arşiv

‘İlişki Terapisi’ kategorisi için arşiv

İlişki Terapisi Ve Kalıplarımız

Pazartesi, 12 Nis 2010 Yusuf Bayalan yorum yok

Şema Terapinin Öyküsü: Bir vak’a özeti

Sinirlerinizi yerinden hoplatan bir eşi nerden buldunuz?

Kısa bir süre önce J. Young krizdeki bir çiftle tanıştı. Kadının adı Şebnem olsun, erkek arkadaşını, adı Tayfun olsun, zalimce eleştirilerine maruz bırakıyordu. Şebnem  Tayfun’un dişlerinin çirkin olduğunu düşünüyordu ve dişlerini beyazlatmasını istiyordu.  Ayrıca vücudunun çok tüylü olduğunu ve düzenli olarak traş olmadığından şikayet ediyordu. Randevulaştıklarında Tayfun Şebnem’i zamanında gidip almadığında (bir kaç dakika geç kaldığında ) Şebnem öfkeden köpürüyordu. Üstelik Tayfun tam 1 saatlik mesafede oturmasına ve  trafiğin çok yoğun olmasına rağmen. Şebnem saldırılarına devam ederken Dr. Young,  Tayfun’un da Şebnemle aynı fikirde olduğunu fark etti. Tayfun kendisinin korkunç derecede hatalı olduğuna inanıyordu ve Şebnem’in kendisine kızmasında da haklı olduğunu düşünüyordu. Dr. Young şuna karar verdi; Şebnem Tayfun’u seviyordu ve onu kaybetmekten korkuyordu. devamını oku…

Biz Vermezsek Kimden Alacağız?

Perşembe, 31 Ara 2009 Yusuf Bayalan yorum yok

 “Beni kimse anlamıyor!” diyor, üzgün, kırgın, yalnız, önemsiz hisseden genç kadın. Hiç kimsenin onu umursamadığını, kimsenin onun derdiyle dertlenmediğini düşünüyor. “Ben sevilmeye, önemsenmeye, ilgilenilmeye değer değilim!” diye düşünüyor. Göz yaşları dindikten sonra sorduğum “Siz en son ne zaman, kimi gerçekten anladınız?” sorusuna verdiği cevabı ise bize bizi çok iyi şekilde anlatıyordu: “Bilmem! Hatırlamıyorum; daha önce hiç bu açıdan bakmamıştım!” Bu cevap aynı zamanda, “Önce diğerleri beni sevsin, beni anlasın” mesajını da içeriyordu.

Sevilmek, önemsenmek, beğenilmek, anlaşılmak, takdir edilmek “muhtaç” olan bizlerin çok önemli tutamakları. Bizler bu tutamaklarla kendimizi hayata daha iyi bağlayabiliyor, kendimizi daha iyi hissedebiliyor, varoluşumuzu daha iyi yaşayabiliyoruz. Ama bazen almak istediklerimize o kadar çok odaklanıyoruz ki vermemiz gerekenleri unutuyoruz!

“Sevilmek istiyorsan sevmeyi bileceksin!” diyor şair. Bu dize üzgün danışanımın daha önce bakmadığı açıya dikkatimizi çekiyor. Neden önce sevmek; yani vermek!? devamını oku…

ADEMİN SEVGİSİ SOYUNUN AŞKI

Perşembe, 31 Ara 2009 Yusuf Bayalan yorum yok

Ben insanım ve insana muhtaçlığım künyemde yazılı; değil mi ki insan ve ünsiyet kelimeleri aynı kökten geliyor. Ünsiyet, benim gibi olan diğerleriyle bağ kurmam demek. Ve ben buna yazgılıyım; insanlara ihtiyaç duymam bir tercih değil sadece, bir “varoluşsal mecburiyet”. Mecburum diğerlerinin beni sevmesine, beni onaylamasına, bana saygı duymasına, beni anlamasına; mecburum diğer insanları anlamaya, kabul etmeye, onaylamaya. Sevmez ve sevilmezsem tartışılır insanlığım; ne yazık ki başka bir şey de olamam. Çünkü ben, olmam gerekeni olamadıktan sonra pek bir şey olamayan bir varlığım. İnsanım ve insanlığımdan kaynaklı yaralarımı diğer insanlarla sarabilirim ancak.

