ve en üstte de psikolojik yapı yer alır. Bu “inşa üçlüsü” doğumdan itibaren, birlikte yapılanırlar. Biyolojik yapı insanın neye sahip olduğunu, kendini inşa ederken hangi malzemeyi kullanabileceğini; toplumsal yapı diğer insanların ne beklediğini ve psikolojik yapı da ne olunmak istediğini ifade eder. İnşa üçlüsünün işlevsel ahengi arzu edilen; ancak genelde gerçekleşemeyen bir durumdur. Psikoterapi bir anlamda da bu “yapısal ahenk”i kurma çabasıdır. İnsanın inşasında, temel sorumluluğu yüklediğimiz yapı, insana ve hayata bakışımızı derinden etkileyecektir. Temel sorumlu olarak biyolojik ya da sosyal yapıyı ele aldığımızda insan, yaşadıkları karşısında bir “kurban”a indirgenir. Oysa sorumluluğu psikolojik yapıya/ben yüklediğimizde, gerçekte kurban edilse dahi, insana kurban oluşuna dönük tavır alma şansını verirsiniz. Bu, varoluşçu psikolojinin “seçim” dediği şeye tekabül eder. Psikoterapi bir boyutuyla da “insanın kendini yeniden inşa etmeyi seçmesi” demektir.</p>
<p style="text-align: justify;">William Glasser insanı anlama çabası içerisinde “toplam davranış” kavramını bize sunar. Ona göre insanın 4 temel öğesi, <strong>düşünce, duygu, davranış ve fizyoloji</strong> aynı anda işlev görür ve birbirini etkiler. Ancak bu dörtlü içerisinde ana yönlendiriciler düşünce ve davranışlardır. Bu noktada Aaron T.Beck, düşüncelerin duygu, davranış ve fizyolojiyi etkileyen ana unsur olduğunu belirtir ve “Nasıl düşünüyorsak öyle hissederiz!” tezini terapi modeli(bilişsel terapi)nin merkezine koyar. Beck’e göre belirli psikolojik rahatsızlıklar belirli düşünce kalıplarının ürünü olarak karşımıza çıkar. Bilişsel yapı(düşünce yapısı)nın en üstünde <strong>otomatik düşünceler</strong> yer alır. Otomatik düşünceler, adından anlaşılacağı üzre, otomatik olarak insanın aklına gelen, çok hızlı bir şekilde gerçekleşen düşüncelerdir. Bu düşünceler, <strong>ara inançlar</strong> dediğimiz kişinin kendisine, diğer insanlara ve dünyaya dönük tutum, kural ve varsayımlardan güç alarak şekillenirler. Ara inançların oluşumunu ise kişinin, kendisine, diğer insanlara ve dünyaya dönük <strong>temel inançları</strong> şekillendirir. Temel inançlar, ara inanç ve otomatik düşüncelere göre çok daha katı, sağlam ve değişime daha fazla dirençlidirler. Bu temel inançları daha sistematik hale getiren Jeffrey Young, modeline <strong>Şema Terapi</strong> adını vermiştir. Şema terapi modeline göre, insanları belli şekilde davranışlara iten şemalarıdır ve bu şemalar(uyumsuz olanları) fark edilip düzeltildiğinde insanın “uyum”u da olumlu yönde değişecektir. Young bu şemaları 18 başlık altında toplayabilmiştir. Bu sınıflandırma mutlak değildir ve değişime açıktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben psikoterapi anlayışım içerisinde, bu üç terapi modeline(diğer terapi modellerini de tabii ki önemsiyorum) hayati yük yüklüyorum.  Danışanlarıma ilk önce toplam davranış mantığını; düşündüğünü, hissettiğini, yaptığını ve vücudunda olan biteni anlamlandırmasının önemini vurguluyorum. Çünkü bu “gözleyen kendilik” denilen, kendinde olan biteni anlama çabasının en önemli basamağıdır. Sonra bu toplam davranıştan hareketle düşüncelerini yakalama ve değerlendirme; çarpıtılmış/hatalı/işlevsiz olanları daha işlevsel olanlarıyla değiştirme sürecine giriyoruz. En nihayetinde de şemalara/temel inançlara ulaşıp “Ben nasıl biriyim?”; “Diğer insanlar nasıl?”, “Dünya/hayat/varoluş nasıl?” sorularıyla yüzleşiyoruz. Bu süreç, tüm yaratıcı süreçler gibi zor ve yorucu; kaygı verici olabilir. Çünkü insana, kendisine zarar da verse, “tanıdık, bildik” haliyle yaşamak daha kolay gelebilir. Ancak kendini tanımayı, “irfanın varabileceği en yüksek merhale” olarak kabul edenler için sabır ve cesaret en önemli refakatçidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Psikoterapist Yusuf BAYALAN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.yusufbayalan.com/3/psikoterapi-nedir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>960</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