            Ademle yazgım aynı. Yalnızlığımı telafi için diğer bir insana muhtacım. Sadece insan olması da yetmez diğerinin; karşı cinsten olması gerekir. Çünkü Adem’e dar geldi cennet Havva olmadan; Havva var olabilmek için Adem’le bir olmalıydı. Ben insanım ve erkeğim/kadınım; yani ben yalnızım ve bir kadına/erkeğe muhtacım. Bu benim acziyetim; ama acziyetime vereceğim tepki beni eşrefi mahlukat(yaratılmışların en şereflisi, üstünü) yapabilecek. Havva olmadan mutlu olamadı Adem; ki bulunduğu yer cennetti. Yasak meyveyi yediğinde Havva’yı kaybetti; çünkü Havva’yı kaybetmesi ona verilebilecek en büyük cezaydı. Cezasının sona erdiğini Havva’yı bulduğunda anlamıştı. Ben insanım, Adem/Havva’yım, yalnızım, mahkumum; ama en şereflisiyim tüm yaratılmışların. devamını oku…

SENİ SEVİYORUM ZORBALIĞI

Perşembe, 31 Ara 2009 Yusuf Bayalan yorum yok

Bir kadın erkek ilişkisinin harcında bulunan sevginin miktarı o ilişkinin doyum vericiliğini dolayısıyla da söz konusu kadın ve erkeğin mutluluğunu etkileyen en önemli faktördür. Taraflar birbirini ne çok severse o oranda tatmin bulurlar ilişkilerinde ve genel anlamda hayatlarında. Çünkü doyum verici kadın erkek ilişkisi, varoluşsal bir ihtiyaçtır. Yani insanlığımızın özünde bu ihtiyaç vardır; Adem Havva’ya muhtaçtır, Havva Adem’e!

İnsan hislerini, düşüncelerini, yaşadıklarını en çok dil yoluyla anlatır. Bir kişinin konuşma içeriği bize o kişinin kişisel dünyası hakkında bilgi verir. Biz söz konusu kişinin söylediklerinden, ona dair, yaşadıkları, düşündükleri ve hissettiklerine dair bir çıkarımda bulunuruz. Kişinin belirttikleri ile gerçek olanlar arasındaki tutarsızlık ise genel anlamda dikkat çekici olur.

Zamane insanının en çok yatırım yaptığı, günlük dilde ve yazın hayatında en çok kullandığı  kelimeler arasında sevgi ve aşk ilk sıralarda yer alsa gerektir. Buna mukabil zamane insanının en çok muzdarip olduğu problemler arasında da ilişki problemleri ön saflarda yer tutmaktadır.

Zamane insanının ilişkilerinde seni seviyorum, aşkım, canım, hayatım, iyi ki hayatımdasın vb. ifadeler o kadar çok kullanılıyor ki, zamanımızda yaşamayanlar, sadece bu ifadelere şahit olsalar, insanlığın artık gerçek sevgi dönemi diye bir dönemde var olduğunu düşünebilirlerdi. Oysa bizler bu kadar çok sevgi ifadesinin yanında bir o kadar da ilişki problemlerine şahit oluyoruz. Ve şahit olduklarımız bize bir çelişki gibi geliyor: zamane insanı sürekli karşısındakine sevgisini dile getiriyor ve sürekli karşısındakiyle kavga ediyor! Evet ortada bir çelişki var; çünkü sevgi bu kadar kavgayı, aldatmayı, ağlatmayı, incitmeyi vb. kaldırmaz! Birisi hem sevdiğini söylüyor hem de karşısındakine acı veriyorsa bu bir çelişkidir. Çünkü  söylenen ile eylenen birbiri ile örtüşmüyor durumdadır.

Söz konusu çelişkinin bize daha anlaşılır gelmesi için şu soruyu kullanabiliriz: Zamane insanı seni seviyorum derken aslında neyi kastediyor? Gerçekten de karşısındakini sevdiğini söylemediği aşikar; çünkü gerçek sevgi kavga üretmez. Bana kalırsa zamane insanı söylediği şeyle beklentisini dile getiriyordur. Onun açısından seni seviyorum demek çoğunlukla “bana beni sevdiğini söyle” anlamına gelmektedir. Bu yaklaşım zamane insanının ruhuna uygundur. Çünkü zamane insanı bencildir, egoisttir. O, merkezinde kendisinin yer aldığı bir dünyada yaşıyordur. Dolayısıyla olan biten şeyler onun için olmalıdır. Sevgi ise söz konusu, önce o nasiplenmelidir ondan; artarsa modern bir cömertlik sergileyebilir belki! Peki neden bu sevilme ihtiyacını açıkça dile getirmez de yolu dolambaçlı hale getirir? Bu durumda da modern insanın diğer özellikleri bize ışık tutabilir. Modern insan güçlüdür, mantıklıdır, bilimseldir. Oysa sevilme ihtiyacını ifade etmek duygusallıktır ve duygusallık güçsüzlük göstergesidir; kendini kontrol edememek, mantığına hükmedememek demektir.

Gerçek ihtiyaçlarımıza uzak kaldığımız için, ve onları dile getiremediğimiz için çok yoğun öfke yaşıyoruz, hırçınlaşıyoruz. O yüzden çok sevdiğimizi söylediklerimize hayatı zindan edebiliyoruz.

Zamane insanı  olan bizler ne yapmalıyız peki? Sahici duygularımızla yüzleşmeliyiz, acılarımıza kapılarımızı açmalıyız ve en önemlisi de gerçek sevgiyi üretmeliyiz.

Psikoterapist Yusuf BAYALAN

KADIN ERKEK İLİŞKİLERİ VE TERKEDİLME ŞEMASI

Çarşamba, 30 Ara 2009 Yusuf Bayalan yorum yok

Şema

Şema kavramı, kişinin kendisini ve diğer insanları ve dünyayı anlamlandırdığı, tanımladığı, değerlendirdiği zihinsel yapıyı ifade eder. İnsan bu temel zihinsel yapıyı doğduğu andan itibaren oluşturmaya başlar. Şemaların oluşumunda kişinin temel yaşantıları, etrafındaki insanların ona karşı tutumları, kurduğu ilişkiler, öğrenmeleri vb. son derece önemli rol oynar.  Oluşan bu yapı(lar) zamanla kişinin davranışlarına yön verir ve bir anlamda hayatını şekillendirir. Şemalar olumlu ve gerçekçi içeriklere sahipse kişi çok fazla problem yaşamaz; ancak şemaların olumsuz ve yanlış içeriklere sahip olması psikolojik problemlerin oluşumuna zemin hazırlar.  Şema kavramı Şema Terapi literatüründe olumsuz olan ve uyum bozucu şemalar için kullanılır. Mesela çok fazla eleştirilen, yetersiz bulunan, aşağılanan bir çocuk  kendisiyle ilgili bir “kusurluluk” algısı geliştirebilir ve yetişkinliğnde de kendini şu ya da bu şekilde bir kusura sahip olarak algılayabilir. Bu kusurluluk algısı, çirkinlik, beceriksizlik, yetersizlik vb. noktalarına odaklanabilir.  Kusurluluk şemasına sahip birisi, beğenilmeyeceği düşüncesinden dolayı insanlardan uzak durabilir ya da beğenilmek için aşırı derecede çaba sarfedebilir. Tüm bu ve benzeri durumlar da kişinin hayatttan doyum almasına engel teşkil eder.

Şemaların oluşmasına, temel insani ihtiyaçlarımızın uygun şekilde giderilememesi sebep olur. Uygun şekilde giderilemeyen temel ihtiyacımızın ne olduğu geliştirecek olduğumuz şemayı belirler. Beğenilme, önemsenme, dikkate alınma gibi ihtiyaçlarını gideremeyen bir çocuk zamanla kusurluluk, sevilmezlik şeması geliştirebilir.

Şemaların bazı temel özelliklerini şöyle özetleyebiliriz: devamını oku…

AŞK ÖYKÜLERİ VE İLİŞKİ TERAPİSİ

Çarşamba, 30 Ara 2009 Yusuf Bayalan yorum yok

Aşk, insanoğlunun üzerinde en çok söz söylediği, yazı yazdığı kavramlardan biri olmuştur; aynen kader gibi, talih gibi. Hatta bu söylenen ve yazılanlar arasında aşkın bir talih olduğu görüşü de önemli bir paya sahiptir. İnsanoğlunun hayatını idamesinde kaderin, talihin önemli bir yeri olduğu şüphe götürmese de, bu kadere müdahale şeklinin insaniyetimizin asıl belirleyicisi olduğu göz ardı edilmemelidir.

Aşk(insanlığın iki yüzü arasındaki ezeli ve ebedi irtibat)ın oluşum süreci ve devamına dair çok sayıda farklı görüş dile getirilmiştir. Bu görüşlerden biri de Robert J. Sternberg tarafından ifade edilen, “aşkın bir öykü/hikaye olarak yaşanması”dır. Ona göre aşklar bir öykü olarak kurulur ve bir öykü olarak yaşanır. Öyküler, aşk ilişkileri ortaya çıkmadan evvel insanların kafasında vardır; ve insanlar ilişkilerine bu öykülerini yansıtırlar. Aslında insanın aşk ilişkisindeki temel çabası, kafasındaki ideal aşkı/aşk öyküsünü yaşama arzusudur.

Bir çiftin aşk ilişkisini anlamanın en önemli yolu, her iki tarafın da gerçek(yaşanılan) aşk öyküsü ile ideal(olması gerektiğine inanılan) aşk öyküsünü anlamaktır. Bir ilişkinin tanımı, ilişkinin tarafları açısından çok farklı şekillerde gerçekleşebilir. Aynı olayı iki kişi çok farklı şekilde değerlendirebilir. Eşlerden birinin karşı tarafı, endişe, merak dolayısıyla aramasını karşı taraf kontrol edilme, yönlendirilme olarak algılayabilir. İdeal aşk öyküsü ile gerçek aşk öyküsü yakınlaştığı oranda kişinin o ilişkideki memnuniyet düzeyi artacaktır. İdeal ile gerçek aşk arasındaki mesafe ise mutsuzluğu doğuracaktır. Bir ilişkinin anlaşılması için sadece yüzeysel problemlere dikkat edildiğinde olumlu anlamda yol alınma ihtimali düşer; yapılması gereken her iki tarafın da aşk öykülerini hesaba katmaktır. devamını oku…